İçeriğe geç

Şah Mat

Bölüm 14 · 9 dk okuma

Şah Mat

Bölüm 14

Şah: 14

Pamir'in sarhoş halini görünce endişe ve öfke içimi kapladı.

"Ne yapıyorsun burada, Pamir?" Diye sordum, sesimdeki sertlik belirginleşti. "Seninle konuşmamız gereken hiçbir şey yok."

Pamir'in yüzünde pişmanlık ifadesi belirdi, ama sarhoşluğu nedeniyle bunu net bir şekilde ifade edemiyordu. "Simge, lütfen... beni dinle." Dedi, dengesini zorlayarak ileri adım attı.

Ancak ben geri çekildim ve ona yaklaşmasına izin vermedim. "Gitmen gerekiyor, Pamir." Dedim, sesimdeki kararlılıkla. "Şu an seninle konuşmak istemiyorum."

Pamir'in yüzündeki pişmanlık ve çaresizlik beni etkilese de, kendi duygularımı ve sınırlarımı korumak zorundayım.

"Simge!" Kapının ardından bağırmaya başladığında şaşırdım. "Çok seviyorum seni!" İstemsizce yüzüme yerleşen gülümsemeyi fark ettim. Yüzümü eski haline getirdim.

Simge mi diyor bu?

Amacı beni açık etmek mi?

Kapıyı tekrar açıp onu içeri almaya karar verdim, çünkü onun bu halde beni ifşa ediyordu.

Kapıyı açtığımda, Pamir içeriye sendeleyerek girdi ve dengesini zorla sağladı. "Simge, lütfen beni dinle. Gerçekten pişmanım." Dedi, gözlerindeki çaresizlik belirginleşti.

Bir an için şaşkınlıkla ona baktım.

Pamir'in şu anki halde olduğu gibi konuşmak uygun değildi. Ona sakinleşmesi için biraz zaman ve alan vermek daha iyiydi.

"Tamam, Pamir." Dedim, sesimdeki sakinlikle. "Şu an sadece otur ve dinlen. Sonra konuşabiliriz."

Pamir, sessizce oturdu ve başını ellerinin arasına aldı.

Pamir sessizce otururken, odada gergin bir sessizlik hakimdi. Gözlerimde hâlâ biraz endişe ve kafa karışıklığı vardı, ancak içimdeki kararlılık ve güç hissi de belirgindi. Bu karmaşık durumu çözmek için bir plan yapmam gerekiyor.

Pamir'in dinlenmesine izin verirken, kendi iç dünyamda biraz zaman geçirdim. Bu beklenmedik ziyaret sadece kafa karışıklığına yol açmıştı.

"Seviyorum lan ben seni." Dedi kelimeleri yarım bir biçimde söyleyerek.

"Pamir, anlıyorum." Dedim, sesimde sakin bir tonla. "Ama şu an bu konuşmak için doğru zaman değil. Lütfen, dinlen ve kendine gel."

Pamir başını hafifçe salladı. Benim dediğimi duymamış gibi ayağa kalktı. "Ben sana söyleyecektim ama ben Doruk ismini tamamen sildim." Dedi. Onun ayakta duramayan bu haline gülmemek için dudaklarımı içe doğru bastırdım.

"Pamir, lütfen." Dedim gülmemi tutmaya çalışır bir biçimde.

Pamir, duygusal durumunun farkında olmadan devam etti. Gözlerindeki kararlılık ve içtenlik beni etkilese de, içimdeki karışık duyguları daha da derinleştiriyordu.

En sonunda ayakta duramamasına daha fazla dayanamadım ve kahkaha attım. Bana bakarken derin bir nefes alıp verdi. Onun dikkatini çekmek için daha yakına gittim ve sesimi biraz yükselttim. "Pamir, beni dinle." Dedim, sesimde endişeyle birlikte ısrarlılık vardı. "Şu an sakin olman ve dinlenmen önemli. Söylediklerimi duyuyor musun?"

Pamir hâlâ içsel çalkantılarla dolu gibi görünüyordu, ancak bir an için dikkatimi çektiğimi fark ettim. Göz teması kurarak "Simge, seni seviyorum." Dedi, sesi titrek ve belirsizdi.

Pamir'in sarhoşluğu ve durumuyla başa çıkmak yerine durumun absürtlüğünü fark ettim ve içimdeki gerilimi azaltmak için gülmeye başladım.

Gülmeye başladığımda, Pamir bir an için şaşırmış gibi göründü, ancak sonra bana katıldı ve beraber gülüşmeye başladık.

"Ben diyorum kızıl! Biz birbirimiz için yaratılmışız." Dedi.

Cümlesini kurmasının ardından ayakta daha fazla duramayıp koltuğa doğru düştü.

"Simge, gel beraber içelim." Dedi Pamir, gözlerindeki o hüzünlü bakışları gördüğümde. Belki de o an onun da içimdeki kırgınlığı ve yorgunluğu hissettiğini fark ettiğim andı.

Kendimi tutamayarak gülümsedim ve içkileri dolaptan aldım. İki bardak alıp masaya koydum. Pamir bir köşede oturmuş yorgun gözlerle bana bakıyordu.

İçimdeki karmaşık duyguları bastırmaya çalışarak, ona tebessüm ettim.

"Birlikte içelim." Dediğimde, hüzünlü bir gülümsemeyle başını salladı. Ardından bardağı eline alıp dudaklarına götürdü. Ben de sessizce kendi bardağımdan bir yudum aldım.

İçkilerimiz boğazımızdan aşağıya süzülürken, odadaki sessizlik biraz olsun hafifledi.

Birbirimize bakıyorduk. Sözcüklerin yerini içimizdeki sessizlik almıştı.

Belki de kelimeler yetmiyordu, belki de içkilerimiz aracılığıyla anlaşabiliyorduk.

Bir süre sonra, Pamir'in dudaklarından kopup gelen kelimelerle sessizliği bozuldu: "Ben çok seviyorum."

Hafifçe gülümsedim. "Canını yakmak istemedim, yüzüne karşı o cümleleri de söylemek istemedim sadece beni anlamalarını istedim."

"Anlamalarını mı? Kimler bu çoğul kişiler?" Diye sordum merakla.

Pamir, içkilerin etkisiyle yüzünde beliren hüzünlü bir ifadeyle konuşmaya başladı. Gözlerimdeki şaşkınlığı fark ederek, derin bir nefes aldı ve sözlerini dikkatle seçti.

"Simge, ben... Cümleleri toparlayamıyorum. Senden sana bahsetmek istemiyorum ama kendimi tutamıyorum." Dedi, sesi hafifçe titriyordu.

Kelimeler bir süre havada asılı kaldı, ikimiz de ne söyleyeceğimizi bilemiyorduk. Sonunda, Pamir devam etti: "Ben kolay yollarla gelmedim bu noktaya, neden beni kimse anlamıyor?"

O an, içimdeki öfke yerini bir çeşit acıma duygusuna bıraktı.

Pamir'in gözlerinden akan yaşları fark ettiğimde, kalbimde bir sızı hissettim. O an, içimdeki tüm öfke ve acı yerini bir an için ona duyduğum bir tür şefkate bıraktı.

Onun ağlaması, benim de içimi parçalıyordu. Bu normal mi?

Sessizce yanına oturdum ve onun omzuna dokundum. "Pamir, ne oluyor?" Diye sordum, sesimde endişe ve karmaşık duygular vardı.

Gözyaşları arasında Pamir "Ben çok özlüyorum." Dedi soluksuzca. Yine cümle kurmayacak kadar sarhoştu bu nedenle ağzından çıkan kelimeler bana değil başkasına diyormuş gibiydi.

"Doruk olmak istiyorum. Beni hiç Doruk olarak görmedi ki hep Pamir ve Tolga oldum."

"Pamir, lütfen." Dedim titreyen bir sesle.

Sustu.

Bir şey demeden bardağındaki içkiden bir yudum daha aldı. "Ben Yaren'i korumak istiyorum ama o bunu hiç anlamıyor." Dedi. Üzüleceği bir konu daha varmış.

Onun ne kadar korktuğunu ve çaresiz hissettiğini görmek, beni dehşete düşürmüştü.

Gözlerimin içine bakındı. "Çok seviyorum." Dedi.

Hafifçe gülümsedim.

"Pamir, ben de seni seviyorum." Dedim içtenlikle.

Pamir bana olan bakışlarında bir tuhaflık vardı. Aşk dolu bakmıyordu, gözleri gözlerime bakarken içinde nefret duygusu vardı.

Belki de sarhoşluğun etkisiyle beni başka biri olarak görüyordu.

Hüzünle gülümsedi ve başımı okşayarak "Evet, Simge. Seninle her şeyi konuşmaya hazırım." Dedi. "Seni asla kaybetmek istemem." Son cümlesini söylerken tehdit ediyor gibi çıkmıştı sesi.

"Bu böyle olmayacak, ben kahve yapacağım." Diyerek mutfağa yöneldim. Pamir arkamdan geliyordu ama onu göz ardı etmeye çalıştım.

"Ben salona geçeceğim." Diyen Pamir'i beden dilimle onayladım.

Kahve makinesini çalıştırırken, içimdeki hafif gülümsemeyle birlikte, evin sessizliğini ve sakinliğini hissettim. Kahve hazırlandıktan sonra, fincanları alıp oturma odasına geri döndüm. Pamir, daha sakin ve kendine gelmiş görünüyordu.

Pamir eline kahve fincanını alıp bir yudum aldı. "Sade mi lan bu?" Kafamı onaylarcasına salladım. "Evet, ilk gün sade kahve istemiştin." Dedim.

Pamir sorgularcasına kaşlarını kaldırdıktan sonra kaşlarımı çattım. "Sevmez misin?" Yalandan gülümseyerek "Çok severim." Dedi.

Kahveden bir yudum daha aldı ama bu sefer uzun bir yudumdu. Kahvesini bitirdikten sonra hızla suyu eline alıp içti.

Pamir'in sakinleşmesi ve kendine gelmesiyle birlikte, sarhoşluğunun etkileriyle uykusunun geldiği belli oluyordu. Ona nazikçe yaklaşıp "Pamir, senin için bir yatak hazırlamalıyım. Yoksa koltukta uyuyan insanlara uyuz olurum." Dedim, sesimde sakinlik ve anlayış vardı.

Pamir başını salladı gözleri yorgunluktan kapanmak üzereydi. "Yanında mı?" Dedi, sesi yumuşak ve yorgundu. Dediğini duymazlıktan geldim.

Sessizce ona yardım edip yatağa yöneldik. Yaren için hazırladığım yatak duruyordu bu nedenle direkt oraya geçmesini söyledim. Pamir'in uykuya dalmasıyla birlikte, odadan sessizce ayrıldım.

Ertesi Gün

Gözlerimi hafifçe araladığımda, alt kattan gelen Pamir'in konuşma sesiyle uyanmıştım. Gözlerini ovuşturarak uykudan uyandı, bir süre etrafa bakındıktan sonra odadan çıkıp alt kata indim.

Pamir'in yüz ifadesindeki endişeyi fark ettim. Bir süre etrafa bakındıktan sonra telefona yönelerek konuşmayı bitirmek üzere olan Pamir'e doğru döndüm.

Koltukta oturup sessizce dinlemeye başladım. Pamir'in ses tonundan, konuştuğu kişinin Çetin olduğunu anlamıştım. "Ne oldu? Her şey yolunda mı?" Diye sordum, sesimde hafif bir endişe vardı.

Pamir, telefondaki konuşma boyunca dikkatlice dinliyordu, yüzünde yoğun bir odaklanma vardı. Söylediklerinden, karşısındaki kişiyle ciddi bir konu üzerine görüştüklerini anlıyordum.

Pamir telefondaki kişiye son birkaç cümle daha sarf ettikten sonra telefonu kapatıp bana döndü. Yorgun bir şekilde başını salladı. "Çetin, yine bomboş işler peşinde."

Gözlerimiz birbirine kilitlendi ve sessizlik bir süre devam etti: "Yaren'in adresini bulmuş, takip ediyormuş."

Bu Çetin'i neden öldürmediklerini anlamıyorum. Ne bu Çetin aşkı? "Mekana gitsem iyi olacak." Dedi.

Pamir'in kararlılığını gördüğümde, içimdeki endişe bir kat daha arttı. Ancak onu yalnız bırakmak istemiyordum. Güvenlik önlemlerini almak ve ona destek olmak için yanında olmam gerektiğini biliyordum.

"Pamir, yanında olacağım." Dedim, sesimdeki kararlılıkla. "Bu riskli bir adım, ama seninle birlikte olmalıyım."

Pamir, gözlerime baktı ve başını hafifçe salladı. "Anlıyorum, Simge ama lütfen dikkatli ol." Dedi, sesinde endişe ve minnettarlık vardı.

Birlikte hızla hazırlandık ve mekana gitmek için yola çıktık. Yolda içimdeki endişe ve gerginlikle birlikte midem kazınmaya başladı. Belki de yemek yemiş olsam daha mantıklı düşünürdüm.

Mekana varır varmaz, gergin bir sessizlik hâkim oldu aramızda. Pamir'in yüzündeki kararlılık ve içimdeki endişe birbirine karışmıştı. Kapının önünde durup birbirimize bakıştık, içeride Çetin'in olduğunu biliyorduk ve karışılacağımız olası tehlikelerin farkındaydık.

İçeri adım attık. Mekanın loş ışıkları altında etrafı süzerek ilerledik.

Pamir'in mekanına doğru geçtik ama kimse yoktu. Aniden, bir köşede duran silik bir siluetin Çetin olduğunu fark ettim.

Çetin bizi fark edip yanımıza doğru yürüdü. Yüzünde bir sırıtma vardı, tehlikeli bir havayla bizi karşılıyordu.

Pamir onun karşısına dikilerek yüzleşmeye hazırdı, ben de yanında durarak destek verdim.

Çetin bize yaklaştığında, odanın havası daha da gerilmişti. Pamir'in yüz ifadesinde kararlılık ve belirsizlik arasında bir denge vardı.

"Yaren'cik nerede?" Çetin'in tehdidiyle karşı karşıya kalan Pamir'in yüz ifadesinde endişe ve öfke arasında bir karmaşa vardı.

Pamir derin bir nefes alarak kendini toparlamaya çalıştı. "Çetin, kardeşimden uzak duracaksın." Dedi, sesinde hem endişe hem de kararlılık vardı. "Bu seninle aramızdaki bir mesele, onu bu işin içine karıştırma."

Çetin ise sadece sırıtarak Pamir'e bakıyordu, gözlerindeki tehditkar bakışlar ise tüm odanın havasını daha da gerilmiş bir hale getiriyordu.

Pamir, gözlerini sıkıca kapatıp derin bir nefes aldıktan sonra tekrar konuştu. "Çetin, seninle aramızdaki herhangi bir sorunu çözmeye hazırım." Dedi, sesinde kararlı bir ton vardı. "Ancak Yaren'i bu işin içine karıştırma. O masum biri."

Çetin'in yüzünde hâlâ sırıtışı vardı, gözlerindeki tehlikeli parıltı ise bizi uyardı. "Pamir, benimle anlaşmak istiyorsan, Yaren'i bir kenara bırakmalısın." Dedi, sesinde tehdit dolu bir vurgu vardı. "Aksi takdirde sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın."

O an, odadaki gerginlik zirveye ulaşmıştı.

Pamir, gözlerindeki kararlılıkla Çetin'e dönerek "Çetin, Yaren'i bu işin içine karıştırmamalısın." Dedi. "Benimle ilgili ne varsa, direkt olarak benimle halletmek istiyorsan, seninle konuşmaya hazırım. Ancak Yaren'e dokunma."

Çetin'in yüzünde hafif bir alay ifadesi belirdi ve bize doğru adım attı. Tehditkar bir şekilde konuşarak, "Pamir, seninle Yaren'i bir araya getirmek için sabırlı olmayacağım." Dedi. "Son şansın bu."

Çetin bana baktığı an "Çocuk musun? Ne bu aileden vurma merakın?" Diye sordum. Çetin'in yüz ifadesinde hâlâ bir alay ve tehdit dolu bir gülümseme vardı. Bana bir adım attığı an elimi silahıma yönelttim. "Korkma kızıl." Dedi.

Pamir, gözlerini Çetin'e dikip tekrar konuştu. "Çetin, bu yolu seçmekten vazgeçmelisin." Dedi, sesinde kararlılıkla. "Eğer Yaren'e zarar verirsen, bu işin sonu olur."

Ani bir hareketle Çetin'in silahına doğrultulmasıyla birlikte içimdeki endişe ve panik daha da arttı. Kararlılıkla elimi silahıma doğru götürdüm ve hızla ateş ettim.

Silah patladığında odadaki atmosfer bir anda değişti. Gözlerim hızla olayın ardından Çetin'e döndü, kalbim hızla çarparken yaşadığım karmaşık duygularla başa çıkmaya çalışıyordum.

Pamir'in yüzünde bir karışıklık ve şaşkınlık belirtisi vardı. Yerde yatan Çetin'e bakıyordu.

Gözlerimi kısa bir anlığına kapattım.

Uzun zamandır kimseyi öldürmemiştim.

Belki de Çetin Alpkunt'un ölmesi lazımdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.