Hastanenin o kasvetli, beyaz koridorlarından çıkıp eve döndüğümüzde hava tamamen kararmıştı. Kolumdaki serum sökülmüştü, yüzümdeki ağrı sızlamaya devam ediyordu ama en azından kendi yatağımda olabileceğim fikri beni biraz olsun rahatlatıyordu. Arabadan inip evimizin bahçe kapısına doğru yürürken, sokak lambasının cılız ışığı altında duran bir gölge dikkatimi çekti.
Kalbim aniden teklemişti.
Bahçe duvarına yaslanmış, elleri kapüşonlusunun cebinde, başı öne eğik bir şekilde bekleyen kişi Doruk'tan başkası değildi. Saatlerdir oradaymış gibi bir hali vardı. Üzerine çiseleyen yağmur saçlarını ıslatmıştı. Beni gördüğü an yaslandığı duvardan doğruldu, gözlerindeki o hırçın öfke bir anda silindi; yerini sadece derin bir pişmanlığa bıraktı.
Yanına kadar yürüdüm ve tam karşısında durdum. Yüzümdeki sargılara bakarken gözlerinin dolduğunu, yumruklarını sıktığını görebiliyordum.
"Hâlâ ne yüzle buradasın?" dedim, sesim yorgun ve kırgındı. "Sana gitmeni söylemiştim. canımı yaktığın yetmedi mi?"
Doruk cebinden ellerini çıkardı. Avucunun içinde, hastaneye gelmeden önce kopardığı ama o kargaşada ezilmesin diye koruduğu, yaprakları hafifçe solmuş o beyaz papatyayı tutuyordu. Papatyayı bana doğru uzatırken sesi titriyordu.
"Sadece... iyi olduğunu kendi gözlerimle görmek istedim Lara," dedi, o okulda herkese diz çöktüren Doruk, şimdi karşımda adeta küçülmüştü. "Ve Melisa... bir daha asla bu mahalleye de, o okula da adımını atamayacak. Sana zarar veren herkesin hesabını kestim."
Uzattığı papatyaya baktım. İçimdeki o nefret dalgası, papatyayı gördüğüm an garip bir sızıya dönüştü. Ama geçmişi, bana yaşattığı haksızlıkları tek bir çiçekle silemezdim. Papatyayı elinden almadım. Gözlerinin içine nefretle ama bir o kadar da canım yanarak baktım.
"O kızları göndermen hiçbir şeyi değiştirmez Doruk," dedim buz gibi bir sesle. "Beni asıl yaralayan onlar değil, sendin. Şimdi o çiçeği de al ve git buradan."
Arkamı dönüp bahçe kapısından içeri girerken, Doruk'un arkamdan "Senden nefret etmeye çalışıyorum Lara... Ama canın yandığında dünyayı yakasım geliyor," diye fısıldadığını duydum.
Kapıyı arkamdan kapattığımda sırtımı yaslayıp derin bir nefes aldım. Birbirimizden deliler gibi nefret ediyorduk ama bu nefret bizi birbirimize daha çok bağlıyordu.