İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 14 · 7 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 14

Gölgesinde Kıskançlık

Koltukta otururken bir anda grubun geri kalanı tepemize dikildi. Gökçe, Enes, Emel ve Furkan... "Neden geldiniz?" dedim sesimdeki bıkkınlığı gizlemeden. "Yorulduk, azıcık dinlenip devam ederiz," dedi Furkan. Gökçe hemen Enes’in yanına sokulup bir şeyler fısıldamaya başladı. Onlar kendi dünyalarındayken ben de inadına Burak’a döndüm. "Yarın sahile gidelim mi? Hava güzel olursa harika olur," dedim sesimi biraz yükselterek. Burak o her zamanki sahiplenici tavrıyla, "Tabii tatlım, gidelim beraber," dedi.

​O sırada Enes Hoca’nın sesi ortamın havasını bir anda kesti: "Antrenman saatini kaçırmayın!" Duymazlıktan geldim. Telefonumla ilgileniyormuş gibi yapıp ekrana boş boş bakıyordum. İçimde ona karşı hem devasa bir sevgi hem de inanılmaz bir gıcık kapma hali vardı. Sırf o göze çarpan hareketleri yüzünden canını yakmak istiyordum. Gökçe, sinsice Enes’e doğru eğilip, "Hocam Esila’yı boş verin, sizi takmıyor zaten," dedi. "Evet, takmıyorum! Var mı diyeceğiniz? Umurumda bile değil!" diye çıkıştım bir anda. Gökçe şaşkınlıkla "Neden Esila?" diye sordu. Tam ağzımı açıp "Sizin az önce mutfakta ne yaptığınızı söyleyeyim mi?" diyecekken Enes sözümü kesti: "Gökçe, ben Esila’yı inat olsun diye uyardım ama umurumda olmadığı için boş verdim."

​Gözlerimi devirdim. "Siz tam bir kıskançsınız," diye lafı soktum tam kalbinden. Enes sadece sert bir bakış attı, Gökçe ise "Tamam hocacım," diyerek onu onayladı. Yarım saat sonra ekip tekrar dağıldı; Burak, Çınar ve diğerleri dans pistine yöneldi. Enes, herkesin içinde Gökçe’ye döndü ve "Bu dansı bana lütfeder misin?" diyerek teklifte bulundu. Gökçe sanki bu anı ömrü boyunca beklemiş gibi koşa koşa gitti piste. İçimden "Bu kız bu adama resmen aşık," diye geçirdim.

​Tek başıma koltukta kalmışken yanıma Rus güzeli bir kız oturdu. "Hello, how are you beautiful girl?" dedi. Tanıştık, adı Elif’miş. Aslen Türk’müş ama lise yıllarını Rusya’da geçirdiği için aksanı biraz kaymıştı. Tıpkı benim Paris geçmişim gibi... O an kafamda kurnazca bir plan belirdi. Belki yanlıştı ama o beni kaşındırmıştı, hak etmişti. Elif’e durumu anlattım; "Şu siyah şortlu kızla, yanındaki kaslı yakışıklıyı ayırabilir misin?" dedim. Elif başta nedenini sordu, ben de "O benim hocam ama her şeye karışıyor, ona bir ders vermem lazım," dedim. Karşılığında ona dönem notlarımı teklif ettim. "Anlaştık Esila!" dedi Elif ve oyun başladı.

​Elif piste daldı, Enes ile tanıştı ve bir şekilde Gökçe’yi devre dışı bırakıp Enes’i dansa kaldırdı. Gökçe kenarda sinirden patlarken, ben koltukta zaferle gülümsüyordum. Ama bu zafer uzun sürmedi. İki saat sonra Elif yanıma gelip pes ettiğini söyledi; Gökçe o kadar kıskanç ve yapışkandı ki, aralarını daha fazla açamamıştı. Saat 02.40 olmuştu ve Enes ile Gökçe tekrar el ele, göz göze dans ediyordu.

​İşte o an, içimdeki o güçlü duvar yıkıldı. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Hem başım ağrıyordu hem de o kadar iyi dans ediyorlardı ki, canım yanıyordu. Makyajım kalıcıydı, akmıyordu ama gözlerim kıpkırmızı olmuştu. Keşke bu kadar inatlaşmasaydım diye geçirdim içimden. Enes, gizli gizli bana bakıp beni sinirlendirmek için bilerek Gökçe’ye daha çok sarılıyordu. Burak yanıma geldiğinde gözyaşlarımı alelacele sildim. "Ne oldu tatlım?" diye sordu endişeyle. "Başım ağrıyor sadece," dedim. "Birine sinir olmuşsun gibi ama..." dediğinde sustum. Konuyu değiştirmek için yarınki matematik sınavını bahane edip yardım istedim.

​O sırada Furkan ve Metehan geldi, atıştırmalık ve enerji içeceği getirdiler. Bir bacağımı diğerinin üzerine atıp en ilgi çekici pozumu takındım. Enes’in bize ters ters baktığını fark edince, dünyadaki en mutlu insanmışım gibi kahkaha attım. O anladı... İnadımı, acımı, her şeyimi anladı ama o da pes etmedi.

​Metehan sahneye çıkıp bağırdı: "Arkadaşlar, şimdi şarkı yarışması başlıyor!" Furkan, Emel’i sahneye çağırdı. Burak bana sarılmış bir halde Emel’i dinlerken, "Senin sesin çok güzel, sen de çıkmalısın," diye ısrar etti. "Herkes bana bakarken heyecanlanırım," desem de Burak, "Bana bakarsın, kafa dağıtırsın," diyerek beni ikna etti. Arkamı döndüğümde Enes’in öksürük sesini duydum; tam arkamdaydı! Umarım ağladığımı görmemiştir.

​Sıra bana geldiğinde sahnede spot ışıklarının altına geçtim. Enes’in gözlerinin içine bakarak şarkıya başladım:

"Gözlerimden gözlerine, aşk tanımaz engellerini..."

Söylerken sesim titriyordu ama heyecandan değil, öfkeden ve tutkudan. Enes’in bakışları üzerimde sabitlendi; beni öyle bir süzdü ki, sanki ruhumu okuyordu. Gökçe’yi bir anlığına tamamen unutmuş gibiydi. Şarkı bittiğinde herkes "Tekrar!" diye bağırdı. İkinci şarkım daha derindi: Kor...

"Sana da aşk olsun, vazgeçmişsin benden..." nakaratını söylerken resmen ona haykırıyordum.

​Sahneden indiğimde bacaklarım titriyordu. Alkış sesleri kulaklarımda uğuldarken tek hissettiğim, Enes Hoca’nın o keskin bakışlarının sırtımda bıraktığı yakıcı izdi. Başım öyle bir dönüyordu ki, sanki yer ayağımın altından kayıp gidiyordu. O kadar gazozu ve enerji içeceğini üst üste içmemeliydim ama hepsi o adamın yüzündendi! Beni o kadar sinirlendirmişti ki, hırsımı bardaklardan çıkarmıştım.

​"Esila, sana bir şey dokunmuş, resmen ayakta duramıyorsun," dedi beni kendine daha çok yaslayarak. Bütün yükümü ona vermiştim ama hala dikleniyordum. "Aynen, bana dokunan sizsiniz! Sizin yüzünüzden bu haldeyim!" diye çıkıştım. Enes hafifçe güldü ama bu seferki gülüşü alaycı değil, daha çok bir itiraftı. "Ben ne yaptım? Oyunu başlatan sensin, beni her seferinde kışkırtan sensin!" dedi. O an öfkem iyice katlandı. "Ben mi? Siz gittiniz o Alev’le flört ettiniz, Gökçe ile gözlerimin önünde dans ettiniz! Ne yapsaydım, kenarda oturup sizi mi alkışlasaydım?"

​"Esila, akıllı konuş!" diye uyardı beni, sesi koridorda yankılandı. "Hırsım o içtiklerimden değil, sizin bana yaptıklarınızdan! Burak’la dans etmem sizi delirtiyor değil mi? Çünkü siz sadece kendiniz her şeyi yapabilirsiniz sanıyorsunuz!" dedim, kollarından kurtulmak için çabalarken. Ama o beni daha sıkı tuttu, sırtımı lüks koridorun soğuk duvarına yasladı. "Size ne benim özel alanımdan? Burak'la belki de flört ediyoruz, belki de daha fazlası!" dediğimde Enes’in gözlerinde bir şimşek çaktı. "İyi, bol eğlenmeler o zaman!" dedi ve ellerini bir anda çekti. O boşlukla sarsıldım ama o çoktan arkasını dönüp gitmişti.

​Biraz kendime gelince salona geri döndüm. Enes Hoca tek başına bir koltuğa geçmiş, elinde bir bardakla öylece oturuyordu. Gökçe ortalıklarda yoktu. Yanına gittim, tam karşısına dikildim. İçimdeki o hınzır kız yine devreye girmişti. Bacak bacağa atıp, en cilveli ses tonumla, "Bu sizdeki hırs nedir hocam?" diye sordum. Cevap vermedi, sanki orada yokmuşum gibi davranıyordu. "Enes hocam, size diyorum! Dünyada mısınız? Neyse, gidip Gökçeniz ile konuşursunuz herhalde," dedim. Yine tık yok. "Siz görürsünüz," dedim fısıltıyla yüzüne karşı. O an kafasını kaldırdı ve aynı buz gibi sesle "Sen asıl sen görürsün," dedi.

​O sırada Burak, Rüya ve Emir yanımıza geldi. Burak hemen dibime oturdu, kolunu omzuma attı. Ben de Enes’in inadına Burak’a daha çok sokuldum. "Tatlım, şarkımı beğendin mi?" diye sordum Burak’a, gözlerim Enes’in üzerindeydi. Burak, "Esila, hayran kaldım resmen! Sesin büyüleyiciydi," dedi. Enes’in bardağı tutan parmaklarının boğumları beyazlamıştı. Kıskançlıktan patlamak üzere olduğunu biliyordum ve bu bana inanılmaz bir keyif veriyordu.

​Rüya, "Kanka, siz ne yaptınız?" diye sordu ortamdaki gerginliği fark ederek. "Ben bir Burak’la bir de Enes Hoca ile dans ettim. Bayağı iyiymiş, hayranlarım arttı," dedim gülerek. Sonra Enes’e dönüp, "Değil mi hocam? Gökçe ile dansınız da pek bir 'ayak basmalı' geçti ama olsun, sevdiniz herhalde," diye iğneledim. Rüya araya girdi: "Siz neden uğraşıyorsunuz sürekli? Bir orta yol yok mu?" Enes ve ben aynı anda "Hepsi onun suçu!" diye bağırdık. Rüya gülmeye başladı: "İkiniz de birbirinizden betersiniz."

​Gecenin sonuna doğru saat 04:00’e geliyordu. Artık herkes dağılmaya başlamıştı. Otoparkta arabaların başında toplandık. Burak’a veda edecekken Enes Hoca aniden Rüya’ya döndü. "Rüya, sorun olmazsa Esila benimle gelebilir mi? Önemli bir şey konuşmamız gerek," dedi. Ben ve Gökçe aynı anda "Ne?!" diye bağırdık. Gökçe hemen atıldı: "Neden? Okulda konuşursunuz hocam, ne gerek var şimdi?" Enes, Gökçe’yi tersleyerek "Ben Rüya’ya sordum Gökçe," dedi. İçimden bir "Oh!" çektim.

​Rüya önce tereddüt etti ama Enes kulağına bir şeyler fısıldayınca ikna oldu. "Tamam hocam, çabuk bekliyorum ama," dedi. "Hayır, ben gelmiyorum!" diye direndim. "Esila, önemli diyorum. İnat etme," dedi Enes, sesi emrediciydi. Gökçe yine araya girip "Ne kadar önemli olabilir ki, dünyayı mı kurtaracaksınız?" diye laf soktu. Enes bu sefer daha sert bir şekilde "Gökçe, sen karışma!" dedi. Onun Gökçe’yi böyle susturması hoşuma gitmişti ama yine de inat ediyordum. "Ben gelmek istemiyorum hocacım ya, uykum var benim," dedim tavırlı bir şekilde.

​"Esila, sen cidden ne kadar inatçı birisin!" dedi Enes yanıma gelip. "Asıl sizsiniz..." diyecekken sustum, gözlerinin içindeki o kararlı ifade beni bir an durdurdu. "Devamını getir Esila, ne söyleyecektin?" dedi meydan okur gibi. "Yok bir şey, sana ne!" dedim başımı çevirerek. Rüya, "Tamam ya, yine tartışmaya başlıyorsunuz. Esila, bir saat sonra evde ol, yoksa annene ne derim ben?" dedi.

​Enes, daha fazla konuşmama izin vermeden kolumdan tuttuğu gibi beni arabasına doğru sürükledi. "Bıraksanıza hocam ya! Kendim binebilirim!" diye söylensem de kapıyı açıp beni zorla bindirdi. Kendi de şoför koltuğuna geçip kapıları kilitledi. Rüya ve diğerleri arkamızda kalırken Enes gaza bastı. Arabanın içindeki o sessizlik, dışarıdaki müzikten daha gürültülüydü sanki.

​Yan profilden ona baktım; çenesi kasılmıştı, direksiyonu sanki parçalayacakmış gibi tutuyordu. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum soğuk bir sesle. Cevap vermedi. Sadece sürüyordu. İçimdeki o korkuyla karışık heyecan kalp atışlarımı hızlandırıyordu. Bu gece henüz bitmemişti ve Enes Hoca’nın o "önemli" dediği şeyin ne olduğunu öğrenmek üzereydim. Ama bir yandan da ona o kadar kızgındım ki, tek kelime etmemeye kararlıydım. Camdan dışarıyı, karanlık İstabul ışıklı yollarını izlemeye başladım. Kalbim, arabanın motorundan daha güçlü ritim tutuyordu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

15. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.