Hastanenin acil servis koridoru, burnuma dolan o keskin dezenfektan kokusu ve beyaz ışıklarıyla içimi ürpertiyordu. Gözümü her açtığımda yüzümdeki, karnımdaki o sızlayan acıyla irkiliyordum. Hemşireler yüzümdeki kesikleri temizlemiş, ağrı kesici serumu koluma bağlamışlardı. Yataktaydım ama bedenimdeki acıdan çok, ruhumun aldığı o ağır darbeler canımı yakıyordu. Uğradığım haksızlık, Melisa’nın o nefret dolu gözleri... Her şey üzerime çığ gibi geliyordu.
Tam o sırada acil servisin kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.
"Lara! Lara nerede?!"
O sesi duymamla gözlerimi hızla açmam bir oldu. Gelen Doruk’tu. Nefes nefese kalmıştı, saçları darmadağındı ve o okul koridorlarında herkesi korkutan gözleri, şimdi saf bir panik ve çaresizlikle etrafa bakıyordu. Güvenlik görevlileri onu durdurmaya çalışıyordu ama Doruk hiçbirini görmüyordu bile. Bakışları perdeyle ayrılmış yatakların arasından beni bulduğu an, adımları bıçak gibi kesildi.
Doruk, yavaş adımlarla yatağımın yanına doğru yürüdü. Beni o halde gördüğünde—gözümün altındaki morluğu, patlamış dudağımı ve kolumdaki serumu fark ettiğinde—yüzündeki tüm kanın çekildiğini gördüm. O acımasız zorba gitmiş, yerine kalbi paramparça olmuş bir çocuk gelmişti. Elini titreyerek yüzüme doğru uzattı ama bana daha fazla acı vermekten korkarmış gibi havada asılı kaldı. Yumruğunu sıkarak elini geri çekti.
"Bunu kimin yaptığını biliyorum," dedi, sesi o kadar derinden ve öfkeli çıkmıştı ki acil servisteki hava bir anda buz kesti. "Melisa... O sürtük ve grubu yaptı, değil mi?"
Başımı yavaşça yatağın yastığına bastırarak gözlerimi kaçırdım. Ondan nefret ediyordum, evet. Ama şu an canım o kadar çok yanıyordu ki onunla savaşacak gücüm yoktu. "Git buradan Doruk," diye fısıldadım, sesim ağlamaktan pürüzlüydü. "Hepsi senin yüzünden oldu zaten. Eğer beni o gün dinleseydin, eğer okulda bana o zorbalıkları yapıp beni hedef göstermeseydin, o kızlar bana dokunmaya cesaret edemezdi. Benim bu halde olmamın tek sebebi sensin."
Lara’nın dudaklarından dökülen her kelime, Doruk’un kalbine saplanan birer zehirli ok gibiydi. Haklıydı. Genç kız tam anlamıyla haklıydı. Doruk kendi içindeki kırgınlığı bastırmak için okulda Lara'yı bir hedef tahtasına çevirmişti ve şimdi bunun bedelini Lara bedeniyle ödemişti. Doruk’un gözlerinden ilk defa bir damla yaş süzüldü. Lara’ya karşı duyduğu o koca nefret duvarı, o saniye darmadağın oldu.
"Özür dilerim," diye fısıldadı Doruk. Hayatında ilk defa birinden özür diliyordu. Yatağın kenarına çöktü, yüzünü ellerinin arasına aldı. "Yemin ederim böyle olacağını bilmiyordum Lara. Canını yakmak istedim çünkü benim canım çok yandı... Ama senin bu halde olman... Bu beni öldürüyor."
"Senden nefret ediyorum," dedim gözlerimin içine çöken o derin kırgınlıkla. "Beni aldatmakla suçladın, dinlemedin. Şimdi de karşıma geçmiş ağlıyorsun. Git Doruk, Melisa’na git."
Doruk başını kaldırdı. Gözlerindeki o yaşlar saniyeler içinde yerini simsiyah, acımasız bir intikam ateşine bıraktı. Ayağa kalktı, üzerindeki kapüşonluyu düzeltti. Lara’nın incinen her bir hücresi için dünyayı yakmaya hazırdı artık.
"Gideceğim," dedi Doruk, sesi bir şahın son emri gibi keskin ve kararlıydı. "Ama Melisa’nın yanına değil, onun hayatını cehenneme çevirmeye gideceğim. Sana dokunan o ellerin hesabını tek tek soracağım Lara. Ve sen... benden ne kadar nefret edersen et, seni korumama engel olamayacaksın."
Doruk arkasını dönüp acil servisin kapısından bir fırtına gibi çıkarken, arkasında sadece beyaz koridorların soğukluğu ve içimde gitgide büyüyen o karmaşık duygular kaldı. Nefretimiz bizi yakıyordu ama artık bu yangın sadece ikimizi değil, etrafımızdaki herkesi küle çevirecekti.