İçeriğe geç

Şah Mat

Bölüm 19 · 14 dk okuma

Şah Mat

Bölüm 19

Mat: 0

Apartmana girince hızla merdivenden çıktım. Evimin kapısına gelince anahtarı paspasın altından çıkarıp hızla kapıyı açtım çünkü altıma yapacaktım. Bir de evin kapısına gelince işeme oranım daha çok yükseliyor. Hızla eve girince lavaboya geçtim fakat klozete değil altıma işedim çünkü karşımda duran sarı saçlı kadın kafası klozetin üstündeydi. Kadının kanlı bedeni ise küvetin içinde duruyordu.

Geri çekilip birinin şakasıdır diye etrafa baktım. Ne tür bi şaka lan bu? Bu kız kim? Gördüğüm manzaranın karşısında halen daha şaşkınım. Kız kim bilmiyorum ama en önemlisi şu an ne yapacağım bilmiyorum. Sakince düşünmek için lavabodan çıktım. Eğer evimde bir cinayet varsa katil buradadır, öyle değil mi?

Zorlukla yutkundum. Kendi evimde korkacağım hiç aklıma gelmezdi. Korkarak bütün odaları gezdim fakat bir ses veya insana benzer hiçbir şey yoktu.

Eğer biri benim evimde bir kızı öldürüp kaçtı ise neden benim evimde yaptı? Düşünmesi bile beni yoruyor. Yani neden benim evim? Neden o kız? Ve katil nerede? Banyoya geri gidip baktım. Küvete yaklaşıp cansız bedene baktım, cansız olduğunu kontrol etmek amaçlı kıza dokundum.

Kandan nefret ediyorum.

Duvara elimi koyup derin bir nefes aldım. Elime sıvı bir kan birikintisi gelince elimi duvardan çekip baktım. Bilmediğim birinin kanı elimde olması da ayrı bir ironi. Yanağımı kaşımak için yanağıma dokundum ama yüzüme kan bulaşınca yüzümdeki kanı beyaz tişörtümün üstüne sildim.

Banyodan çıkıp yere oturdum. Dizimi kendime çekip biraz düşünmeye çalıştım ama birden içeriye polislerin girmesiyle onlara baktım. "Eller havya." Dedi polis kıyafetinin içinde oldukça genç duran bir adam. Elindeki silahı bana yönetti. Ayağa kalkarak ellerimi havaya kaldırdım. "Alın bunu." Dedi bana silah tutan polis. "B-ben bir şey yapmadım." Dedim yanıma gelen polislere, elime kelepçe takarak beni evden çıkarttılar.

"Herkes önce bunu der." Diye söylendi diğer polis, beni polis arabasına bindirirken "Ben suçsuzum." Diye kendi kendime söylendim ısrarla ama kimse beni umursamadı. Arabayı çalıştırıp karakola doğru sürmeye başladı. Arkama yaslanıp düşünmeye başladım. Ben eve geldim kız ölmüş desem ne kadar inanacaklar ki? Zaten daha ben inanmıyorum.

Bir süre sonra karakola gelince beni arabadan indirip karakolun içine girdirdiler. Bir odaya götürüp "Otur." Diye emir verdiler. Sandalyeye oturup etrafa baktım. Sanırsın Arka Sokaklar da oynuyorum az sonra Hüsnü Komiser gelirse şaşırmam.

İçeriye bir polis gelip karşıma oturdu. "Doruk Özden." Dedi polis, gergin bir şekilde nefes alıp verirken titreyen sesimle "Efendim?" Dedim, polis hal ve hareketlerime gülerek "Kızı neden öldürdün?" Dedi, bu ciddi soruşturmada neden gülüyor ki?

"B-ben öldürmedim, ben karıncayı bile öldürmem ki."

"O yüzden üstünde kan var." Dedi, polisin birden ciddi olmasından biraz ürkmedim değil. Derin bir nefes alıp verdim. "Ben yapmadım diyorum, neden ısrar ile anlamıyorsunuz?" Dedim, polis sinirle ayağa kalkıp masaya vurdu "Ceset senin evinde, üstünde ve elinde kan var!" Diye bağırdı, polis ellerini masaya koyup köpekler gibi başını sağa sola salladı. Sakinleşince sandalyeye geri oturdu.

"Doruk itiraf edersen çabuk kurtulursun." Dedi, artık ben mi yaptım diye düşünüyorum değil.

"İyi o zaman." Dedim, polis bana dikkatlice bakınca gülümseyip "Ben yapmadım." Dedim, polis arkasına yasanıp güldü. Bu neden her şeye gülüyor? Arka sokaklarda hiç böyle değildi. Ben de hiç böyle hayal etmemiştim. Beğenmedim burayı.

"Alay mı ediyorsun sen?" Dedi polis, ayağa kalkıp yanıma geldi. "Son kez diyorum, neden yaptın?" Dedi, tekrardan derin bir nefes alıp verdim. Olmayan bir şeyi itiraf etmemi ne kadar çok istiyor. "Son kez söylüyorum, ben yapmadım." Dedim, bunu dememle polis yakama yapıştı. "Lan sen yapmadıysan kim yaptı?"

"Bilmiyorum." Dememle polis yüzüme yumruk attı. Polise vurmak da suç amına koyayım!

"Doğruyu söyle!" Diye bağırmasıyla bir yumruk daha attı.

Kapı açılınca geri çekilip ağzından akan kanı sildim. Kapıya bakınca bir polis daha içeri girdi. Bana vuran polisi dışarı çıkarınca sandalyeye oturdum. Çeneme elimi götürüp hafifçe okşadım. Ulan küçücük boyu var türlü türlü huyu var.

Ben yapmadım dedikçe neden üsteliyorlar ki? Ne var yani kadının cansız bedeni benim evimde ise? Böyle deyince, bir yandan haklılar ama kesin bir şey yokken bana böyle davranması sinir bozucu.

Kapı tekrar açılınca başka bir polis gelip karşımdaki sandalyeye oturdu. Burada da polis bitmiyor. "Anlat." Dedi polis, polise bakıp "Eve geldim, lavaboya gidecektim ve o manzara ile karşılaştım." Dedim, polis tek kaşını kaldırıp beni baştan aşağıya süzdü.

"Neden her yerinde kan var?"

"Arkadaşlar şaka yapıyor sandım. Duvara elimi koydum. Kan varmış, görmemiştim. Elimi de üstüme sildim." Dedim, polis masaya yaklaşıp bana daha dikkatli baktı. Ne kadar romantiğiz (!) Bakışmadan yapamıyoruz (!) "Neden elini yıkamadın da üstüne sürdün?" Dedi polis, aslında bu soru geldiğimden beri aldığım en mantıklı soruydu ama cevabı bende yok. "Bilmiyorum, acele ile sildim." Dedim, polis hafif gülümsedi. Bunlarda gülmek, gülümsemek huy galiba?

"Neden acele ile sildin?" Dedi, her şeyi böyle soracaklar mı? Ben sıkıldım. "Lafın gelişi dedim, o ara ne yapacağımı bilemediğim için üstüme sildim." Dedim, polis ayağa kalkınca nedensizce ben de ayağa kalktım.

"Ellerini uzat." Dedi polis, itiraz etmeden elimi uzattım. Kelepçeyi takınca odadan çıkardılar. Ne yani kelepçe mi takacaktın? ben tek taş falan beklemiştim.

Başka bir odaya götürünce kelepçeyi açtılar, başka bir polis "Soyun." Dedi, gülerek "Ne?" Dediğimde polis kaşlarını çattı "İnce arama." Dedi, derin bir nefes alıp verdim. Yavaş yavaş soyunurken telefonumu aldılar. Yalnız ben halen daha o telefonun taksitini ödüyordum.

Kontrolü yaptıktan sonra tekrar kelepçe takıp başka bir odaya götürdüler. Odaya girmemle kelepçeyi çıkarıp odayı üstüme kilitlediler.

Ne kadar güzel (!)

Artık hücreye de atılmadım demem.

Yatağa oturup yatağın başına yaslandım. Şimdi bunlara masum olduğumu kanıtlamak var ama nasıl kanıtlayacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Zaten hiçbir şey hakkında fikrim yok. O sırada polisler birden geldi. Demek ki biri söyledi ama söyleyen kişi kim? O kızın cansız bedeninin benim evimde olduğunu nereden biliyor?

Saçımı karıştırıp ayağa kalktım, hücrede sağa sola gezerken aklıma bir soru daha geldi. Eğer o kız benim evde öldürüldüyse neden benim evimdeydi? Veya benim evimde öldürülmedi diyelim, neden cesedi eve koydu? Bu planlı bir şey mi? Kafama vurdum. Planı yapa yapa benim evde mi yaptılar? Hangi salak beni hapise attırmak istedi ki? Kimse ile aram kötü değil -ki bi arkadaşım bile yok- sadece düz bir memurum. Düşünmekten kafayı yiyeceğim.

Kapı açılınca kapıyı açan polise baktım. "Yarın mahkemeye çıkacaksın, mahkemeye çıkana kadar buradasın." Dedi otoriter çıkan sesiyle. Elindeki yemeği bana uzatırken. "Ben neyden yargılanacağım?" Dedim, polis gülüp "Cinayet işlemekten." Dedi, elindeki yemeği alıp yatağa koydum. "Teşekkür ederim." Dedim, polis bana baktı. "Katil olacak tip yok sende."

"Katil değilim, ondandır."

Nasıl da çözdü beni iki dakikaya. "Bazıları öldürdüğü insanları kabullenemiyor. Yakında kabullenirsin."

"Ne kadar ben yapmadım desem de inanmayacaksınız değil mi?" Diye sordum, polis bana bakıp "Afiyet olsun." Dedikten sonra odadan çıktı.

Yatağa oturup verdiği yemekleri yemeye başladım. Buradan çıkmanın yolunu bulmam lazım. Yoksa burada dura dura her an kafayı yiyebilirim. Sakin kalmaya çalışarak yemeği yemeye başladım.

Buradan çıktıktan sonra iş de bulamam, efsane.

Yemeği yedikten sonra kara düşüncelerimi bir kenara bırakıp uyumaya çalıştım ama nafile. Etrafta gezinmeye devam ettim. Saatlerce..

Perşembe

Sabahın olduğunu polislerin ayak seslerinden anladım.

Sabaha kadar düşünmekten uyuyamamıştım. Ya hapse atılırsam? Yirmi üç yaşında boş yere hapse atılmak istemiyorum.

Kapı tekrar açılınca kapıya baktım. Polis yeni bir yemek ve kıyafet getirmişti. "Bir saat sonra mahkemeye çıkacaksın." Dedi sonra bir şey demeden hücreden çıktı.

Yemeği görünce hemen yemeye başladım. Ne kadar büyük sıkıntı olursa olsun, yemek önemlidir.

Yemeği bitirdikten sonra yeni getirdikleri kıyafeti giyindim. Bir avukatım var mıydı? Yatağa geri oturdum. İnşallah avukatım vardır ve beni adam akıllı savunur -ki avukatım varsa ben neden avukatımla hiç konuşmadım?-

Zaman geçince tekrardan kapı açıldı. Polis içeri girip "Gidiyoruz." Dedi, elimi kepçe takması için uzattım. Polis kelepçeyi takıp kolumdan tuttu. Ya aşko, bir pırlanta beklerdim senden. Karakoldan birlikte dışarı çıkıp beni polis arabasına bindirdiler.

Bir süre sonra arabayı durdurdular. Arabadan çıkarken bir sürü kameraman gördüm. Hepsi beni video çekiyordu. Elinde mikrofon olan kadın "Duygu'yu neden öldürdünüz?" Dedi, kadına bir süre boş boş baktım. "Ben öldürmedim." Dedim, kadın başka bir soru soracakken polisler kadını engelledi. Hayranlarım ile konuşmak da mı yasak?

Adliye girdiğimizde ilk gördüğüm sandalyeye oturdum. Mahkeme salonundan biri çıkıp "Doruk Özden." Deyince polisler ile beraber mahkeme salonuna girdik. Hakimin karşısına geçip herkesin yerleşmesini bekledim. Herkes yerleşince avukatım var mı diye etrafa baktım. Avukatımın olduğunu düşündüğüm adama gülümsedim.

Mahkeme salonu yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Hakime doğru baktım, beyaz saçları ve kare gözlükleri ile bana bakıyordu. "Doruk Özden, sorulan sorulara namusun ve şerefin üzerine doğruyu söyleneceğine yemin eder misin?" Dedi hakimin yanında duran savcı. "Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim." Dedim, ne kadar saçma bir şey bu. Gerçekten katil olsam yemin ettirseler gülerdim.

"Doruk Özden'in evindeki banyosunda Duygu Şağbanoğlu ölü bulundu. Olay yerine giden polisler Doruk Özden'in üstünde kan izleri gördüler, üzerindeki tişörtü delil olarak aldılar. Otopside kanların Duygu Şağbanoğlu'na ait olduğu orta çıktı." Dedi bir avukat, sanırım bu avukat ölen kızın avukatıydı. "Ama şöyle bir sorun var ki Doruk işten saat 18:30'da çıktı, olay yerine polisler geldiğine saat yaklaşık 18:40'dı. Otopside cesedin yaklaşık bir saat önce öldürüldüğü ortaya çıktı." Dedi beni savunan avukat. Avlu'daki Deniz'n avukatı gibi maşallah. Aferim aslanım, böyle devam.

"Evde yapılan incelemeye göre kapı zorlanmadan açılmış yani Doruk Özden de bu olayın içerisinde olabilir." Dedi ölen kızın avukatı. Ben nasıl içerisinde olabilirim?

"Cinayeti işleyen kişi Doruk Özden'in üstüne suç atmak istediğinden dolayı anahtarına ulaşmıştır." Dedi avukatım. Nasıl da savunuyor beni? İki gözümün çiçeği. "Duygu Sağbanoğlu'nun cesedinin üstünde Doruk Özden'in parmak izi bulunmuştur." Dedi ölen kızın avukatı.

Avukatların savunması ardından hakim bana dönüp "Senin eklemek isteğin bir şey var mı?" Dedi, şuan burada ben yapmadım falan diye bağırmak istiyorum ama atılırım diye yapamıyorum.

Üstümde bir şey olmamasına rağmen üstümü silkeleyip konuşmaya başladım: "İşten çıktıktan sonra eve gelip o manzara ile karşılaştım. Birilerinin şakası zannedip kıza dokundum fakat şaka olmadığını o an anladım. Parmak izimin nedeni budur. Korkuyla elimi duvara yasladım ama elime kan geldi. Ne yaptığımı şaşırıp elimi üstüme sildim."

"Karar." Dedi hakim, bunu demesiyle herkes ayağa kalktı. "Sanık Doruk Özden'in ve maktül Duygu Şağbanoğlu'nun avukatı dinlenmiştir. Sonuç olarak mahkemin uzatılmasına bu süreç içerisinde Doruk Özden'in ceza evinde kalmasına karar verilmiştir." Dedi hakim, bunu demesinin üzerine ben şoku atlatamazken polis yanıma gelip mahkeme salonundan çıkarttı.

Cezaevine mi gideceğiz?

Polisler beni polis arabasına götürdüler. Polis arabasına binmemle araba çalıştı. Arkama yaslanıp düşünmeye başladım. Boş yere hapishanede yatacağım. Zaten kızı tanımıyorum, mahkemede öğrendim ismini bile. İsmini bugün öğrendiğim kızı dün nasıl öldürmüş olabilirim?

Polis arabası durunca polislerle birlikte arabadan indik. Ceza evine geldiğimizi inince anlamıştım. Polisler ile birlikte içeriye girdik. Beni bir odaya götürüp kelepçeyi açtılar. "Soyun." Dedi polis, yine mi ince arama? Bence kaslarımdan etkilendiler, aksine sürekli soyun demezlerdi.

İtiraz etmeden soyunmaya başladım. Üstümden bir şey çıkmayınca "Kıyafetlerini giyebilirsin." Dedi, kıyafetlerimi giyerken başka bir polis odaya girdi. Üstümü tamamen giyinirken konuşmalarını dinledim. "Yedinci koğuşta kalacak." Dedi, koğuşum bile var. "Hazırladınız mı?" Dedi bana soyun diyen polis. Diğer polis kafasını onaylarcasına salladı. Üstümü tamamen giyince polis beni odadan çıkarıp koğuşların bulunduğu odaya götürdü fakat kapının üstünde yedinci koğuş değil üçüncü koğuş yazıyordu. "Yedinci koğuşa gitmeyecek miydik?" Polis cevap vermek yerine kapıyı açıp "İçeri gir." Dedi, içeri girmemle bu koğuşta kalan hepsi dönüp bana baktı. Bakan kişilerin ardından orta yaşlı biri yanıma gelip "Hoş geldin Doruk Özden." Dedi.

Kaşlarımı yukarı kaldırıp "İsmimi nereden biliyorsun?" Diye sordum sanırsın aklıma takılan tek soru buymuş gibi. "Otur sandalyeye." Dedi orta yaşlı adam arkasındaki mavi masa ve yanında duran sandalyeleri göstererek. Yine geldik dayak showa.

Korkarak sandalyeye oturdum. Demin benimle konuşan orta yaşlı adam karşımdaki sandalyeye oturup "Doruk'un eşyalarını düzenleyin." Dedi, etrafa baktığımda adamın dediğini kimse itiraz etmeden benim bile bilmediğim o eşyaları düzenlemeye başladılar.

"Benim eşyam yoktu."

Adam dudağının sağ tarafını hafif kaldırarak gülümsedi. "Artık var." Ne bu havalar? Sanki ejderhası var.

"Buraya neden geldin biliyor musun?" Diye sordu, yok ne bileceğim? Eğlencesine girdim zaten hapise. Arada böyle hapise girmek bana zevk veriyor. "Evimde ceset bulundu." Dedim.

Adam gülerek masaya yaklaştı "Ama sen öldürmedin öyle değil mi?" Dedi, kafamı onaylarcasına sallarken adam kahkaha attı. "Çünkü ben öldürdüm." Dedi, ne? Hapis de olan bir adam benim evimi bulup bir şekilde kızı öldürüp suçu bana mı attı? Gülüp adama baktım. "Ne?" Adam birden ciddileşince korkup gülmemi kestim.

"Dün seni patronun yanına çağırdı o sırada yedek anahtarını aldırdım. Eve kız atma bahanesiyle kızı eve getirip öldürttürdüm. Küvette bedeni klozette kafası vardı ama suçu senin üstüne attırdım." Dedi, adama bir süre boş boş baktıktan sonra dediklerini haz edip kaşlarımı çattım. "N-Neden yaptın?" Korkudan kekelemiştim çünkü adam bunu normal bir şeymiş gibi bana anlatmıştı. Adam gülerek bana baktı. "Ölecektin." Nasıl yani? Ölecektim bu yüzden beni katil olmakla suç atıp burada getirip burada kendi mi öldürecek? "Ne?" Anlamsızca adama bakarak.

Adam sandalyesin kalkıp yanımdaki sandalyeye oturdu. "Eski bir zamanda baban sizi bırakıp gitmişti öyle değil mi?" Dedi, bu nasıl her şeyi biliyor? Kafamı onaylarcasına sallamamla devam etti. "Baban sizi bırakmak istemed-" Derken sözünü kestim. "Bırakmasaydı o zaman." Dedim, adam gözünü sinirle kapatıp derin bir nefes aldı.

"Eğer sözümü kesersen ben de senin nefesini keserim." Dedi keskin bir sesle.

"Baban sizi bırakmak istemedi ama o zamanlar yanlış bir işe bulaştı. Bu iş nedeniyle baban sizi korumak için kendi canını göze aldı. Babanı öldürdüler, şimdi ise sıra sende. Sana bunları anlatmak ve korumak amaçlı seni yanıma getirttim." Kaşlarımı çatıp bakarken tekrar konuştu: "Yaklaşık üç sene sonra buradan çıkacaksın ama yine de seni öldürmek isteyecekler."

Zorlukla yutkundum. "Ama ben kendimi savunamam ki." Dedim, adam gülümseyip omuzuma yavaşça iki defa vurdu "O yüzden buradasın. Yakında buradan çıkacaksın ve onlardan önce senin onları öldürmen lazım." Dedi. Oldu o zaman, ver silahı gideyim (!) "B-ben kimseye zarar veremem ki." Dedim, adam ayağa kalktı. "Yarına kadar dinlenme süren var ondan sonra uyumak bile sadece dakikalarca."

Ayağa kalkıp kendi yatağımın olduğu yere gittim. Yatağa uzanıp düşünmeye başladım. Gerçekten o öldürdü ise ben neden buradayım? Beni öldüreceklermiş. Ne kadar güzel (!) Sanırsın kendimi savunamıyorum.

Tamam, savunamıyor olabilirim ama buraya girmeme gerek yoktu.

Sonuçta buradan çıktıktan sonra yine normal hayatıma devam edeceğim tabi büyük ihtimalle işimden atılmış ve yeni bir iş bulamayacağım. Bir de parasızlık çekeceğim. Zaten yarın evin de kirasını verecektim eğer iki ay buradaysam ev sahibi eşyalarımı umursamaz hepsini atar.

Mobilyalar pek önemli değil ama içinde annemle bana ait bir tane fotoğraf var. Eğer onu atarsa ciddi anlamda o ev sahibini boğarım. Annemi liseye geçerken kaybetmiştim. Nedenini bilmiyorum ama beni yetimhaneye bile almadılar. O zamandan beri kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğrendim. Ne zaman bir sorunum olsa konuşarak rahatça çözebiliyordum fakat şimdi durumlar farklı.

"Doruk." Diye ses gelince seslenen kişiye baktım. Sarı saçlı bir erkek bana bakıyordu, tedirgin bir şekilde "Efendim?" Dedim, benim yanıma gelip yatağıma oturdu "Korkmana gerek yok." Dedi, Allah razı olsun. Şimdi sen dedin diye korkmayacağım. "Sadece yemek yiyeceğiz, ister misin?" Dedi, yemeğin içine ilaç koyma ihtimali yüzde kaç? Ama her zaman dediğim gibi yemek her şeyden önemlidir. Kafamı onaylarcasına salladım.

O yataktan kalkınca ben de yataktan kalktım demin oturup o adamla konuştuğum masaya oturdum. Ben oturunca hepsi bana bakıp gülmeye başladı. Etrafa tuhaf tuhaf bakınca ilk başta konuştuğum kişi sandalyeye oturup "Daha yeni, kendi yemeğini dökmesi gerektiğini bilmiyor. Hem o benim misafirim, yemek dökün Doruk'a." Dedi, gülümseyip teşekkür ettim.

✈

Sabah bağırışma ile uyandım. "Sonunda uyandı bizim prenses." Diye bir ses geldi. Ardından daha gözümü bile tam açmadan iki eli boğazımda hissettim. Çığlık atarak elleri çekmeye çalıştım. Gülme sesleri bastırırken ben nefes alamıyor duruma gelmiştim bile.

"Çekil." Diye ses gelmesi ile boğazımı sıkan iki el beni rahat bırakmıştı. Derin derin nefesler alarak yataktan kalktım. Elimi boğazıma götürdüm. Acısı boğazımda kalmıştı. "Daha kendini savunmayı bile bilmiyorsun." Dedi dün konuştuğum yaşlı adam. Sahi, neydi bu adamın ismi? "Uyuyor olduğum için olabilir mi?" Dedim, adam kaşlarını yukarı kaldırıp aşağıya geri indirdi.

"Saldır."

Önümdeki adam tekrardan iki elini boğazıma koydu. Sıkarken elinin üstüne elimi koyup tekrar çekmeye başladım. "Çekil." Dedi yaşlı adam, tekrar onun emrine uyup çekildi. "Bu seferki bahanen ne?"

Üç Yıl Sonra

"Doruk Özden'in masum olduğunu kanıtlanmıştır ve serbest kalmasına karar kılınmıştır."

Özgürlük.

Sonunda beklediğim özgürlük.

Hafif sırıttım. Mahkeme odasından çıkınca yanıma içerideki Akif babanın adamı geldi. "Ev falan tamam abi, bu gece dinlenirsin her halde." Dedi, boğazımı temizleyip "Ne münasebet Kaya?" Dedim.

Arabaya geçince arkama yaslandım. Torpidoda duran telefonu aldım. Akif babaya çıktığıma dair mesaj attım. "Ev biraz uzakta." Dedi Kaya. Sanki özgür değilmişim gibi davranıyor. "Uzak olsun Kaya, zaman bol." Dedim gülümseyerek. Kaya boğazını temizleyince iş konusuna göreceğimizi anladım. "Konuş Kaya."

"Esra yani Simge Doğu. Türkiye'nin en güçlü kadın mafya liderlerinden biri"

Dikkatle dinledim. "En büyük mafya demek. Gelişiyor mu? Gelişmekte mi?" Diye sordum. Gözüme açık olan torpidoda duran resimlere kaydı. Elime alıp baktım. "Abi o resimdeki kız Simge, diğeri de Palaz. Palaz Simge'nin sağ kolu." Dedi Kaya, detayla inceledim. Simge kırmızı saçlıyldı. Boya olduğu her halinden belliydi. Resimden bile belli ne kadar şımarık bir kız çocuğu olduğu. Palaz ise saçlarını ikiye ayıran ergenler gibiydi, hatta bir farkı yoktu. Rahat kıyafetler giyinmişti. Salak olduğu her halinden belli.

Kaya beni eve götürünce arabadan inip eve geçtim. Salona geçip rahat bir şekilde koltuğa yayıldım. Sonunda rahat bir yer! Bu koltuk bana bulunmaz hint kumaşı gibi geldi. Rahat, yumuşacık.

Masanın üzerine anahtar vardı elimi ona doğru uzattım. "Evim mi?" Diye sordum, Kaya kafasını olumlu anlamda sallayınca ona baktım. Sadece planları mı konuşmak için var bu adam? Hadi ama ya, bu kadar sıkıcı olamazsın. Yattığım yerden kalkıp oturdum. "Simge' yakı-"

"Bunu yapacağını biliyordum bu nedenle Karsu bugün onunla tanışacak." Dedi, vay be aslanıma bak. Gülümsedim. "Harika." Diye söyledim. "Karsu kim?" Kaya hafifçe sırıttı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.