İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 3

İnat

Enes Hoca’nın sert parmakları kolumu mengene gibi sıkarken, yüzü yüzüme çok yakındı. Gözlerindeki yoğunluk koridorun havasını ağırlaştırıyordu. "Ayağını denk al Esila," dedi, sesi uyarır gibi ama bir o kadar da etkileyiciydi. İnatçılığım, kalbimin ritmine meydan okudu. "Ayağımı denk alacak bir şey yapsaydım, hadsizliği kabul ederdim hocam. Ama siz kurallara aykırı davranıyorsunuz. Üniversiteye yeni gelen bir hoca böyle yapamaz."

​Bu sözümle bakışları daha da derinleşti, sanki beni çözmeye çalışıyordu. Bir anlık sessizliğin ardından kolumu bıraktı. Tam o sırada çalan ders zili, aramıza görünmez bir duvar ördü. İçimdeki inat, Enes Hoca’ya kolay kolay pes etmeyeceğimi gösterme isteğiyle harlanmıştı. Aslında normalde yumuşak, şakacı ve dersi eğlenceli geçen biri olduğunu bilirdim; herkesle samimiydi ama bu 'hadsizliği' alttan alacak türden de değildi.

​Matematik dersi başladığında, atmosfer gergindi. Enes Hoca beni tahtaya çağırdı. Bilerek ters bir bakış atıp, kalemi uzatırken "Kalemi ve elimi alabilir miyim?" dedim, sesimde hafif bir alay vardı. Şah ve mat hamlesiydi bu. Ama o, "Tabii, ellerinizi yemedim," diyerek lafı gediğine koydu.

​Tahtadan dönerken ayağım takıldı. Bunu bilerek yaptığını anladığım an, düşmekten son anda beni tuttu. Kulağıma, "Bir hocayla yarışamazsın," diye fısıldadı. Ben de, "Siz bana inanmadıkça inatlaşmaya devam ederim," diye karşılık verdim. "Görürsün," dedi, iddialı bir ses tonuyla. Yerime otururken kalemi geri verirken ellerimiz sürtündü. O an bende bir kıvılcım, onda bir elektriklenme hissettim.

​Zaman ilerledi. 6. saat teneffüsünde kafeteryada sıra beklerken, arkamda Enes Hoca'nın olduğunu fark etmedim. Sıcak sütlü kahvemi alıp dönerken dengemi kaybettim. Kahve, onun siyah gömleğine döküldü. Neyse ki ılıktı ama o anlık hışımla, "Ne yapıyorsun?" diye çıkıştı. Defalarca özür diledim, hata olduğunu anlattım ama o, inadıma sinirlenerek beni herkesin içinde ayrı bir koridora çekti.

​"Senin benimle derdin ne?" diye sordu, sesi koridorda yankılanıyordu. "Benim sizinle ne derdim olacak?" diye çıkıştım ben de. Gözleri gözlerimden kıyafetlerime kaydı, yoğunlaştı. "2.5 gündür benimle uğraşıyorsun, hadsizce davranıyorsun, üstelik gömleğime kahve döktün," dedi. "Dün kaç kere özür diledim ama siz hak ediyorsunuz," deyince, benden yayılan vanilya kokusu onu duraksattı. Bir an lafı kesildi.

​O sırada kafeteryadan gelen bir öğrenci ve hoca aramıza girdi. Onun parfüm kokusundan ve mesafesizliğimizden dolayı geri çekilmeye başlarken, o tekrar sinirlendi. "Herkesin içinde... Sen artık iyi öğrenci olsan iyi olur Esila Hanım!" diye bağırdı. "Peki hocam, siz de yerinizi bilin!" diye karşılık verdim.

​Sinirle kolumdan tutup beni müdür odasına götürmeye çalıştı. Tam kapıyı tıklatacakken mesafeyi azaltıp iddialı bir ses tonuyla konuştu: "Son kez uyarıyorum, benimle ilgili bir sorun oluşmasın. Hem sınıf hem matematik öğretmeninim. Kapasiten varsa anlarsın." Gözlerindeki öfke beni mesafe açmaya zorladı. "Tabii Enes Hocam, en iyi hoca sizsiniz," diyerek oradan çekip gittim.

Bölüm sonu

1 yorum