İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 2

Vanilya

Egemen Üniversitesi’ndeki ilk günüm, Paris’teki o düzenli ve şık hayatımdan sonra tam bir kaos gibi başlamıştı. Dersler bitmek bilmiyor, saniyeler geçtikçe üzerimdeki o ağır hava daha da basıklaşıyordu. Paris’te dil bilimlerini bir yılda bitirmiş olabilirdim ama şu an önümdeki matematik soruları sanki çözülmemek için yemin etmiş gibiydi. Hayatım boyunca lüks kafelerde, elit çevrelerde bulunmuştum; ancak bu amfideki sessizlik ve Enes Hoca’nın yaydığı o soğuk otorite beni ilk defa gerçekten geriyordu.

​Aramız ilk dakikadan itibaren hiç iyi değildi. O, tahtada rakamlarla adeta bir orkestra yönetirken, ben kağıdımdaki o karmaşık sorunun içinde boğuluyormuş gibi hissediyordum. Anlamıyordum! Sorsam, o buz gibi bakışlarıyla "Bunu mu yapamadın Parisli?" diyerek lafı gediğine koyacaktı, biliyordum. Gün bitmesin, zaman dursun istedim. Önce kendi kendime, "İnternetten bakarım, kimseden yardım istemem," dedim ama içimdeki o hırslı Esila rahat durmadı. Cevabını bulamadığım o soru zihnimi kemiriyordu.

​Sonunda dayanamadım. Derin bir nefes alıp test kitabımı kavradım. Amfinin ortasından, yüzlerce öğrencinin arasından geçip masasına doğru ilerledim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, ayaklarımın altındaki zemin kayıyor gibiydi. Yanına ulaştığımda tam ağzımı açıp soruyu soracaktım ki, o an hayatımın en utanç verici saniyelerinden biri yaşandı.

​Sakarlığım resmen üzerimdeydi. Dengemi kaybeder gibi oldum ve topuklu botumun ucuyla Enes Hoca’nın ayağına tam merkezden bastım!

​Nefesimi tuttum. O an yer yarılsa da içine girsem diye dua ediyordum. Enes Hoca’nın o keskin yeşil gözleri bir anlığına kısıldı, çenesi kasıldı. Acısını belli etmemeye çalışarak, sanki hiçbir şey olmamış gibi soruyu hızlıca, buz gibi bir ses tonuyla anlattı. Ama sesi o kadar mesafeliydi ki, Paris’in kışından daha soğuktu. Soruyu bitirir bitirmez kafasını kaldırdı ve doğrudan gözlerimin içine baktı.

​"Esila," dedi, sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskindi. "Gözümden kaybol."

​Kıpkırmızı olmuştum. Tam arkamı dönüp kaçar adım uzaklaşacakken, "Daha kötüsü olamaz," dediğim anda bir facia daha yaşandı. Aceleyle dönerken dizim masanın kenarına çarptı, dengem yine sarsıldı ve ben... İnanılmaz bir şekilde, ikinci kez aynı hırsla ayağına bastım!

​Enes Hoca’nın gözlerinde bir şimşek çaktı. Gerçekten sinirlenmekte o kadar haklıydı ki! "Özür dilerim," bile diyemeden, arkama bakmadan yerime koştum. Amfideki fısıldaşmaları duyabiliyordum. Sırama çöktüğüm gibi kafamı test kitaplarının arasına gömdüm. Paris’ten gelen o havalı, zeki Esila gitmiş; yerine hocasının ayağını sakatlamaya çalışan o sakar kız gelmişti.

​Başımı kaldırmaya cesaretim yoktu. Enes Hoca’nın bakışlarının hala sırtımda olduğunu hissedebiliyordum. Bu okulda işim, o matematik sorularından çok daha zordu artık.

Okuldan çıkmak için can atıyordum ama sanki koridorlar uzadıkça uzuyordu. Gün batımının kızıllığı pencerelerden süzülürken, önüme bakmadan ilerlediğim o saniyede yine aynı şeyi yaşadım. Sert bir gövdeye çarpıp sendeledim. Başımı kaldırdığımda Enes Hoca’nın o taviz vermeyen bakışlarını gördüm. "Yine mi Esila?" der gibi bakıyordu.

​"Hocam, gerçekten özür dilerim," diye fısıldadım utançla. Ama o, beklendiği gibi yumuşak davranmadı. "Biraz daha dikkatli ol Esila," dedi sesi buz gibi bir tonda. "Yoksa bu özürlerin bir anlamı kalmayacak, hepsi boşa gidecek."

​Bana laf sokup gitmesi kanıma dokunmuştu. Gece boyunca aklım o bakışlarındaydı. Matematik grubunda soru çözerken, heyecandan titreyen parmaklarımın azizliğine uğradım. "Yaklaşım" yerine "Yakışıklım" yazıp gönderdiğim o an, yerin dibine girmek istedim. Enes Hoca’nın sert ve trip dolu cevabı gecemi mahvetti. Kalbim darlanıyor, sanki nefes alamıyordum.

​Ertesi gün sınıfa girdiğinde gözleri doğrudan beni seçti. Ders boyunca bakışlarını üzerimde hissettikçe yerimde duramaz oldum. Doğa’nın "Neden sana bakıyor?" sorularını geçiştirsem de, ders çıkışında kolumdan tutulup durdurulunca kaçacak yerim kalmadı.

​"Siz iyi misiniz Esila? Önce çarpışmalar, sonra o hadsizce mesaj..." Sesi uyarır gibiydi ama gözlerinde başka bir şey vardı. İnatçılığım üzerimdeydi. "Bilerek yapmadım! Alt tarafı yanlış bir mesaj, neden bu kadar uzatıyorsunuz?" diye çıkıştım.

​O an duraksadı. Bakışları koyu lacivert mini eteğimde ve deri ceketimde gezindi. Aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki, her nefes alışında tenimden yayılan çilekli vanilya kokusunun burnuna dolduğunu görebiliyordum. Bakışları koyulaşmıştı. Tam arkamı dönüp gidecekken, sertçe kolumdan tuttu. Gitmeme izin vermiyordu. Bakışları hala üzerimdeydi ve o koku, aramızdaki tüm o sertliği bir anda eritip yerini tehlikeli bir çekime bırakmıştı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.