+18
Asya’nın dışarıdaki çığlıkları ve kapıya inen o sert darbeler depoda yankılanırken, Doruk’un geri adım atmaya zerre niyeti yoktu. Aksine, o sarsılmaz inadıyla beni daha da sıkı kavrıyor, dudaklarıyla boynumda adeta kendi imzasını bırakıyordu. Alkolün damarlarımda yarattığı o uyuşukluk, yerini tamamen adrenalin ve korkunun getirdiği deli bir sarhoşluğa bırakmıştı.
"Doruk, dur diyorum! Kapıyı kıracaklar!" diye fısıldadım, ellerimle göğsünü itmeye çalışarak. Ama o santim bile kımıldamadı.
"Kırsınlar Lara. Bizi bu halde görsünler, görsünler ki benim olan şeye dokunmanın cezasını anlasınlar," diye hırıldadı Doruk, gözleri tamamen kararmış bir halde.
Tam o sırada dışarıdan devasa bir çatırtı koptu. Asya’nın arkasına aldığı iki izbandut gibi koruma, omuzlarıyla yüklenerek deponun ahşap kapısını menteşelerinden söküp içeri daldı. Kapı büyük bir gürültüyle yere devrilirken, kulübün o loş ve parlak neon ışıkları deponun karanlığını bıçak gibi kesti.
Asya, öfkeden deliye dönmüş gözlerle tam karşımızda duruyordu. Bakışları benim darmadağın olmuş saçlarıma, Doruk’un açık gömlek düğmelerine ve bizi o kaçınılmaz yakınlıkta gördüğü an darmadağın olan gururuna takıldı.
"Demek doğruydu!" diye bağırdı Asya, sesi kulüpteki bas seslerini bile bastıracak kadar tiz çıkmıştı. "Doruk, sen bu ezik kız için mi beni locada tek başıma bıraktın? Benimle yapacağın o büyük yeraltı anlaşmasını bu varoş için mi tehlikeye atıyorsun?!"
Doruk beni yavaşça arkasına alarak tamamen kendi devasa gövdesiyle beni koruma altına aldı. Gözlerindeki o ölümcül soğukluk, deponun içindeki havayı bir saniyede dondurdu. Adımlarını Asya’ya doğru atarken ses tonu tehlikeli bir sakinlikteydi.
"Sana benim işlerime ve hayatıma karışmaman gerektiğini söylemiştim Asya," dedi Doruk, parmak eklemlerini tek tek çıtırdatarak. "Ve benim olan birine 'ezik' dersen, babanın o çok güvendiği krallığını tek bir gecede başına yıkarım."
"Sen kimin krallığını yıkıyorsun lan?!"
Arka taraftan, kulübün koridorundan gelen o yabancı ve buz gibi ses hepimizin donup kalmasına sebep oldu. Asya’nın korumaları bile panikle arkasına döndü. Kalabalığın arasından, elinde parıldayan o soğuk metal parçasıyla, Doruk’un liseden beri yeraltı dünyasında baş düşmanı olan ve intikam yemini eden o karanlık adam, arkasında silahlı adamlarıyla belirdi.
Adam silahın namlusunu doğrudan Doruk’un göğsüne doğrulttu. Gözleri hain bir gülümsemeyle parlıyordu.
"Hesaplaşma vakti geldi, Doruk. Bakıyorum da yanında iki güzel av var. Önce hangisinden başlayalım?" dedi ve silahın emniyet mandalını o sessizlikte kulakları sağır edecek bir "tık" sesiyle indirdi.
Doruk’un sırtının aniden gerildiğini, beni tamamen arkasına saklamak için son bir hamle yaptığını hissettim. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atarken, o namlunun ucundaki ölümle burun buruna kalmıştık. Ve tam o anda, dışarıdan acı bir fren ve silah sesi patladı...