İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 12 · 6 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 12

Trip ve Hırs

Cumartesi sabahı, İstanbul’un o nemli sıcağı daha yeni çökerken semt pastanesinin önündeydim. Amacım sadece birkaç taze poğaça ve simit alıp eve geçmekti ama kaderin benim için başka planları vardı. Kapıdan içeri girdiğim an, o tanıdık vanilya kokusunu aldım. Esila... Yine o kendine has, mesafeli ama büyüleyici duruşuyla oradaydı. Aramızdaki o fırtınalı son konuşmanın üzerinden dört gün geçmişti. O geceden beri bana karşı ördüğü o kalın duvarı bir türlü aşamamıştım. Göz göze geldiğimizde saçlarını bir hışımla omzundan geriye savurdu; o kadar tripliydi ki, dükkandaki hava bir anda buz kesti. Tek bir kelime etmedi, bakışlarıyla beni yerin dibine sokup çıktı gitti.

​Eve döndüğümde içimdeki huzursuzluk katlanarak artıyordu. Bir şeyler yapmam lazımdı. Hemen bir plan yaptım; ona en seçkin markadan bir parfüm seti, yanına da kendimi affettirmek için yetmiş parçadan oluşan kapsamlı bir cilt bakım seti ve mor, kalp şeklinde kocaman bir kutuda çiçek buketi hazırlattım. İçine de kısa ama net bir not bıraktım. Ancak bu sabah kargo geri geldiğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Esila, sadece iddia gereği olan hediyeyi kabul etmiş, geri kalan her şeyi—özrümü bile yüzüme çarpar gibi iade etmişti. Kargoyu açıp o mor kutuyu gördüğümde içim cız etti. Parfümü ve hediyeleri tekrar paketleyip, belki bir gün kabul eder umuduyla arabanın bagajına koydum. O sırada telefonum acı acı çaldı; arayan Gökçe’ydi. "Hocam, beni de alır mısınız?" dediğinde, kafamı dağıtmak için "Tamam," dedim ama aklım hâlâ o iade edilen kutudaydı.

​Hafta boyunca okulda tam bir sessizlik hakimiyeti vardı. Esila ne bir matematik sorusu sordu ne de yüzüme baktı. Derste sanki ben yokmuşum gibi davranıyor, geceleri ise kendi başına, kütüphane köşelerinde dirsek çürütüyordu. Bunu, Emir ve Rüya’nın o bitmek bilmeyen flörtleşmeleri arasında, Rüya’nın ağzından kaçırmasıyla öğrenmiştim. Emir ve Rüya sürekli yan yanaydı, sanırım aralarında bir şeyler başlıyordu. Esila ise... O sadece susuyordu. Dört gün önce planladıkları parti, futbol takımının o lanet olası quizi yüzünden iptal olunca herkes bu akşamki eğlenceye odaklanmıştı. İçimden bir ses Esila’nın sırf bana ve Gökçe’ye olan öfkesi yüzünden eğitimini aksattığını söylüyordu. Kendi kendime "Nasıl düzelteceğim bu durumu?" diye sorup duruyordum. Esila, çözülmesi imkansız bir bilinmeyen denklem gibiydi; ama o denklemin içinde boğulmak bile tuhaf bir şekilde hoşuma gidiyordu.

​Kasanın önünde beklerken yine o saç savuruşu geldi aklıma. "Ben ona konuşturmasını bilirim," dedim dişlerimin arasından. Madem benden kaçıyordu, o zaman ben de Gökçe’yle onu biraz daha kışkırtırdım. Kendi kaşınmıştı; kıskançlık bazen en kilitli kapıları bile açardı.

​Pazar sabahı kahvaltımı kendi bekar evimde yalnız başıma yaparken önümdeki geometri sorularına odaklanmaya çalıştım. Gökçe ile aramızdaki iletişim kusursuz işliyordu ama Esila ile olan o uçurum beni mahvediyordu. Keşke onu bu kadar üzmeseydim diye geçirdim içimden ama bir yandan da ondan uzak duramıyordum. İletişimi kesmek, nefes almayı kesmek gibiydi benim için. Saat 11’deki antrenman için hazırlanmaya başladım. Duş alıp, Esila’nın çok sevdiğini bildiğim o özel parfümden bolca sıktım. Ev resmen o kokuyla doldu; belki bu koku sahadaki buzları eritirdi. Üzerime ince lacivert bir tişört ve koyu mavi bir eşofman altı geçirdim. Hava sıcaktı, o yüzden yanıma lacivert bir şort da aldım. Matematik kitaplarımı çantama atıp çıktım.

​Yolda Gökçe ve Emel peş peşe aradı. Gökçe’yi evinin önünden aldığımda hemen ön koltuğa kuruldu. Bagajdaki o mor kutuyu görünce gözleri parladı. "Hocam bu hediye kime? Esila’ya mı?" diye sordu heyecanla. "İddia içindi ama kabul etmedi, geri gönderdi," dedim sesimdeki hayal kırıklığını gizleyemeyerek. "Yazık olmuş, çok güzel bir hediye aslında. Onun hadsizliği..." dedi Gökçe. "Aslında benim suçum," diye mırıldandım. Gökçe "Neden?" diye üsteleyince "Boşver," diyerek konuyu kapattım. Yol boyunca "Canım hocacım" nidalarıyla bir şeyler anlattı ama benim aklım sadece vanilya kokusundaydı. Gökçe kiraz gibi kokuyordu ama Esila’nın kokusu bana huzur veriyordu. Bir ara Gökçe, "O gıcık Esila ile hâlâ konuşuyor musunuz?" diye sordu. "Sayende değil..." diyecekken sustum. "İdareye vermeyi düşünüyorum," dedim sadece, Gökçe’yi memnun etmek için. "İyi yaparsınız hocam, hak ediyor," dedi. "Yine de biraz empati kur Gökçe," diye uyardım onu. Bana karşı olan ilgisini fark ediyordum ama kalbim çoktan başka bir denklemin esiri olmuştu.

​Antrenman sahasına geldiğimizde atletizm dersi için soyunma odasına gittim. Çıktığımda Esila oradaydı. Üzerinde mini beyaz bir tişört ve pembe bir şort vardı. O kadar güzeldi ki, bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Ona soğuk bir el işaretiyle sıraya geçmesini söyledim. Burak ve Gökçe de peşinden geldi. Esila’nın Burak’la yan yana yürümesi içimi cız ettirdi ama aramızdaki anlaşma gereği karışamadım. Gökçe ise bitmek bilmeyen gereksiz sorularıyla başımı şişiriyordu. Esila ile çalışıyor olsaydık, sadece gözlerimizle bile anlaşırdık.

​Sahaya çıktığımızda Gökçe inadına koluma girdi, Esila’nın o sinsi ama yaralı bakışlarını üzerimizde hissettim. "Gençler, atletizm maçları bir hafta sonra başlıyor, hazır olun!" dedim. Herkes cevap verdi, bir tek Esila sustu. "Isınma hareketlerini başkan göstersin," dedim; Esila ve Burak öne çıktı. Onları izlerken sağ kol-sol bacak koordinasyonunu anlatıyordum ama gözüm sürekli Esila’daydı. Gökçe’nin bana bu kadar yakın durmasına anlam veremiyordum, sanki birilerine bir şey kanıtlamaya çalışıyordu.

​Koşu başladığında, nasıl oldu anlamadım ama ayağım takıldı ve kendimi bir anda Esila’nın üzerinde buldum. İkimiz de çimlerin üzerine serilmiştik. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Esila tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken Gökçe araya girdi: "Esila, orada keyifler nasıl? Hocam kalkın artık!" Esila’nın öfkesi gözlerinden okunuyordu. Bilerek kalkmadım, biraz daha o anın içinde kalmak istedim ama Esila beni sertçe itti. "Antrenman senin olsun Gökçe!" diyerek yerinden fırladı. Gökçe’yi uyardım: "Uğraşma kızla." Ama Gökçe "Hocam görmüyor musunuz, sizi nasıl etkiliyor?" dediğinde verecek cevabım yoktu. "Sana ne olan bana olacak, karışma lütfen!" diyerek kestirip attım.

​Basketbol maçına geçtiğimizde takımları bilerek farklı kurdum. Esila rakip takımdaydı. Sahanın gürültüsü, yan taraftaki futbol maçı ve akşamki partinin stresi başımı ağrıtmaya başlamıştı. Emel yanıma gelip "Esila çok mutsuz hocam, hiçbir derse katılmıyor," dediğinde içimdeki suçluluk duygusu daha da büyüdü. "Ben hallederim," dedim ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Maç sırasında Esila ile bir an çarpıştık, üstüme düştü; yine o sessiz çığlık, yine o konuşmama yemini... Beni itip kalktığında kalbimdeki sızı topuğumdaki acıdan daha fazlaydı.

​Maç bittiğinde tüm grup toplanmış parti hakkında konuşuyordu. Beni de davet ettiler. "İşim var," dedim başta ama ısrarlar üzerine kabul ettim. Esila ise "Ben gelmiyorum, yorgunum," diyerek resti çekti. Emir ona göz kırparak bir şeyler fısıldadı, sonunda grupça gitmeye karar verdiler.

​Saat 16.10’da ek antrenman için Esila ile sahada baş başa kalmıştık ama Burak ve Gökçe kenarda bizi izliyordu. Esila’yı bilerek zorladım, yorulmasını istedim ki o sessizliğini bozsun. "Esila’nın dili var, istese konuşur!" dedim Burak’a sertçe. Gökçe "Dilini kediler mi yedi?" diye alay edince Esila ilk kez konuştu: "Dikkat et, senin dilini de fareler ısırmasın!" İkisi de bana ve birbirlerine o kadar kızgındı ki, ortam barut fıçısı gibiydi. Gökçe "Hocam bir şey konuşalım," dediği anda Esila omzumdan tutup beni yere çaktı. "Hocanız gelemez, şu an yerde!" dedi zaferle.

​Yerden kalkarken ona ters bir bakış attım ama içten içe bu hırsı hoşuma gidiyordu. Gökçe "İdareye şikayet edin hocam!" diye bağırırken, "Ben Esila’nın derdini biliyorum, sorun yok," dedim. Esila’nın "Hiç kimse bizim aramızda ne olduğunu bilmeden maydonoz olmasın, özellikle de Gökçe!" çıkışı sahada bomba etkisi yarattı. Gökçe üsteleyince Esila iyice çileden çıktı: "Senin o hocacığının inadına söyleyeceğim her şeyi!" dedi. Araya girdim: "Gökçe, girme o konulara, çıkamazsın!"

​En sonunda dayanamadım ve dersi bitirdim. "Esila, benim arabayla geliyorsun," dedim otoriter bir sesle. "Gereksizleri yanımda istemiyorum." Burak ve Gökçe itiraz etse de Esila "Canım öyle istedi, var mı diyeceğiniz?" diyerek noktayı koydu. Ama sonra o da vazgeçti, "Sizinle uğraşamam!" deyip çekti gitti.

​Eve gidip duşumu aldım. Siyah gömleğimi, siyah pantolonumu ve kahverengi ceketimi giydim. Aynadaki adam oldukça yakışıklı görünüyordu ama içi darmadağındı. Parfümümü bolca sıktım. Arabaya bindiğimde Gökçe aradı, ağlamaklı bir sesle arabası olmadığını, herkesin gittiğini söyledi. U dönüşü yapıp onu almaya gittim. Akşamki parti, kesişen doğruların birbirine en sert çarpacağı yer olacaktı, hissediyordum.

Bölüm sonu

2 yorum