O an, evin içindeki sessizlikle birlikte, bu yeri bir süreliğine güvenli bir sığınak olarak kabul ettiğimizi hissettim.
"Ona güvendim, ama yanılmışım." Dedim Palaz'ı ima eden düşünceli bir şekilde. "Artık burası bizim için bir sığınak olacak."
Pamir benimle birlikte odanın içine baktı, gözlerimizdeki kararlılıkla birbirimize baktık.
Bana baktığında gözlerimiz birleşti. "Kime?" Diye sordu. Gözlerinde merak yoktu, sadece öfke vardı. "Sinirli olduğun kişiye." Dedim net bir biçimde. Kaşlarını yukarıya kaldırıp indirdi.
Pamir sessiz kaldı, yüzünde belirgin bir düşünceli ifadeyle. Sonunda başını salladı. "Pekala, sen içeriye geç ben de kahvaltı hazırlayacağım. Sonrasında ne yapacağımıza karar veririz." Dedi.
Pamir'in teklifini kabul ederek başımı salladım. "Tamam, ben içeri geçiyorum. Seninle sonra konuşuruz." Dedim, koltuklardan birine geçerek.
Koltuğa oturup arkama yaslandım.
Bundan sonra ne olacaktı? Artık hayatımı herkes öğrenmişti, belki de öğrenmedi. Sahi, Eray hakkımda tam olarak ne açıkladı?
Aklıma gelen sorularla ayağa kalkıp Pamir'in yanına, mutfağa doğru ilerledim. Pamir buzdolabı kapısını açmış boş buzdolabına bakıyordu. "Pamir." Dedim, bana dönmesiyle beraber "Eray hakkımda tam olarak ne söyledi?" Diye sordum.
Pamir, buzdolabından gözlerini kaldırarak bana baktı. Yüzünde bir endişe ve düşünceli bir ifade vardı. "Eray'ın söylediklerini tam olarak hatırlamıyorum ama sana karşı büyük bir hamle yapmış olmalı. Belki de senin mafya olduğunu anlatmıştır, belki de başka bir şey." Dedi düşünceli bir şekilde.
Bu cevap pek de tatmin edici değildi. Ne olduğunu tam olarak öğrenmem gerekiyordu: "Tam olarak ne söyledi?"
Pamir telefonunu tezgahın üstünden alıp ekrana bakındı. Birkaç kere ekrana dokunup telefonu yatay bir biçimde bana uzattı. Telefonu elime aldığımda birer video gördüm. Eray birkaç tane mikronun önündeydi. "Ben böyle bir açıklama yapmak istemezdim ama hepimizin canı tehlikede. Esra diye bildiğim patronum Simge isimli bir mafya lideri çıktı." Dediği an, tüm hayatım paramparça olmuştu.
Derin bir nefes alıp verdim. Eray elindeki evrakları gösterip konuşmaya devam etti: "Bunlar ne biliyor musunuz? Bunca zaman yaptığı vergi kaçırmaları, Simge olarak yaptığı cinayetler..." Gösterdiği evraklardan biri üzerinde ismim yazıyordu ve diğerleri de benimle ilgili bilgiler içeriyordu. Bu, doğrudan benimle ilgiliydi ve çarpıcıydı.
Pamir'e baktım ve gözlerimdeki şaşkınlığı, endişeyi ve belirsizliği hissedebiliyordu. "Bunu nasıl başardılar?" Diye sordum, sesimde hafif bir titreme vardı. Pamir sessizce başını salladı. "Bunu nasıl çözeceğimizi bilmiyorum, ama bir şekilde halledeceğiz." Dedi kararlı bir şekilde.
Bu olayların üzerine gitmek ve kendimi savunmak için harekete geçmemiz gerekiyordu. Birlikte hareket ederek bu karmaşık durumu çözebilirdik. Gözlerimi tekrar ekrana çevirdim ve Eray'ın konuşmasını dinlemeye devam ettim: "Bunların hepsini savcılığa vereceğim. Bunca insanın boğazından haram para geçirmenin bedelini hapishane köşelerinde ödeyecek!" Diye bağırdı Eray.
Eray'ın sözleri yankılandı zihnimde. Her bir kelimesi, içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini bir kez daha ortaya koyuyordu. Savcılığa verilen belgeler ve yapılan açıklamalar, yaşadığımız tüm olayların çok daha büyük bir boyutta olduğunu gösteriyordu.
Pamir'in yüzü ciddiyetle doluydu. "Bu işin üstesinden geleceğiz, Simge. Bunu birlikte halledeceğiz." Dedi kararlı bir ses tonuyla. Onun bu desteği, içimi bir nebze rahatlatıyordu.
Video daha bitmemişti ama bu kadarı yeterliydi. Daha fazlasını izlersem tamamen güçsüz bir durumda olacaktım. Pamir hızla telefonu elimden alıp tezgaha koydu. Pamir'in gözlerinin içine bakarken ellerini belime sardı. "Her şeyi kökünden halledeceğim, söz veriyorum." Dedi.
Gözlerimin içine bakarak, Pamir'e güvenle gülümsedim. "Sana güveniyorum Pamir." Dedim ve gözlerimi gözlerinden ayırarak "Sadece bu duruma ne tepki vereceğimi bilmiyorum. Sinirlensem bu durumu çözebilir mi? Veya üzülsem bunca yılın hatırına, ne faydası olur ki? Tepki veremeyecek kadar yorgunum..."
Pamir, sıkıca belime sarılarak beni rahatlattı ve derin bir nefes aldı. "Bu durumda doğru olanı yapmak zor ama sen güçlü bir insansın Simge. Ne yaparsan yap, yanında olacağım. Birlikte bu zorluğun üstesinden geleceğiz." Dedi ve ellerini belimden çekerken "İnan ki son gününde bile yanında olacak kadar değer veriyorum sana." Dediğinde sıkıca boynuna sarıldım.
Pamir yavaşça geriye çekildi ve tezgahta duran birer ilacı eline aldı. Bardağın içine su koyup bana döndü. Bardağı ve ilacı uzattı. "Biliyorum yeni uyandın sayılır ama gece geç uyuduk ve uykusuz olmanı istemiyorum."
Gözlerim ilaca doğru kaydı. Uyku ilacı mı uzatıyordu?
"Sen uyurken ben de kahvaltı hazırlamak bir şeyler almaya gideceğim." Dedi.
Gözlerim ilaca doğru kaydı, sonra tekrar Pamir'e döndüm. İçime bir endişe düştü ama sonra içimdeki endişeyi bastırdım. "Anladım, teşekkür ederim. Ben de biraz dinlenirim, sonra kahvaltı yaparız." Dedim.
Pamir'in yüzündeki endişeli ifadeye baktım. "Güzel uykular kızıl, sen uyandığında kahvaltıyı hazırlamış olacağım." Dedi. Bir anlık tedirginlikle başımı salladım. İlacı ağzıma atıp sudan bir yudum aldım.
İlacı alıp yutmanın rahatlatıcı bir etkisi olduğunda gözlerimle Pamir'e tekrardan teşekkür ettim. "Bu gerçekten iyi geldi." Dedim. Pamir'e bir an gülümsedim ve ardından yatağa dönüp rahatlamak için uzandım. Gözlerimi kapadım ve hızla uykuya daldım.
---
Gözlerimi açtığımda etrafta kimsenin olmadığını gördüm. Yataktan ayağa kalkarken karnımdan guruldama sesi geldi.
Mutfağa doğru adım atarken Pamir'in sesinden önce hazırladığı kahvaltının kokusu geldi burnuma. Kokuyu içime çekerken Pamir'in "Sen ne anlatıyorsun lan?" Diye bir sesini duydum.
Mutfak kapısına doğru yaklaştığımda Pamir'in bana arkasını dönük olduğunu ve telefonla konuştuğunu gördüm.
"Ben senden önce sana bunu zevkle yedireceğim!"
Karnımdan gelen guruldama sesi üzerine Pamir bana doğru döndü. Telefonu hızla kapattı.
Pamir telefonu kapattığında bana dönerek hafif bir gülümsemeyle "Uyandın mı? Geç kalmadın mı?" Diye sordu. Kafamı sallayarak "Evet, uyandım." Dedim. "Kiminle konuşuyordun?"
Pamir bana "Bilmek ister misin?" Diye soru yönelttiğinde kafamı onaylarcasına salladım. "Eray'ın kimin adamı olduğunu öğrendim, o adamla konuşuyordum." Dedi.
Pamir'in sözleriyle birlikte içimde bir tedirginlik belirdi. "Eray'ın kimin adamı olduğunu mu öğrendin?" Diye sordum, şaşkınlıkla. Pamir sessizce başını salladı. "Evet, ve bu işler daha karmaşık hale geliyor." Dedi endişeli bir ifadeyle.
Bu açıklama beni daha da endişelendirdi. "Ne yapacağız?" Diye sordum, neşesiz bir şekilde. Pamir düşünceli bir şekilde cevap verdi: "Öncelikle sakin olmalıyız ve bir plan yapmalıyız. Belki de Palaz'ın yardımına ihtiyacımız olacak."
Pamir'in mantıklı yaklaşımı bir nebze olsun içimi rahatlattı. "Evet, Palaz'a ihtiyacımız olacak gibi görünüyor." Dedim. "Onu arayalım mı?" Diye sordum, Pamir'in kararına bağlı olarak.
"Önce kahvaltı yapalım. Sağlam kafa sağlam vücutta olur, değil mi?"
Kahvaltı masasın yanında olan sandalyeye oturdum. Pamir yanıma oturdu ve kahvaltıyı paylaşmaya başladık. "Neyi konuştun?" Diye sordum, merakla Pamir'e bakarak.
"Bunu sonra konuşalım, Palaz gelince her şeyi detayla konuşuruz." Dedi Pamir, ciddi bir ifadeyle.
Kafamı hafifçe eğdim. "Yeterince uykunu aldın mı?" Diye sordu. Çatalı elime alıp birer patates kızartmasına batırdım. Patates kızartmasını ağzıma atarken "Evet." Dedim.
Pamir'in nezaketi hoşuma gitmişti, ancak mesele uyku değil, yaşadığımız karmaşık durumdu. Bir yandan karnım acıkmış olabilir ama aklımın bir köşesinde sürekli olarak bu durumun nasıl çözülebileceği vardı. "Uyku konusunu bir kenara bırakalım." Dedim ciddiyetle. "Öncelikle bu Eray meselesini halletmeliyiz. Palaz'ı arayıp durumu açıklamalıyız, onun da fikirlerine ihtiyacımız var."
"Simge, aramayacağız demiyorum ki. Sadece önce kahvaltı yap diyorum." Dedi net bir biçimde. Kahvaltı sırasında neden arayamıyoruz ki? Hem Palaz'ın gelmesi belki uzun sürecek. Belki de biz kahvaltıyı bitirdiğimize Palaz kapıda olacak.
"Anladım." Dedim, isteksiz bir biçimde. Kahvaltıya devam ederken iç çektim. "Ama bu meseleleri ertelememiz de sorun olabilir. Belki de bekletmeden Palaz'ı aramak daha iyi olur. Hem ne yapacağımıza karar vermemiz gerekiyor."
Pamir gözlerimi aralayarak bana baktı. "Evet, haklısın. Şimdi ararız." Telefonunu eline çıkardı, ekrana baktığımda rehbere girdiğini gördüm. Palaz'ı aradı ve hoparlöre aldı. İlk çalıştan sonra hızla telefon meşgule düştü.
Pamir mesajlar kısmına girip Palaz'la sohbete girdi ve mesaj yazmaya başladı.
Pamir: Palaz seni aradım ama açmadın, atacağım konuma gel.
Ardından hızla konum attı.
Telefonu kenara bırakıp bana bakındı. "Şimdi kahvaltıya devam edebilir miyiz?"
"Tabii, devam edebiliriz." Dedim, yemeğime devam ederken. "Palaz'ın konuma gelmesini bekleyeceğiz. Belki de bu durumu çözmek için birlikte bir plan yapabiliriz."
Pamir bir yudum su içti ve bana gülümsedi. "Evet, işte o zaman bekleyeceğiz." Dedi. "Ama bir yandan da bu kahvaltıyı keyifli hâle getirelim." Boynuma bir öpücük kondurdu.
Pamir'e baktığımda hafifçe dudak büzdü.
"Yapma böyle, halledeceğiz." Dedi.
Önüme dönüp sessizce kahvaltı yapmaya devam ettim.
Kahvaltının sonlarına doğru sessizlik hüküm sürdü. Ayağa kalkıp salona geçindim. Pamir yanıma gelip koltuğa oturdu. "Hadi elini yüzünü yıka ve kendine gel." Dedi.
İç çekerek "Lavabo ne tarafta?" Diye sordum.
Pamir hafifçe gülümsedi ve "Koridorda, solda, hemen orada." Dedi. Sana rehberlik etmek için kalkıp kapıyı gösterdi.
"Teşekkür ederim." Dedim, onun yardımını takdir ederek. Sonra, belirtilen yere gidip yüzümü yıkadım, derin bir nefes aldım ve kendimi toplamaya çalıştım.
Lavabodan çıktıktan sonra salona geri döndüm. Pamir elindeki bardağı masaya koydu. "Konuşalım mı biraz?" Dedi, kafamı onaylarcasına salladım. Gözleriyle kucağını gösterdi. Kucağına oturmamla "Palaz mesaj atmış, yolda." Dedi.
"Uykumu aldım ama hâlâ çok yorgunum." Dedim kısık sesle.
Pamir ellerini belime sardı. "Zaten bunun uykuyla bir alakası yok, yaşadıkların kolay değil." Dedi.
Pamir'in sıcak dokunuşu üzerine kafamı sağ tarafa doğru hafifçe eğdim.
"Evet, gerçekten zor günlerden geçiyoruz." Dedim sessizce, gözlerimin içine bakarak. "Ama seninle yanımda olmanın verdiği güvenle, her şeyin üstesinden gelebileceğimize inanıyorum."
Pamir hafifçe gülümsedi ve başımı okşadı. "Bunu birlikte başaracağız." Dedi kararlı bir tonla.
Ellerimi boynuna sararak sıkıca sarıldım. "Seni çok seviyorum." Dedim.
Pamir bana karşılık olarak "Ben de seni çok seviyorum." Dedi nazikçe, geriye çekildiğimde masaya doğru uzandı ve bana birer bardak uzattı. "Su ister misin?" Diye sordu.
"Yine mi uyku ilacı?"
Kafasını olumsuz anlamda salladı. Gülümseyerek bardağı dudaklarına doğru götürdü. "Susandım." Dedim.
Elindeki bardağı alıp bir yudum aldım. "Yarasın." Dedi Pamir gülümseyerek. Gözlerini hafifçe kaçırdığında bardaktaki bütün suyu içtim. Bardağı elimden alıp masaya koydu.
"Bana bıraksaydın." Dedi, gülümseyerek Pamir'e sarıldım.
Pamir'in sıcaklığı beni rahatlattı. Ona sıkı sıkı sarılarak "Seninle her şey daha güzel." Dedim içtenlikle.
Pamir saçlarımı okşadı. "Yazık." Dedi kısık sesle, geriye çekilip gözlerinin içine bakındım. "Seni sevdiğime inandın mı?" Diye sordu.
Gözlerimiz birbirine kilitlendiğinde, içimdeki sevgi ve güvenin bir kez daha kabardığını hissettim. Yavaşça başımı sallayarak "Evet, sana sonsuzca inanıyorum." Dedim. "Seninle olduğum her an, bu inancım daha da güçleniyor."
Pamir yüksek sesle kahkaha attı. "Vay be, ben neymişim öyle." Dedi. Gözlerimin içine bakarken gözlerinde küçümserci bir bakış vardı. "İçtiğin o suyun tadı tuhaf gelmedi mi?"
Biraz acı gelmişti.
Pamir'in sözleri ve bakışı beni biraz rahatsız etti. "Evet, biraz acıydı." Dedim, ona karşı dürüst olmaya çalışarak. "Ama sanırım suyun tadında bir problem yoktu, sadece bir anlık hissiyat olabilir."
Pamir kafasını alayla salladı. "Çünkü o boş bir su değildi, içinde seni öldürecek kadar yeterli olan bir zehir vardı."
Pamir'in sözleriyle şaşkına döndüm. "Ne? Ne demek istiyorsun?" Diye sordum, gözlerim büyümüş bir şekilde ona bakarken.
Pamir gizemli bir şekilde gülümsedi. "Artık seninle beraber olmanın zamanı değil." Dedi sakin bir tonla. "Seni sevmiyorum, sadece senin varlığın benim için bir tehdit. Senin gitmen gerekiyor."
Yüreğim yerinden çıkacak gibi atıyordu. "Neden? Seni sevdiğimi düşünüyordum." Dedim, şaşkınlıkla ve hüzünle.
Pamir hafifçe başını salladı. "Benimle ilgili her şeyi bildiğini sanıyorsun, değil mi? Ama gerçekten kim olduğumu hiç bilmiyorsun." Dedi. "Şimdi son kalan yarım saatlik ömründe hayatına neden girdiğimi anlatmamı ister misin?"
Kelimeleri kafamı karıştırdı ve içimde büyük bir endişe hissettim. "Ne diyorsun Pamir? Beni anlamıyorsun." Diye yakardım.
Pamir sessiz kaldı, gözlerinde karmaşık bir ifade belirdi. Hızla kucağından kalktım. Pamir gülümseyerek bana bakındı. "Salaksın kızım sen." Dedi.
"Sana güvenmek istedim." Dedim, yalvaran bir ses tonuyla. "İçtiğim su gerçekten zehir miydi?"
Pamir derin bir nefes aldı ve kafasını salladı. "Evet."
"Beni sevdiğini söylemiştin." Diye fısıldadım, yüreğim paramparça olmuştu. "Sana güvendim!"
Pamir gülerek ayağa kalktı. "Son dakikalarının zevkini çıkar." Dedi, şaşkınlıkla Pamir'e bakındım. Bana zehir içtirdiğine inanmıyorum. O bana deli gibi aşık, değil mi?
Kollarını göğsünün altında bağladı.
Gözlerimden yaşlar süzülürken Pamir'e bakıyordum, içimde karmaşık duygular vardı. "Neden, Pamir? Neden bunu yapıyorsun?" Diye sordum, sesim hüzün doluydu.
Pamir, yüzünde bir kararlılıkla gülümsedi: "Bayıl istersen bir de Feriha."
Gözyaşları içinde Pamir'e baktım, kalbim parçalanıyordu. "Pamir, lütfen..." Diye başladım ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Pamir bana acımasızca bakarken kollarım uyuşmaya başladı.
Gözlerim Pamir'in yüzünde dolaşırken, kollarımın uyuştuğunu ve nefesimin hızlandığını hissettim. Zehirin yavaş yavaş etkisi altına almasını izlerken, kalbim hızla çarpıyordu. Pamir'in yüzündeki acımasız bakışlar içimi parçalıyordu.
Gözlerimi kapatırken son bir kez Pamir'in yüzünü gördüm, ardından her şey karardı...
Tekrar başlayacak...