Torpido gözünde çılgın gibi titreyen telefonun ekranındaki ismi gördüğüm an, arabanın içindeki o büyüleyici Ankara manzarası ve az önceki dudaklarımızın sıcaklığı bir anda buz kesti. Doruk’un o yumuşacık, sevgi dolu bakan gözleri saniyeler içinde lise koridorlarındaki o acımasız, karanlık haline geri dönmüştü.
Telefonu eline aldı, yeşil tuşu kaydırıp kulağına götürürken bana "Sessiz ol," der gibi bir bakış attı.
"Söyle," dedi Doruk. Sesi o kadar mesafeli ve tehlikeliydi ki, arabanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
Karşı taraftan gelen boğuk erkek sesini tam olarak seçemesem de öfkeli olduğu çok net belliydi. Doruk sadece dinledi. Dinledikçe çene kemiğinin kasıldığını, direksiyonu tutan diğer elinin parmak eklemlerinin beyazladığını gördüm. Dün gece o bağ evinde aldığımız o huzurlu nefesler, meğer fırtınadan önceki o sahte sessizlikten ibaretmiş.
"Benim olan şeylere dokunmanın bedelini ödediniz, hala akıllanmadınız mı?" dedi Doruk, dişlerinin arasından tıslayarak. "Eğer bir kez daha onun adını ağzına alırsan, bu sefer seni o yeraltı dünyasının derinliklerine gömerim."
Telefonu karşı tarafın yüzüne kapatıp hırsla koltuğun üzerine fırlattı. Arabanın içinde sadece ikimizin hızlı nefes sesleri yankılanıyordu. Korkuyla ona doğru uzandım, elini tuttum. "Doruk... Kimdi o? Ne istiyorlar bizden? Yine bana mı zarar verecekler?"
Doruk aniden bana döndü, beni belimden kavrayıp hızla kendine çekti. Alnını alnıma yasladığında gözlerindeki o çaresizliği ve vahşi koruma içgüdüsünü ilk defa bu kadar net görüyordum. "Sana dokunamazlar Lara. Kimse sana zarar veremez. Ben nefes aldığım sürece o pis ellerini sana uzatamazlar," dedi. Dudaklarını alnıma, ardından göz kapaklarıma sımsıcak ve hırçın bir şekilde bastırdı. "Dün geceki adamın arkasındaki asıl büyük patron... İşleri büyütmek istiyor ama benim canımı yakmadan durmayacak."
Arabayı büyük bir hızla çalıştırdı. Lastikler Ankara’nın o ıslak asfaltında çığlık atarak döndü. Bu sefer ne o lüks rezidans dairesine gidiyorduk ne de o huzurlu bağ evine. Şehrin en tekinsiz, en karanlık sokaklarına doğru ilerliyorduk. Doruk, düşmanları aramıza girmeden önce bu savaşı kökten bitirmeye kararlıydı.
Araba karanlık bir hangarın önünde durduğunda, Doruk’un adamlarının etrafta nöbet tuttuğunu gördüm. Doruk bana döndü, üzerimdeki ceketini biraz daha yukarı çekip beni strictly koruma altına aldı. "Burada bekle, kapıları kilitle ve ben gelene kadar sakın açma," dedi. Gitmeden önce, dudaklarıma sert, aceleci ama bir o kadar da tutkulu bir öpücük bıraktı. Bu öpücük, "Sana geri döneceğim" sözünün sessiz bir yemini gibiydi.