İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 4

Maskelerin Ardında

Çalışma masamın üzerindeki lambanın loş ışığı, odadaki gergin havayı daha da belirginleştiriyordu. Yaklaşık iki saattir aynı masada, aramızda sadece birkaç santim kalacak kadar yakın oturuyorduk. Doruk, elindeki kalbi hızlandıran o yakınlığa inat, sanki bir robotmuş gibi sadece önündeki kağıtlara bakıyordu. Ama ne zaman ödevle ilgili bir şey sormak için ona dönsem, gözlerinin anlık olarak açıkta kalan omzuma kaydığını ve ardından hemen kağıtlara geri döndüğünü fark ediyordum.

Bu durum beni hem deli ediyor hem de garip bir şekilde içimi titretiyordu. Ondan nefret ediyordum, bana yaptığı zorbalıkları asla unutamazdım. Ama şu an, okul kıyafetleri ve o zırh gibi kuşandığı arkadaş grubu olmadan, sadece benim odamda benimle otururken... Eski Doruk'tan kırıntılar görür gibi oluyordum.

"Şu kısmı sen yaz bence," dedi Doruk sessizliği bölerek. Sesi, okul koridorlarındaki o bağırıp çağıran, alay eden sesten çok uzaktı. Yorgun ve fısıltı gibiydi. Kalemi bana doğru uzatırken parmaklarımız birbirine değdi.

O an sanki aramızdan elektrik akımı geçti. İkimiz de aniden ellerimizi çektik.

Doruk hızla ayağa kalktı ve odanın içinde volta atmaya başladı. Ellerini saçlarının arasından geçirdi, derin bir nefes aldı. Yüzündeki o zorbaca maske tamamen düşmüştü; şu an karşımda sadece kafası karmakarışık, öfkeli ama bir o kadar da çaresiz bir çocuk vardı.

"Ne oldu?" dedim alaycı bir tonda konuşmaya çalışarak, ama sesimdeki çekingenliği gizleyemedim. "Benimle aynı odada olmak bu kadar mı katlanılmaz?"

Doruk birden adımlarını kesti ve bana doğru döndü. Gözlerindeki o kapkara nefret, yerini saniyeler içinde büyük bir kırgınlığa bıraktı. Üzerime doğru yürüyüp masanın iki yanına ellerini dayadı. Beni yine köşeye sıkıştırmıştı ama bu sefer niyeti zorbalık yapmak değil, içindeki o yangını kusmaktı.

"Evet, katlanılmaz Lara!" diye gürledi kısık bir sesle. "Seninle aynı odada olmak, sanki hiçbir şey olmamış gibi şu lanet ödevi yapmak katlanılmaz! Karşımda oturuyorsun, üzerinde o günküne benzer kıyafetlerle bana bakıyorsun... Ve ben hem senden nefret ediyorum hem de..."

Cümlesini tamamlamadı. Yutkundu. Gözleri dudaklarıma kaydı, oradan tekrar nefretle parlayan gözlerime döndü. Kalbinin göğüs kafesini zorlayan atışlarını buradan bile duyabiliyordum. O kadar yakındı ki, nefesi yüzümü yakıyordu. İçindeki o sönmeyen eski aşk, nefret duvarını tamamen yıkmak üzereydi ama gururu onu engelliyordu.

"Hem de ne, Doruk?" diye meydan okudum. Gözlerimin dolmasına izin vermedim, ona karşı dik durdum. "Yalan bir şeye inanıp hayatımı cehenneme çevirdin. Şimdi karşıma geçmiş neyin hesabını soruyorsun? Eğer benden bu kadar nefret ediyorsan, çek git evimden!"

Doruk’un gözleri kısıldı. Aramızdaki o nefret ve çekim dalgası havayı o kadar germişti ki, ikimiz de bir sonraki hamleyi yapmaktan korkuyorduk. Doruk elini yavaşça kaldırdı, parmak uçları açıkta kalan omzuma çok hafifçe değdi. Tenim alev aldı sandım.

"Gidemiyorum," diye fısıldadı Doruk, gözlerimin içine bakarak. Sesi ilk defa bu kadar dürüsttü. "Senden nefret ediyorum Lara. Ama senden uzaklaşamıyorum da."

O an kapının aniden tıklatılmasıyla ikimiz de hızla birbirinden uzaklaştık. Annemin sesini duyduğumuzda, aramızdaki o büyü bir anda bozuldu ve yerini yeniden o aşılmaz duvarlara bıraktı. Doruk çantasını hızla yerden aldı, fermuarını çekti. Yüzüne o acımasız, cool maskesini geri takmıştı bile.

"Bu akşamlık bu kadar yeter. Kalanını okulda hallederiz," dedi buz gibi bir sesle ve arkasına bile bakmadan odadan çıkıp gitti.

Kapı kapandığında yatağıma çöktüm ve kalbimin üzerindeki elimi sıktım. Nefret ediyorduk... Ama bu nefret bizi birbirimize daha da sıkı bağlıyordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.