İçeriğe geç

Şah ve Mat

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Şah ve Mat

Bölüm 13

Sınırların Ötesinde

⚠️ MİNİK BİR UYARI: karakterlerimizin sınırları tamamen zorladığı, yüksek dozda alkol ve yetişkin içerikli (18+) sahneler barındırmaktadır. Okurken kalbinizin hızlanmasından yazar sorumlu değildir! Keyifli okumalar... ✨

Gece’nin köşede şok içinde bana sorduğu soruların hiçbirine mantıklı bir cevap verememiştim. Kafam o kadar güzeldi, damarlarımda dolaşan alkol beni öyle bir ele geçirmişti ki sadece "Bir şey olmadı Gece, sadece tartıştık işte," diye geçiştirmiştim. Ama içimdeki o yangın sönmek bir yana, daha da büyüyordu. Gardıroptan çıktığımızdan beri Doruk’un aynadaki o delici bakışları üstümdeydi ve bu durum beni tamamen delirtiyordu.

"Ben biraz daha içeceğim," dedim Gece’ye, sesim alkolden iyice pürüzlü çıkıyordu.

"Lara saçmalama, zaten çakırkeyifsin," dedi Gece ama onu dinleyen kimdi?

Öfkeyle, hırsla ve içimdeki o durdurulamaz çekimin verdiği deli cesaretiyle bar tezgahına doğru yürüdüm. Doruk tam sağ köşede oturuyordu. Onun inadına, ona meydan okur gibi barmene döndüm ve peş peşe sert kokteyller sipariş ettim. Gece bir süre yanımda durup beni durdurmaya çalıştı ama o kadar sarhoştu ki, bir süre sonra "Ben fena oluyorum, eve gitmem lazım," diyerek taksiye binip partiden ayrıldı.

Artık o devasa salonda yapayalnızdım. Devamını getireceğim o andan sonra benim için ipler tamamen koptu.

Bar tezgahına tek başıma çöktüm. İçimde iki yıldır biriken o koca nefret, uğradığım haksızlıklar, o zorba kızların canımı yakışı ve Doruk’un bana inanmayışı... Hepsi üst üste geliyordu. İçtikçe içtim. Bardakların sayısını bir süre sonra saymayı bıraktım. On, on beş... En son yirminci bardağı kafama diktiğimde artık dünya etrafımda dönmüyordu, adeta ters yüz olmuştu. Gözlerimi bile açık tutmakta zorlanıyordum. Acı tat boğazımı yakarken, oturduğum tabureden kalkmaya çalıştım.

Ama bacaklarım beni tamamen reddetti.

Dengemi kaybedip yere doğru kapaklanacakken, belime dolanan o tanıdık, devasa ve sımsıcak el beni havada yakaladı. Burnuma dolan o odunsu parfüm ve viski kokusuyla gelenin kim olduğunu bakmadan anladım. Doruk’tu. Beni tek bir hamlede, tüy gibi hafifmişim gibi kucağına aldı. Başım onun sert göğsüne düştüğünde, "Bırak beni... Senden nefret ediyorum," diye mırıldandım, kelimeler ağzımda yuvarlanıyordu. Yürüyemiyordum bile.

"Kes sesini Lara. Bu haldeki seni eve bu şekilde götüremem, ailene hesap veremezsin," dedi Doruk. Sesi hırıltılı, sert ama bir o kadar da sahipleniciydi.

Beni kucağında otelin otoparkına kadar taşıdı. Kendi lüks arabasının ön koltuğuna beni dikkatlice yerleştirip kemerimi bağladı. Araba hareket ettiğinde, alkolün etkisiyle gözlerim tamamen kapandı. Yollar, şehrin ışıkları zihnimde birbirine karışıyordu. Arabanın nereye gittiğini umursamayacak kadar bitkindim.

Gözlerimi tekrar açtığımda, kendimi bambaşka bir yerde buldum. Burası benim evim değildi. Doruk’un tek başına yaşadığı, modern ve loş ışıklarla aydınlatılmış o devasa rezidans dairesiydi. Doruk beni arabadan indirdiği gibi yine kucağına almış, dairesinin kapısından içeri sokmuştu. Beni salonundaki devasa, gri deri koltuğa yavaşça bıraktı.

Ceketini çoktan çıkarıp bir kenara fırlatmıştı. Beyaz gömleğinin ilk üç düğmesi açıktı ve o da en az benim kadar sarhoştu, gözleri tamamen kararmıştı. Koltuğun kenarına dizini dayayıp üzerime doğru eğildiğinde, aramızdaki o iki yıllık mesafe, o büyük nefret ve tüm engeller bir saniyede buharlaştı.

"Sana gitmeni söylemiştim," diye fısıldadı, elbisemin yırtmacından süzülen bacağıma onun sıcak eli temas ettiğinde vücudum titredi. "Neden beni buraya getirdin?"

"Çünkü iki yıldır seni başkalarından korumaya çalışırken, seni kendimden koruyamıyorum Lara," dedi Doruk. Sesindeki o çiğ, saf arzu odadaki tüm havayı kuruttu. Gözleri dudaklarına kilitlenmişti. "Nefret et benden. Ne kadar istersen o kadar nefret et... Ama bu gece benim olacaksın."

Daha fazla konuşmama izin vermedi. Dudakları bu kez gardıroptakinden çok daha aç, çok daha hırçın bir şekilde dudaklarıma kapandı. Alkolün verdiği o kontrolsüz tutkuyla, elbisemin askılarını omuzlarımdan aşağı indirirken içimdeki o son direnç kırıntısı da yok oldu. İki yıllık o büyük nefret savaşı, yatak odasının kapısından içeri girdiğimiz an, birbirimizi tamamen tüketeceğimiz o malum işe, yani ateşli bir teslimiyete dönüştü. Artık dönüşü yoktu; ikimiz de bu yangında kül olmaya hazırdık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.