İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 9

Gece Yarısı İltifatları

Doruk’u bahçe kapısında, elinde o solmaya yüz tutmuş papatyayla bırakıp eve girdiğimde odamın sessizliği üzerime bir kabus gibi çöktü. Annem hastaneden döndüğümüzden beri başımda pervane olmuştu ama ona sadece "Yorgunum, uyumak istiyorum," diyebilmiştim. Işıkları kapatıp yatağıma uzandığımda gözlerimi tavana diktim. Yüzümdeki sargıların altı sızlıyordu ama kalbimin içindeki o tarifsiz sızı, fiziksel acımdan katbekat daha büyüktü.

Ondan nefret ediyordum. Bana inanmadığı için, beni dinlemediği için, beni bu okulda herkesin önüne bir av gibi attığı için Doruk’tan bütün ruhumla nefret ediyordum. Ama bu gece, o sokak lambasının altında, saçlarından yağmur damlaları süzülürken bana bakışı... Gözlerindeki o mahvolmuşluk ifadesi zihnimden çıkmıyordu. Nefret, insanı bu kadar çaresiz bırakabilir miydi?

Gece yarısını çoktan geçmişti. Dışarıda rüzgar sertleşmiş, yağmur damlaları odamın penceresine ritmik bir gürültüyle vuruyordu. Tam gözlerimi kapatıp uykuya dalmak üzereydim ki, penceremin camına tık tık diye küçük bir ses geldi.

Önce rüzgardandır diye düşündüm. Ama ses saniyeler sonra daha kararlı bir şekilde tekrarlandı.

Yataktan yavaşça doğruldum. Kalbim, adeta göğüs kafesimi parçalamak istercesine hızla çarpmaya başladı. Adımlarımı parmak uçlarımda atarak pencereye doğru yürüdüm. Tülü yavaşça kenara çektiğimde, gördüğüm yüzle nefesim boğazımda tıkandı.

Doruk’tu.

Odamın hemen dışındaki kalın ağacın dalına tutunmuş, penceremin pervazına basarak orada duruyordu. Sırılsıklam olmuştu, dudakları soğuktan hafifçe morarmıştı ama gözleri simsiyah bir kararlılıkla bana bakıyordu. Delirmiş olmalıydı. İkinci kattaydık ve düşerse çok kötü yaralanabilirdi.

Hızla pencerenin kilidini açıp camı yukarı doğru kaldırdım. İçeri sızan buz gibi rüzgar saçlarımı uçururken, "Sen kafayı mı yedin?! Ne işin var burada, düşeceksin!" diye fısıldayarak bağırdım.

Doruk hiçbir şey söylemeden, çevik bir hareketle penceremden içeri sızdı. Ayakları odamın parkesine bastığında, üzerindeki ıslak kapüşonludan yere damlalar süzülmeye başladı. Odamın loş ışığında tam karşımda dikiliyordu. O kadar büyüktü, o kadar heybetliydi ki, onun varlığı bir anda bütün odayı kaplamıştı.

"Sana gitmeni söylemiştim Doruk," dedim, sesimin titremesini engellemeye çalışarak geri çekildim. "Eğer annemgil duyarsa—"

"Duymayacaklar," diye kesti sözümü. Sesi fısıltı halindeydi ama içindeki o yoğun duygu odadaki tüm havayı kurutuyordu. Bana doğru iki adım attı. Araya mesafe koymaya çalıştım ama sırtım yine o bildik köşeye, çalışma masama çarptı. Doruk tam önümde durdu. Gözleri yavaşça yüzümdeki sargılara, dikiş atılan o elmacık kemiğime kaydı. O an yüz hatlarının acıyla kasıldığını gördüm.

"Gidemedim Lara," dedi, sesi o kadar derinden geliyordu ki, sanki ruhunun en ücra köşesinden sökülüp çıkmıştı. "Aşağıda, sokakta saatlerce bekledim. Yukarıda bu odanın ışığının sönmesini izledim. Ama ayaklarım beni bu evden uzağa götürmedi. Gözümü her kapattığımda seni o hastane yatağında gördüm. Ve bu benim nefesimi kesiyor."

"Nefesin kesilsin Doruk!" diye fısıldadım öfkeyle. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı, bu sefer onları gizlemedim. "Sen benim hayatımı mahvettin! Beni dinlemedin bile! O gün yanımda gördüğün çocuk benim sadece kuzenimdi, bana bir emanet getirmişti! Ama sen tek bir soru bile sormadan beni sildin, bana zorba oldun! Şimdi gelmiş karşıma nefes alamıyorum diyorsun. Senden nefret ediyorum!"

Doruk duyduğu bu gerçekle adeta sarsıldı. Kuzenim olduğunu öğrendiği an, gözlerinde koca bir dünyanın yıkılışını izledim. Yıllardır beslediği o yanlış anlaşılma, o devasa öfke koca bir yalandan ibaretti. Yüzünü ellerinin arasına aldı, derin bir hıçkırık kaçtı dudaklarının arasından. O an anladı; kendi eliyle, deliler gibi aşık olduğu kızın hayatını cehenneme çevirmişti.

"Lara..." dedi sesi tamamen kırılmış bir şekilde. Başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı. "Ben... Ben ne yaptım böyle? Ben seni korumam gerekirken seni bu hale getirdim..."

Bana doğru bir adım attı ve hiç beklemediğim bir şey yaptı. Ellerini yavaşça belime doladı ve başını omzuma gömdü. Sırılsıklam kıyafetlerinin soğukluğu tenime işliyordu ama onun vücut sıcaklığı ve hıçkırıkları içimi eritiyordu. Ondan nefret ediyordum, beni kırdığı için canını yakmak istiyordum. Ama omzuma bıraktığı o sıcak gözyaşları, içimdeki o nefret duvarının altına dinamit koyuyordu. Kalbim o kadar hızlı ve şiddetli çarpıyordu ki, Doruk’un da kendi göğsünde aynı ritmi yakaladığını hissedebiliyordum.

Henüz affetmemiştim, hâlâ içim öfkeyle doluyordu ama o gece, o karanlık odada, birbirimizden nefret eden iki eski sevgili olarak ilk defa maskelerimiz olmadan birbirimizin acısında kaybolmuştuk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.