Hastanenin otomatik kapıları arkamdan kapanırken, dışarıdaki soğuk hava bile içimdeki o devasa yangını söndürmeye yetmiyordu. Lara'nın o morarmış gözü, patlamış dudağı ve bana bakarken gözlerinden okunan o saf nefret zihnime bir mühür gibi kazınmıştı. Haklıydı. Ona bu okulu dar eden bendim, başkalarının ona dokunma cesaretini veren bendim. Ama o cesareti tek tek o kızların boğazına dizecektim.
Telefonumu cebimden çıkarıp Melisa'yı aradım. Sadece iki kere çaldıktan sonra o sinir bozucu, neşeli sesiyle açtı.
"Efendim Dorukçuğum? Ben de tam—"
"Okulun arkasındaki eski depoya gel. Hemen," dedim. Sesimdeki buz gibi ton onu bile ürkütmüş olacak ki bir an sessiz kaldı.
"Bir sorun mu var canım? Sesi—"
"On dakika, Melisa. Yanındaki o iki köpeği de al ve gel. Yoksa sonuçlarına katlanırsın," diyerek telefonu suratına kapattım.
On dakika sonra, yağmur çiselemeye başlarken eski deponun paslı kapısında belirdiler. Melisa yüzünde yapmacık bir gülümsemeyle bana doğru yürürken, arkasındaki o iki kızın korkudan titrediğini görebiliyordum. Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı.
"Doruk, ne oldu böyle aceleyle?" dedi Melisa, elini koluma koymaya çalışarak.
Elini hızla ve sertçe ittim. Melisa şaşkınlıkla gerilerken, ona doğru bir adım attım. Gözlerimdeki o öldürücü öfkeyi gördüğünde yüzündeki o sahte gülümseme tamamen silindi.
"Lara'ya ne yaptınız?" diye tısladım. Sesim deponun duvarlarında yankılandı.
Melisa yutkundu, hemen savunmaya geçmeye çalıştı. "O ezik mi şikayet etti seni? Doruk, biz sadece ona haddini bildirdik! Senin etrafında dolanıp duruyordu, o kız bir yalancı, seni aldattı unuttun mu—"
"KES SESİNİ!" diye kükredim. Deponun demir kapısına o kadar sert vurdum ki çıkan sesle üçü birden yerinden sıçradı. Melisa korkuyla geri kaçtı.
"Ona dokunan o pis ellerinizi tek tek kırarım!" dedim, Melisa'nın tam karşısında dikilerek. "Lara benden nefret edebilir, ben de ondan nefret edebilirim! Ama bu okulda ona benden başka hiç kimse, tek bir laf bile edemez! Hele canını yakmak? Sizi bu şehirde yaşatmam Melisa!"
"Doruk... ben sadece seni korumak istedim," diye ağlamaya başladı Melisa. Ama bu sahte gözyaşları içimdeki canavarı daha da besliyordu.
"Yarından itibaren," dedim, sesimi ölümcül bir sessizliğe bürüyerek. "Üçünüz de bu okuldan defolup gidiyorsunuz. Naklinizi mi aldırırsınız, okulu mu bırakırsınız zerre umurumda değil. Eğer yarın sabah o koridorlarda tekinizin bile gölgesini görürsem, ailelerinizin şirketlerinden tutun, hayatınızdaki her şeyi başınıza yıkarım. Bu benim ilk ve son uyarım."
Arkamı dönüp arkama bile bakmadan yürürken, arkamdan Melisa'nın hıçkırıkları ve çaresiz çığlıkları yükseliyordu. Umurumuzda değildi. Lara'nın akan tek damla yaşının bedelini bu okula ödetecektim.
Telefonumu çıkarıp en yakın arkadaşımı aradım. "Hastaneye gidiyoruz. Lara'nın taburcu olmasını bekleyeceğiz. Gizlice."
Savaş şimdi gerçekten başlıyordu ve satranç tahtasındaki tüm piyonları tek tek deviriyordum.