İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 21 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 21

Ankara Ayazında Güvenli Liman

Araba Ankara’nın o karanlık, boş sokaklarında rüzgar gibi akıp giderken, arkama yaslanmış bir halde sadece nefes almaya çalışıyordum. Şehrin sokak lambalarının soluk ışıkları arabanın camından içeri sızıyor, Doruk’un gergin yüzünü saniyeler içinde aydınlatıp tekrar karanlığa gömüyordu. Elimi hâlâ öyle sıkı tutuyordu ki, parmaklarının sıcaklığı doğrudan kalbime akıyordu.

"Nereye gidiyoruz?" diye fısıldadım, sesim ilk defa bu kadar çaresiz ve yorgun çıkmıştı. "Emeğe, eve dönemem bu halde. Annemgil beni bu yırtık elbiseyle ve darmadağın görürse ölürüm."

Doruk başını hafifçe bana doğru çevirdi. O simsiyah gözlerindeki o vahşi, ölümcül kor yavaş yavaş sönüyordu. "Benim diğer evime gidiyoruz Lara. Kimsenin bilmediği, o adamların asla bulamayacağı bir yere. Merak etme, güvendesin," dedi. Sesi o kadar net ve koruyucuydu ki, içimdeki o deli fırtına bir anda yatışmaya başladı.

Yaklaşık yirmi dakika sonra araba, şehrin biraz dışında, ağaçların arasında saklanmış iki katlı, modern bir bağ evinin önünde durdu. Şoför hızla inip kapımızı açtı. Doruk arabadan indi ve yine hiç itiraz etmeme izin vermeden beni kucağına aldı. Bu sefer alkolden değil, korkudan bacaklarım titrediği için yürüyemiyordum.

Evin kapısından içeri girdiğimizde bizi sıcacık, ahşap kokulu bir salon karşıladı. Doruk beni yavaşça şöminenin önündeki büyük, pelüş koltuğa bıraktı. Şoföre dönüp "Sen çıkabilirsin, çevreyi kontrol et ve bir sorun olursa haber ver," dedi. Adam başıyla onaylayıp hızla evden ayrıldı.

Doruk hemen eğilip şömineyi tutuşturdu. Birkaç dakika içinde çıtırdayarak yanmaya başlayan alevler, odanın içini loş ve turuncu bir sıcaklıkla doldurdu. Doruk üzerindeki o lekelenmiş siyah gömleği tamamen çıkarıp kenara fırlattı ve dolaptan bana geniş, gri bir sweatshirt getirdi.

"Hadi, üzerindeki o yırtık elbiseden kurtul. Bunu giy, seni üşütmek istemiyorum," dedi, gözlerini nezaketle benden kaçırarak arkasını döndü.

Banyoya gidip üzerimi değiştirdim. O devasa gri sweatshirt dizlerime kadar geliyordu ve tamamen Doruk’un o odunsu, büyüleyici kokusuyla doluydu. Salona geri döndüğümde, koltukta oturmuş elindeki buz torbasını kızarmış parmak eklemlerine bastıran Doruk’u gördüm. O adamı yumruklarken elini incitmişti.

Yavaşça yanına gittim, elindeki buz torbasını usulca aldım. "Bırak, ben yapayım," dedim.

Doruk hiçbir şey söylemeden gözlerini gözlerime dikti. Yanına oturdum ve buz torbasını yavaşça ellerinin üzerine bastırdım. Aramızda öyle koca, öyle yoğun bir sessizlik vardı ki, sadece şömineden gelen odunların çıtırtısı duyuluyordu. Lise boyunca birbirimize ettiğimiz o nefret dolu yeminler, o kavgalar... Hepsi şu an bu ateşin sıcaklığında eriyip gidiyordu.

"Canın çok acıyor mu?" diye sordum, gözlerimi elinden ayırmadan.

"Benim canım sadece sen benden uzak durduğun zaman acıyor Lara," dedi Doruk. Sesi o kadar yumuşak, o kadar derinden gelmişti ki kalbimin gümlemesini durduramadım.

Başımı kaldırıp ona baktığımda, o kapkara gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar saf ve hırçın bir aşk gördüm. Doruk elimdeki buz torbasını yavaşça koltuğun kenarına bıraktı. İri, sımsıcak ellerini yüzüme yerleştirdi, başparmağıyla alt dudağımı usulca okşadı.

"Seni o namlunun ucunda gördüğüm an... Eğer sana bir şey olsaydı, bu dünyayı o adamların başına yıkardım," diye fısıldadı. Yüzü yüzüme doğru yaklaştı, nefesi dudaklarımı titretti. "Nefret et benden Lara... Ama yalvarırım benden gitme."

İçimdeki o son direnç kırıntısı da o turuncu alevlerin arasında yok oldu. Başımı hafifçe kaldırıp dudaklarımı onun o sıcak, hasret dolu dudaklarına bastırdım.

Bu öpücük, o partideki ya da gardıroptaki gibi öfkeli bir patlama değildi. Bu öpücük saf bir sığınmaydı, birbirimize duyduğumuz o önlenemez aşkın sessiz bir itirafıydı. Doruk, incinen elini bile umursamadan beni belimden kavrayıp kendine daha çok çekti, dudaklarımı büyük bir şefkatle ve derin bir tutkuyla öpmeye devam etti. Dudaklarımızın arasındaki o yakıcı çekim, Ankara’nın o buz gibi ayazında ikimizi de sıcacık bir kor gibi eritiyordu.

Bir süre sonra dudaklarımız hafifçe ayrıldı, Doruk alnını alnıma yasladı. İkimiz de nefes nefeseydik ama içimiz huzur doluydu. O gece, o şöminenin önünde, birbirimizin kollarında sadece huzurla uykuya daldık. Artık tehlike dışarıdaydı, biz ise içeride, birbirimizin kalbindeydik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.