İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 24 · 2 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 24

Kampüsün Ötesi

Dersler bittiğinde, amfinin kapısında Doruk’u beklerken Gece hala bana "Hala inanamıyorum!" diyerek bir şeyler anlatıyordu. Ama benim tek gördüğüm, kampüsün ana kapısından içeri giren o simsiyah, asil araba ve içinden inen Doruk’tu. Herkesin gözü yine onun üzerindeydi; o ise sadece beni görüyordu. Yanıma geldiğinde, o kalabalık amfi çıkışında kimseyi umursamadan belime sarıldı.

"Sıkıldın mı?" diye sordu, saçlarımı kulağımın arkasına iterken. Sesi o kadar yumuşak, o kadar huzur vericiydi ki, tüm günün yorgunluğu bir anda uçup gitti.

"Seni beklerken asla," dedim, ona doğru hafifçe gülümseyerek. Gece’ye veda edip arabaya doğru yürüdüğümüzde, Doruk’un diğer kızların ona bakan hayran dolu bakışlarını nasıl soğuk bir duvarla geri çevirdiğini izlemek bile beni ayrı bir mutlu ediyordu.

Araba şehre doğru süzülürken, bu sefer farklı bir yola saptı. Ankara’nın o meşhur, ışıl ışıl tepelerine, şehri kuş bakışı izleyebileceğimiz o gizli noktaya sürüyordu. Arabayı durdurduğunda, tepeden Ankara’nın o uçsuz bucaksız ışık denizine bakıyorduk.

"Neden buraya geldik?" diye sordum, camı hafifçe aralayıp serin havayı içime çekerken.

Doruk arabanın koltuğunu biraz geriye yatırdı, bana döndü. Gözlerindeki o yoğun, derin ifadeyle elimi avucunun içine aldı. "Çünkü artık o rezidans dairesi ya da bağ evi gibi saklanmamıza gerek yok. Ama yine de... Sadece seninle baş başa kalıp, seni o kalabalıklardan, o dedikodulardan uzaklaştırmak istedim."

Bana doğru yaklaştı. Parmak uçları çenemi usulca kavradığında, aramızdaki o çekim anında alevlendi. Dudakları dudaklarıma yaklaştığında o meşhur, hırçın Doruk’un yerini sanki sadece bana ait olan o savunmasız adam almıştı.

Öpüşmeye başladığımızda zaman durdu. Bu öpücük dünkü gibi sadece huzur değil, içinde o lisedeki tüm o yarım kalmışlıkları, o iki yıllık özlemi barındıran, çok daha derin ve sahiplenici bir öpücüktü. Elini saçlarımın arasına daldırdı, beni kendine daha yakın çektiğinde aramızda nefes alacak tek bir santim bile kalmadı.

Dudakları hafifçe ayrıldığında, "Seninle her şey çok farklı Lara," diye fısıldadı, sesi pürüzlü ve hırıltılıydı. "Bazen kendimi bile tanıyamıyorum. Eskiden o okul koridorlarında seni sadece canını yakmak için takip ederdim, şimdi ise... Şimdi tek istediğim, seni dünyadan koruyup sadece bana ait olduğunu hissetmek."

Dışarıdaki Ankara manzarası, yıldızlar ve sadece arabanın içindeki o yoğun, elektrikli sessizlik... O an, aramızdaki o koca nefretin aslında en başından beri sadece bir 'aşk' kalkanı olduğunu ikimiz de çok iyi biliyorduk.

Tam o sırada, Doruk’un telefonu arabanın torpidosunda titremeye başladı. Ekrandaki ismi gördüğünde yüzündeki o yumuşak ifade bir anda dondu ve gözleri anında karardı. Arayan, yeraltı dünyasından o meşhur isim, dün geceki çatışmanın arkasındaki gerçek beyindi.

Doruk telefonuna bakıp bana döndü, gözlerinde hem bir özür hem de yaklaşan bir tehlikenin o meşhur sessizliği vardı. "Lara, hemen gitmemiz lazım," dedi, sesi o kadar sertleşmişti ki, kampüsteki o huzurlu anımız bir saniyede tuzla buz oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.