Okul çıkışı gökyüzünü kaplayan gri bulutlar, sanki biraz sonra kopacak olan fırtınanın habercisiydi. Lara, edebiyat projesini teslim etmenin verdiği o hafiflikle okul kapısından çıktı. Ama içindeki o huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Dün gece Doruk'la odasında yaşananlar, o yakınlaşma, Doruk'un gitmeden hemen önce açıkta kalan omzuna dokunması... Her saniyesi zihninde dönüp duruyordu. Ondan nefret ediyordu ama kalbinin o anki ritmini de inkar edemiyordu.
Evine giden tenha, ağaçlıklı ara sokağa saptığında arkasından gelen topuk seslerini duydu. Adımlarını hızlandırdı ama çok geç kalmıştı.
"Ooo, piyonumuz da buradaymış," diyen alaycı ses sokakta yankılandı.
Lara arkasına döndüğünde, kalbinin korkuyla sıkıştığını hissetti. Karşısında Melisa ve onun o acımasız kız grubu duruyordu. Melisa, uzun zamandır Doruk'un peşinde koşan, ona takıntılı olan okulun popüler ve tehlikeli kızlarından biriydi. Doruk’un Lara ile proje ortağı olduğunu öğrendiğinden beri öfkeden deliriyordu.
Lara yutkundu, çantasının askılarını sıktı. "Ne istiyorsunuz Melisa? Çekilin önümden, eve gidiyorum," dedi, sesinin titrememesine çalışarak.
"Evine falan gidemezsin sen!" diyerek Melisa öne doğru bir adım attı ve Lara’yı sertçe omuzlarından geriye doğru itti. Lara’nın sırtı arkasındaki ağacın gövdesine çarptı. "Sen kendini ne sanıyorsun ha? Doruk’un yanına yanaşabileceğini, onunla evlerde ödev yapabileceğini mi sandın ezik?"
"Biz sadece zorunlu bir proje ödevi yapıyoruz, Doruk'la aramızda hiçbir şey yok!" diye bağırdı Lara, gözlerinde biriken yaşları gizlemeye çalışarak.
"Yalan söyleme!" diye kükredi Melisa. O an gözü tamamen dönmüştü. Yanındaki iki kıza işaret verdi. "Tutun şunu, haddini bilmesi gerekiyor."
Kızlar Lara'nın kollarından sımsıkı yakalayıp onu ağaca sabitledi. Lara ne kadar çırpınsa da kurtulamadı. Melisa, elindeki sert deri çantasını Lara'nın yüzüne doğru savurdu. Çantanın metal tokası Lara’nın elmacık kemiğine çarptığında acı bir çığlık koptu sokakta. Ama kızlar durmadı. Melisa’nın attığı ilk tokadın ardından, nefret dolu kız grubu Lara’yı yere fırlattı.
Yerde çaresizce kapanan Lara’ya bu sefer acımasızca, tekme tokat dalmaya başladılar. Lara kollarını başının üzerine siper etmiş, sadece hıçkırarak ağlıyordu. Karnına, bacaklarına gelen her darbede nefesi kesiliyordu. "Yalvarırım durun..." diyebildi hıçkırıklarının arasından. Melisa, Lara'nın saçlarından kavrayıp başını hafifçe kaldırdı. "Doruk’tan da, bu okuldan da uzak duracaksın. Bu sana ilk ve son uyarımız."
Lara'yı acı içinde, yolun kenarındaki kaldırımda öylece bırakıp, arkalarına bile bakmadan kaçtılar. Sokak yeniden sessizliğe gömüldüğünde, Lara acıdan hareket bile edemiyordu. Gözyaşları yüzündeki kanla karışıyordu. Telefonuna uzanacak dermanı yoktu. Neyse ki o sırada caddeden geçen bir mahalle sakini yerde yatan Lara'yı fark etti. Kadın çığlık atarak yanına koştu ve hiç vakit kaybetmeden ambulansı aradı. Lara, bilinci yarı açık bir şekilde ambulansa bindirilip acil servise doğru yola çıkarıldığında, olay yerinin üzerinden henüz sadece on dakika geçmişti...
Aynı dakikalarda, Doruk kendi evinin yakınlarındaki kaldırımda yürüyordu. Kafası darmadağındı. Dün gece Lara’ya karşı fazla ileri gittiğini, canını çok yaktığını biliyordu. İçindeki o nefret maskesi, Lara’nın ev halini, o omuzları açık pijamasını gördüğü an çatırdayıvermişti. Ona hissettiği şeyin sadece nefret olmadığını, canını yakarken kendi canının da çok yandığını fark etmişti.
Yol kenarında, yeşilliklerin arasında tek başına açmış beyaz bir papatya gördü. Adımları kendiliğinden durdu. Eskiden, her şey güzelken Lara’ya hep papatyalar alırdı. Doruk eğildi, o tek papatyayı kökünden incitmemeye çalışarak kopardı.
"Sadece dün geceki o sert çıkışım için... Özür dileyeceğim, o kadar," diye fısıldadı kendi kendine. Kendini buna inandırmak istiyordu. Papatyayı parmaklarının arasında koruyarak Lara’nın evine doğru yürümeye başladı. Kalbi, dün geceden beri ilk defa nefretle değil, garip bir heyecan ve pişmanlıkla çarpıyordu.
Lara’nın sokağına saptığında, mahalledeki o garip hareketliliği fark etti. İnsanlar toplanmış, fısıldaşıyordu. Doruk’un içini aniden tarif edilemez bir korku kapladı. Adımlarını koşar adıma çevirdi. Tam Lara’nın evinin önüne geldiğinde, yerde duran parçalanmış edebiyat notlarını ve Lara’nın çantasından dökülen kalemleri gördü.
Biraz ileride, yerde taze kan izleri vardı.
Doruk’un elindeki papatya yavaşça parmaklarının arasından kayıp o kanlı kaldırıma düştü. Dünyası başına yıkılıyor gibi hissetti. Komşulardan biri, "Yazık kıza, okul çıkışı o zorba kızlar evire çevire dövmüşler ambulansla acile götürdüler," diye konuşurken Doruk’un kulakları uğuldamaya başladı.
O kızların kim olduğunu çok iyi biliyordu. Melisa ve grubu.
Doruk’un gözleri saniyeler içinde saf bir delilikle ve öfkeyle karardı. Ellerini yumruk yaptı, dişlerini birbirine bastırdı. İçindeki o sönmeyen aşk, Lara’nın zarar gördüğünü anladığı an devasa bir canavara dönüştü. Arkasını döndü ve hastaneye, Lara’nın yanına doğru deliler gibi koşmaya başladı. Bu sefer bir zorbayı değil, Lara’ya dokunan herkesi mahvedecek bir şahı izleyeceklerdi.