Çocuklar odadan çıkıp kapı kapandıktan sonra, Ezel tekrar o mesafeli maskesini takar ve içinden konuşmaya başlar...)
"Nerede kalmıştık?" dedim, sesimdeki o Karadeniz esintisini saniyeler içinde kurutarak. Yeniden masanın en amansız, en ulaşılmaz kraliçesiydim.Ama kalbime söz geçiremiyordum. Göğsümün sol tarafı, sanki yerinden çıkacakmış gibi deli gibi gümrüyordu. Karşımdaki adam... Araz. Kömür karası gözlerini bir saniye bile üzerimden çekmiyordu. Herkes benim geçmişi unuttuğumu, o yedi yaşındaki kanlı günü zihnimden sildiğimi sanıyordu. Babam bile böyle biliyordu. Ama yalandı. Ben her şeyi hatırlıyordum. Kuzguncuk’un o dik yokuşlarını da, o yağmurlu gecede alnıma kondurduğu o çocuksu ama devasa yemini de... Belimdeki o gümüş Beretta’yı ellerime tutuştururken gözlerinde parlayan o tutkuyu da dün gibi hatırlıyordum.Ama şu an düşmandık. Bu acımasız kurtlar sofrasında hayatta kalmak için onu tanımamazlıktan gelmek zorundaydım. Eğer zaafımı anlarlarsa, ikimizi de harcarlardı.Sargan yine çenesini açmış, masaya racon kesiyordu ama benim aklım dün gece limanda patlayan o büyük darbedeydi. İstanbul’a adım atar atmaz yeraltındaki gücümü göstermek için Ordu’dan çok büyük bir sevkiyat getirtmiştim. Milyon dolarlık mallardı. Ama dün gece, kim olduğunu bilmediğim bir ekip limanı basıp bütün mallarımı gözümün önünde çalmıştı.Gözlerimi kıstım, doğrudan Araz’ın yüzüne baktım. O sırılsıklam aşık, yaralı bir aslan gibi bakan adamın sol el bileğindeki o taze sargı bezini gördüm. Dün gece limandaki çatışmada bizim çocukların vurduğu adam... Oydu.İçimden bir küfür savurdum. Demek mallarımı çalan sendin, Araz. Benim olduğumu bilmeden, İstanbul’un yeni sefirinin malına çökmüştün."Duyduğuma göre," dedim, sesimi tüm salona yayarak. Bakışlarımı Araz’ın babasından çekip doğrudan Araz’ın gözlerinin içine diktim. "Dün gece Ambarlı Limanı’nda büyük bir sevkiyat patlamış. İstanbul’un yeni sahibi kimse, çok cüretkar bir hırsızlık yapmış. Malın sahibini bilse, herhalde o limanı onun başına yıkacağını bilirdi."Araz’ın babası kaşlarını çattı, durumdan habersizdi. Ama Araz... Araz sözlerimi duyunca dudaklarında o bildiğim, ukala ama bir o kadar da tehlikeli tebessüm belirdi. Bakışları belimdeki gümüş silahın kabzasına kaydı, sonra tekrar gözlerime tırmandı."İstanbul kurtlar sofrasıdır Ezel Hanım," dedi Araz. Sesi o kadar derinden, o kadar erkeksi ve tutkuluydu ki, tüylerim diken diken oldu. "Burada sahipsiz görünen malın, helali hoş olsun diye bir kuralı vardır. Ama eğer malın sahibi neyi kaybettiğini hatırlıyorsa... Gelip bizzat isteyebilir. Belki de malı çalan adam, sadece sahibinin onun ayağına gelmesini bekliyordur?"Yutkundum. Mesajı almıştım. Benim olduğumu bilmeden mallarımı çalmıştı ama şu an durumu anlamıştı. Beni o limana, kendi mekanına çağırıyordu. Baş başa kalmak, hesaplaşmak istiyordu.Masanın altından yumruğumu sıktım. Hem babalarımızın arasındaki bu savaşı bitirecektim, hem de o burnu havada Araz’a, mallarımı çalmanın bedelini ödetecektim.