
Duşun ferahlatıcı etkisiyle kendimi biraz daha toparlamış hissediyordum. Paris'ten getirdiğim o özel çilek kokulu parfümden bolca sıkıp, ayna karşısına geçtim. Kombinim hazırdı: Beyaz fiyonk detaylı crop top, katmanlı siyah etek ve beyaz Diesel el çantası. Aynadaki yansımam, içimdeki hırçın inadı yansıtır gibiydi; en azından öyle umuyordum. Rüya da hazırdı; o da krem rengi büzgülü crop top, katmanlı siyah etek ve beyaz spor ayakkabılarıyla spor ama havalı bir kombin yapmıştı. İkimiz de çok güzel kokuyorduk. Beraber çıktık, kırmızı arabaya binip Emel ve Zeynep'i aldık. Zeynep, kahverengi mini elbisesini çapraz kollu detayıyla tamamlamış; Emel ise beyaz kot mini pantolon ve pembe çapraz askılı bir crop top giymişti. Dördümüz de geceye hazırdık.
Parti mekanının otoparkına geldiğimizde kalbim bir an duracak gibi oldu. Gözlerim hemen o tanıdık arabayı aradı ve... Evet, oradaydı. Enes Hoca'nın arabası. Rüya arabayı park ederken, Enes Hoca da park edip indik. Şok bir an: Arabadan sadece o değil, Gökçe de indi! Ve Gökçe, inadıma yanına oturmuştu ya, of! Neyse, selamlaştık. Enes'in gözleri anında beni buldu. Beni dört kez, en tepeden en aşağıya kadar süzdü, sanki "Bu gece ne kadar güzel olmuşsun" der gibi. Gökçe, Enes'in o hayran bakışlarını fark edince hemen lafa girdi: "Enes hocam, kör olmayın!" Enes, hafifçe öksürüp, "Öhm, tabii ki sen en güzelsin Gökçecim," dedi. Ya, bide "Gökçecim" ne kadar adiler ya! "Geçelim mi kızlar?" diyerek konuyu kapatmaya çalıştım.
Arkadan Burak da geldi. Burak çok yakışıklı olmuştu, siyah takımıyla tam bir beyefendi gibiydi. "Burak, çok yakışıklı olmuşsun," diyerek ona iltifat ettim. Enes'in kaşlarının çatıldığını fark ettim ama umursamadım. Burak, "Teşekkür ederim canım, üst kata mı?" diye sordu. "Evet, canım, ikinci kata," dedim gülümseyerek. "Çıkalım biz o zaman," dedim kızlara dönerek. "Biz çıkıyoruz, siz gelirsiniz," diye laf işittim hocadan. Genel söylediği için kimse üstüne alınmadı ama ben o lafın kime gittiğini iyi biliyordum.
İkinci kata çıkarken etrafı inceliyordum; burası bayağı pahalı bir mekandı, bu parayı nasıl bulduklarını anlamadım ama sanırım çok zenginlerdi. Rüya anlatmıştı; Emir ve Furkan'ın babası hem Türkiye'de bir kıyafet ofisinin başkanı hem de İspanya'da bir takı şirketine sahipti. Bayağı çok paraları vardı adamlarda. Rüya'dan dinlediğim kadarıyla biliyordum. Bu bina dört katlıydı ve her katın sorumluluğu ayrıydı ama bizim grup birinci ve ikinci katı bir yapmıştı. Biz ikinci kata çıktığımızda, Burak kolumdan ayrılmıyor, sarmaş dolaş yürüyorduk. O sırada merdivenlerde duran Enes Hoca, tekrar ayağıma bastı. Bunu ikinci defa yapıyordu! İddia için konuşmadım ama bir şey de demedim.
Koltuklu bir masaya geçtik. Masada bayağı atıştırmalık vardı. Bu katta bayağı fazla yer kaplayan bir düzenleme yapılmıştı. Yarım ay biçimindeki koltuğa geçtik. Enes ve Gökçe de yanımıza oturdu. Meraklılar ya! Emel ve Rüya yan taraftaki çift kişilik koltuklara, Zeynep ve Ada ise diğer yan çift koltuklara oturdular. Burada 4-5 koltuk vardı, yarısı ise ayaktaki masalardı, yani koltuksuz. Sağ tarafımda diğer içecek ve yemeklik ayakta masalar, solumda ise dans yeri ve içecek gibi yerler vardı.
Furkan, Arda, Emir, Metehan ve Çınar; hepsi çok yakışıklı olmuşlardı. "Hoşgeldiniz" deyip oturduk. Emir ve Rüya'nın flört ettiğini sanıyorum, ben soru soruyorum ama cevap vermiyorlar. Emir, Rüya'nın elini öptü; aynı şekilde Metehan da Ceren'in elini öptü. Yanlarında Ayşe ve Arda, Yiğit ve Ada vardı. Herkes birbirine erkek arkadaş gibi davranıyordu, tabii bu gecelik için normaldi, aslında hepsi yakın arkadaştı.
Selam, sohbet, klasik sorulardan sonra Emir, "Yemek masalarına oturun, yiyelim," dedi. Ben kalkarken ayağım birbirine girdiği için dengemi kaybedecek gibi oldum. Enes Hoca anında belimden tuttu. Öyle hoş baktı ki, sanki acı çeker gibi. İçim tuhaf oldu. Neyse, Burak hoşlanmadı tabii bu durumdan. "Esila, iyi misin canım?" diye sordu. "İyiyim yakışıklı, merak etme," dedim hem dalga geçer gibi hem de hoşuma giderek iltifat ettim. Masalara oturduğumuzda Enes Hoca'nın ne haddineyse sandalyemi çekip oturmamı sağladı. "Öhm, gecenin yıldızı Esila olduğu için..." diye mırıldandı.
"O oooooooo, Esila!" Herkes şaşırdı. "O kadar abartmayın ya," dedim utanarak. "Esila, iyi misin? Ne güzel iltifat aldın," dedi Rüya. "Sen benim yerime teşekkür edersin Gökçecim," diyerek laf soktum. İyi oldu. "Neyse, önemli değil Gökçecim," dedim. Yemekte mezeler, ara sıcak börekler, mini tatlılar falan vardı... Yemekler yendi ama ben pek yemedim, az yedim.
Burak, "Canım, neden yemedin?" diye sordu. "Canım istemiyor Burakcım, o yüzden ya," dedim. "Hm, peki sorun yok," dedi Burak. Emir, "Rüyacım, benimle dans eder misin?" diye sordu. "Tabii ki," dedi Rüya. Dansa çıktılar. Metehan da Ceren'i dansa kaldırdı. Kaldık Arda, Ayşe, Ada, Yiğit, Zeynep, Fırat ve biz. Yavaş yavaş Arda ve Ayşe de gitti, Fırat ve Ada da gitti, Zeynep ve Yiğit en son gitti. Burak, "Biz de koltuğa geçelim mi tatlım?" diye sordu. "Tabii ki Esilacım," dedi. "O zaman biz kalkalım Esila, koltuklara geçelim," dedi Gökçe. "Biz de kalkalım Gökçe," dedi Enes Hoca. "Peki hocacım," dedi Gökçe. Biz koltuklara geçince arkamızdan gelen ikisi de geldi. Emel de yanımda koltuğa oturdu. Ben ve Burak çift kişilik koltuğa oturduk, onlar da yarım ay biçimindeki 4 kişilik koltuğa oturdular. Emel ve Furkan da yanımızdaki koltuğa oturdular.
Emel kulağıma eğilip, "Enes Hoca senden başka bir şey görmüyor," dedi. "Saçmalıyorsun Emel," dedim sessizce. Sessizlik çökünce Furkan beklenmedik bir hareketle Emel'i dansa kaldırdı. Emel de kabul etti ve gittiler. Kaldık yakışıklı Burak ile o gıcık ikili. "Öhm, öhm, ee Gökçe, antrenmandan sonra ne yaptın?" diye sordu Enes. "Ben mi? Makyaj yaptım," dedi Gökçe. "İyi yaptın," diyerek konu bulmaya çalıştılar.
Burak, "Canım, beraber dansa gidelim mi?" diye sordu. "Üzgünüm Burakcım, başım ağrıyor, o yüzden yapamam," dedim. "Peki, sen bilirsin," dedi Burak. Ardından Emir geldi. "Siz neden dans etmiyorsunuz?" diye sordu. "Çünkü..." dedim. "Yani pek sevmem," dedi Burak. "Hadi ama lütfen, gelin dördünüzden ikisi," dedi Emir. Ve ben Burak ile çıktım, hepsi şoke olmuş gibi baktılar. Ve Emir gitti, biz de dansa gittik. Sağ sol hareketlerle hip hop dansı yaptık, müzik tam gece kulübü gibiydi...
Bir saat sonra yoruldum ve oturmak istediğimi söyledim Burağa. O da tamam dedi ve oturduk. Koltuğa oturduğumuzda Gökçe laf soktu: "Enes hocacım, bence buranın havası değişti, dansa gidelim." Enes, "Asık senin havan değişmiş, kendin dans et," dedi. Enes bir şaşırdı öyle dememe, ben de beklemiyordum ama işte dedim. Enes Hoca sertçe, "Esila, ağzını düzgün tut!" diye uyardı. "Gökçe, sen de imalarına dikkat et," dedi sonra da Gökçe'ye. "Tamam, kavga yeter aa burda susun!" diyerek Emir bizi uyardı.
Metehan ve Ceren geldi. "Ya, siz hepiniz dans etmemek için anlaştınız mı?" diye sordu. "Hayır ama burada ışığımız söndüğü için katılmıyorum," dedim ben. Enes Hoca, "Bana sorma," dedi. "Tamam o zaman, Gökçe ışığını yakmak istiyorsun, meydan çık, millet seni merak ediyorlar, gel işte," dedi Emir. "Tamam, bakalım," dedi Gökçe. İkisi gitti, yine dörtlü kaldık. Bir süre Enes Hoca ile ben bakıştıktan sonra Gökçe yine laf sokmaya başladı. "Siz neden bakışıyorsunuz? Evet neden? Ne kadar triplisin hocaya Esila," dedi Burak. Enes Hoca ile beraber aynı anda "Size ne!" diye bağırdık...
"Aaaaaa yeter! Ben size mi katlanacağım ya? Gel Burak, sıkıldım, dans edelim," dedim. "Tamam edelim, ben de sıkıldım," dedi Burak. "Burak, sen... Sen gelmiyorsun o yüzden," dedi Gökçe. "Sorun yok, benim başım ağrıyor, o yüzden gerek yok," dedi Burak. "Tamam, sen bilir..." "Hadi Burak ya ne konuşuyorsun onla," dedi Gökçe. "Sen iyi eğlen Gökçecim," deyip kaş göz yaptı cilveli bir şekilde. "Tamam hocacım..." dedi Gökçe.
Şimdi Enes Hoca'nın canını mahvedecektim. "Gökçecim gecenin yıldızı..." "İyi eğlen Gökçecim..." "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" "Sen... Siz başladık Esila, ne güzel ya," dedi Enes Hoca. "Enes hocam, bir şey sorduk..." "Ne? Anlamadım...?" "Siz gerçekten çok kötüsünüz," dedim trip atar gibi. Bakışlarım Enes Hoca'yı bulduğunda yerimden kalkmak için kolumu tuttu, bu sefer de kucağına düştüm... Ve yanına oturttu beni. Ben bacak bacağa atarak oturdum. Oturuşum o kadar gıcık olmuş gibiydi ki... Bunu cidden yaşıyorsam, eyvah! "Siz manyak mısınız ya?" dedim Enes Hoca'ya. "Öyleyim, bilmiyor muydun? Peki sen..." "Bilsem sormazdım," dedim. Gülmek geldi, güldüm ya. "Esila, beni dinle ya..." "Dinlemiyorum." "Tamam, dinleme. Ama sen iddia kaybettin." "Ne? Hayır!" "Evet." "Enes hocam, sizin yüzünüzden sürekli Gökçe flört ediyor gibi davranıyorsunuz. Sürekli beni izliyorsun." "Ee, ne kadar beni takip etmişsin..."
Of, tam kolumla savaşırken yanımıza esmer, turuncumsu saçlı, fiziği bayağı iyi, mini etek ama kırmızı fırfırlı, üzerine de sadece bordo crop askılı bir dekolte giymiş, bayağı göz çekici bir kız geldi. Karşımıza oturdu. Ve bacak bacağa otururken Enes Hoca'yı etkiler gibi cilveli bir poz verdi. Baktı bize. "Hello." "Hello." "How are you?" "I am good thanks and you." "Thanks, I am good." "You guys suit each other very well." "What?" "What?" Aynı şekilde Enes Hoca ile bakışarak şaşırmış bir ifade yaptık. "Are you guys in a relationship?" diye sordu. "No." "No." İkimiz de no dedik ama ben vücudum titriyordu böyle bir şey beklemiyordum. O kadar sevdiğimi göstermiyorum diye umuyorum. "What is your name?" "My name is Enes. And you?" "I am Esila." "Memnun oldum, ben çok..." "Teşekkürler," dedim. Kız Türkçe az biliyor aa... "Mr. Enes, do you have a girlfriend?" "What?" Enes Hoca'nın yerine ben dedim. "Oo, hayırlı olsun hocam," dedim gülerek. Kız bir de cilveli poz veriyor. "Esila..." "Ne var? Nikah davet etmeyecek misiniz?" Hem gülüyorum hem de hırsımdan kızın yaptığı pozu veriyorum, hakikatten bakalım... "Esila." "Hocam, nikah şahidi sensin. Davet edersen gelirim," dedim. O sırada gülerek kız da güldü. "You are very..." "Thanks, Beautiful girl." "What? Enes!" "I really liked the girl. Do you also have a girlfriend, what's your name?" "My Name is Alev. I don't have a boyfriend, I like you a lot."
"Ne? Enes hocam, ne yapıyorsun?" "Kendime sevgili arıyorum," dedi bıyık altından gülerek. Resmen ya! "İyi o zaman ya..." dedim ve giderken Enes beni durdurdu. Yine takıldım ve kız gelip yardım etti. "Can I sit next to you, Enes the handsome?" "Ya bu kız sana yürüyor!" "Sure, yes." "Yürümek? Ah, hayır! Onu sevdim çok..." Kız hocanın yanına sokuldu ve etkileyici bir poz alarak oturdu, inanamıyorum ya! "İyi size baş başa vakit dilerim," dedim ve sinirlenerek sola doğru içeceklerin olduğu yere gittim.
Bir iki basamak sonra mutfak gibi yapmışlardı. Raflarda sadece soda bardağı için uzandım ki belimden kavrayan bir el ile ona çevrilen anlar ani oldu... Rafa sıkıştırdı beni ve şöyle dedi beni kendine çekerek: "Senin saçların ne güzel savruluyor bana..." Tam bir trip hareketi... Beni sıkı tuttu. Ne alaka ya? Alev nerede bir de? "You are speaking English! Ne hakla beni öyle sinirlendirmek?" "Sen de sinirlenme," dedi Enes Hoca. "Asıl sen sinirlenme! Çünkü Burak ne kadar bana iltifat etse zorunuza gidiyor." "Aynen öyle, biliyor musun? Ne kadar çok ortak özelliklerimiz var..." "Aynen, ben de Burak'a yürüyeceğim." "Esila, yaparsan..." "Sen sinir etmekten keyif alıyorsun." "Evet, bayağı çok, o kadar hoşlanıyorum ki her gün sizi kıskandırmak geliyor," diyerek laf soktum. Gidecektim çünkü Gökçe geliyordu ama Enes Hoca sırf saçlarım savrulsun diye beni kendine çekiyordu. Bu adam gerçekten böyle hareketlerden hoşlanıyordu, cidden beni böyle sinir etmek çok hoşuna gidiyordu ya! "Sen trip ve iddia kabullen, ben de böyle yapmayayım tamam mı?" dedi. "Hayır, iddia kabullenmiyorum." "Ama sen bilirsin, sana böyle sinir etmek aşırı zevk oluyor, haz benim için," dedi. "Ne? Saçmalamayın!" "Esila, sen gerçekten kokun bir başka hoş," derken Gökçe geldi. "Oh, keyifler bol hocam, tebrikler," dedi. "Efendim Gökçe?" "Diyorum ki, aranızı düzeltmişsiniz," dedi Gökçe. "Hayır, ben değil, o kendi kendine barıştık sanıyor," dedim Enes Hoca'ya. "Hahahahah! hahahahah! Aynen öyle, ben kendi kendime barıştık sanıyorum!" dedi. "Neden ben sorunu dalga alıyorsunuz?" dedi Gökçe. "Çünkü soruyu yanlış soruyorsun Gökçe. Soru şu olacaktı: Barıştınız mı, yoksa ne yapıyorsunuz sorusu..."
"Tamam, ne yapıyorsunuz burada?" "Ben söyleyeyim," dedim öyle iddialı inatçı bir bakışımla. Hoşuna gittiği için böyle yapıyordu Enes Hoca. "Senin hocan bana iltifat ediyordu," diyerek bombayı attım. Kolumu bırakmıyor. "Gidebilir miyim?" "Hayır." "Neden?" sorusu Gökçe ile şaşırmış gibi baktık. Enes Hoca, "Enes hocam, ne kadar bana hayransınız!" "Aynen çok hayranım sana ya! Favorim öğrencimden daha fazla," dedi. "Hocam, benden bile mi?" Eyvah, iş karışacak! "Senden bile Gökçe, Esila benim için çok değerli," dedi Enes Hoca. "İyi o zaman, siz Esila ile mutlu dilerim," dedi Gökçe ve çekip gitti. Enes Hoca, "Ne hayır ya..." dedi. "Kolay gelsin Enes hocam," dedim ben de gülerek. "Ya sizi anlamıyorum, ne biçim tavırlarınız var," dedi Enes Hoca.

Ben koltuğa geçip mutlu bir şekilde otururken Enes Hoca Gökçe'nin gönlünü alıyordu. Ama bu kısa sürdü çünkü hemen gelip yanımda oturdu. "Gökçe, gecenin ışıltısı olarak seni tebrik ediyorum, çok hoşsun," dedi Enes Hoca. Bir kızarak baktım ona. "Öhm öhmmmm." "Helal hocam," dedim sinirle. "Sağ ol Esila," dedi Enes Hoca. "Ne demek, boğazınızda kalsın," dediğimi duydu Enes Hoca. "Efendim Esilacım?" "Bakın, sizinle barışmadım ama Esilacım da demeyin," dedim. Enes Hoca, "Esila, sen bir gelsene benimle," dedi ve şok bir hareket yaptı. "Bu hoş güzelliğiniz ile benimle dans edebilir misiniz?" Çiçek ile teklif etti. Sırf Gökçe inadı üzerine! "Ben gelmek istemiyorum sizinle, asla dans etmem," dedim. "Tamam işte barışalım, sana bir söylicem," dedi Enes Hoca. "Gelmiyorum, burada da söyle," dedim. "Esila, sen iyi biliyorsun, gel bence," dedi Enes Hoca. "İyi o zaman, geliyorum," dedim. Çiçeği aldım ve elini tutarak dans sahnesinde olduk. Sen görürsün dans etmek neymiş göstereceğim sana...
Sahnede hip hop dansı yapmak için sol sağ hareketlerle dans ettik. Millet sanki yanlış bir şey yapmışız gibi bakarak dans ettiler. Rüya geldi. "Oo hayırlı olsun, barışmışsınız," dedi. "Ben barışmadım, o kendi kendine barıştı..." dedim. 4 dakika sonra Burak geldi. "Esila, azıcık ben de dans eder misiniz seninle dans etmek harika..." dedi. "Ay teşekkür ederim canım ya, Enes hocanın ricası için azıcık dans edeyim, sonra gelirim ben," dedim Burağa. O gitti, Enes Hoca bana sessizce şöyle dedi: "Sen ne kadar rol yapıyorsun!" "Ne rolü? Sen ısrar ettin, ben de tamam dedim," dedim. "Onda sıkıntı yok, sadece barışmak," dedi Enes Hoca. "Barışmasaydın, neden Gökçe ile izin verdin?" "Enes hocam, siz de ne kadar kıskançsın..." "Esila, sus!" dedi Enes Hoca. Tam gidecekken izin almadan gidemezsin lafı işittim. İzin almayı düşünmüyorum. "Neden? Çünkü siz adi birisiniz!" dedi. "Esila..." "Gökçe ile mutluluk dilerim," dedim ve çekip gittim. Burak ile beraber dans ettik. Burak ile dans edersem Enes Hoca öyle kıskanç bakıyor ki, ya da bana öyle geliyor. Gitti ama Gökçe ile geri geldi, sırf inadıma olsun diye Gökçe ile dans edecek. Pes ya! Neyini seviyor Gökçe'nin, neyse bir şey diyemiyorum...
Parti tamamen gece 4'e kadar sürecekti ve saat daha 11'di. Rüya, "Parti sonuna kadar kalalım," dedi onun için kaldım. İki saat boyunca dans ettikten sonra çok terledim, elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. İşimi hallettim. Hallettikten sonra elimi falan yıkadım ve tekrar koltuklara geldim. Gökçe Çınar ile dans ederken, Burak ise Ada ile dans ediyordu. Diğerleri ise tek başınaydı...
Buzluktan meyve suyu alırken meyve suyu bardağı doldurup içecekken "Selam, dünya güzelim," lafı ile arkamı döndüm. "Tanışalım mı?" dedi, ben de "Evet," dedim. "Onun ismi..." "Esila." "Taner. Memnun oldum, güzel kız." "Ben de Taner. Hoş beş sohbetten sonra sence hoş muşun, mutsuz musun? Komik ama saçma sorular ile güldürmüştü. O anda Enes'in yanımıza geldiğini gördüm. Enes geldi ve savaş açacak gibi gözleri vardı. "Ben de memnun oldum, Enes." "Ben de Taner." "Esila, ben senin Instagram alabilir miyim?" "Tabii ki." "Hayır, çünkü ben alacağım!" "Siz ne hakla karışıyorsunuz?" "Sana ne Esila ya!" "Siz tanışmış mısınız?" "Hayır." "Evet." "Hangisi Peki?" "Evet, ben sevgilisiyim hatta!" "Hayır ya, o benim hocam." "Ne siz hakla böyle diyorsunuz! Tamamen sadece arkadaş için özür dilerim. Ama bu arada yakışıyorsunuz, ben kaçar..." dedi Taner ve çekip gitti. Enes Hoca, "Siz de pes ya..." "Asıl sana pes ya! Niye elin adamı ile..." dedi Enes Hoca. "Siz tam bir saçmalısınız! Ama siz görürsünüz..." dedim ve öfkeyle oradan ayrıldım.