İçeriğe geç

Şah Mat

Bölüm 13 · 11 dk okuma

Şah Mat

Bölüm 13

Şah: 13

Pamir'in dediği üzerine ne diyeceğimi bilemedim. Doruk muydu ismi? İyi de o zaman neden bana bunu söylemedi? Neden benden bunu sakladı?

"Gerçek adın mı?" Diye sordum, sesimdeki titremeyi fark etmemeye çalışarak.

Endişeli bir ifadeyle başını salladı. "Evet, Simge." Dedi.

Bu konuyu burada konuşursak Yaren her şeyi öğrenecekti. Şimdi ne yeri ne de zamanıydı.

"Kızlar evde, evden çıktıkları zaman bunu konuşalım." Dedim.

Pamir bana bakarken ben kızların yanına geçtim. Arkamdan geldiğini mutfağa girdiğimizde Yade'nin ayağa kalkmasıyla anladım. "Hoş geldin, ben de tam kalkıyordum." Dedi Yade.

Sandalyeye oturup "Buna gerek yok, kahvaltımızı yapalım sonrasında gidersiniz." Dedim. Kibarca 'Zıkkımlanın sonra evimden siktir olup gidin.' demek istedim. Bu dediğimi Yaren anlamış olacak ki Pamir'e bakarak "Ben de bir an önce gitmeyi düşünüyordum." Dedi.

Pamir yanıma oturunca yalandan gülümseyen bir yüzle "Kocacığım, sen de yemek istemez misin?" Diye sordum. Pamir bana bakarak gülümsedi. "İsterim." Sesindeki belirsizliği anlayabiliyordum ama bunu şuan konuşmaya gerek yok.

Kahvaltı sırasında herkesin ağzı buz tutmuş gibiydi. Taa ki Yade'nin telefonu masanın üzerinde titreyene kadar. "Kim arıyor?" Diye sordu Yaren.

Yade bana baktıktan sonra Yaren'e bakındı. "Palaz." Dedi kısık sesle. Ağzıma zeytin atarken "Sizin aranızda ne var?" Diye sordum. Yade bakışlarını benden kaçırarak "Hiçbir şey." Dedi.

Zeytinden bir tane daha alıp Pamir'e uzattım. "Zeytin sever misin?" Diye sordum. Pamir elimdeki zeytini alıp ağzına attı. Ağzımda olan zeytin kabuğunu çıkarıp tabağıma koydum. "Yaren sen de zeytin ister misin?"

"Ben zeytine dokunma bile."

"Pekala." Diyerek kahvaltıya devam ettim.

Sessizlik bir an için hüküm sürdü. Karsu "Bu arada okulum, bitmek üzere." Dedi. O kadar oldu mu ya? "Üniversiteye falan mı gidiyorsun?" Yade'nin sorusu üzerine "Lise." Diye cevap verdi Karsu.

"Mezuniyet mi var?" Karsu sorumun üzerine bana döndü. Gözleri hafifçe dolmaya başladı. Bana bakışları ağırlaştı. Pamir elini hafifçe masaya vurdu. "Hayır." Dedi kısık bir sesle.

Karsu kafasını hafifçe eğerek ayağa kalktı. "Benim şimdi okula gitmem lazım." Dedi. Kaşlarımı çatarak Karsu'ya bakındım. Ayağa kalkıp "Kapıya kadar seni yolcu edeyim bari." Dedim.

Karsu buna gerek olmadığını söylese de ısrarla kapıya kadar gittim. Kapıda ise "Ne oluyor?" Diye soru yönelttim. Karsu gözlerimin içine bakarak dudak büzdü. "Bu aralar biraz duygusalım."

"Neden?"

Bana bir şey demeden sıkıca boynuma sarıldı. "Seni çok seviyorum abla." Dedi fısıldar bir biçimde. Gerçekten bu kızda bir şey var ama ne?

Sıkıca Karsu'ya sarıldım. "Bebeğim bir sorun varsa söylemen yeterli, çözeriz." Dedim. Karsu geriye çekilip "Bir şey yok. Gerçekten yok. Sadece bu aralar fazla duygusal olmaya başladım." Dedi.

Gülümseyerek yanağını okşadım. "Pekala, bir şey olursa ben her zaman buradayım."

"Her zaman mı?" Dedi titreyen sesiyle.

"Her zaman." Diyerek dediğimi onayladım.

Karsu'nun gözünden bir damla yaş gelince gözünü hızlıca sildi. "Görüşürüz." Dedi. Gülümseyerek "Görüşelim." Dedim.

Karsu yanımdan ayrıldığında mutfağa geçindim.

Yaren ve Yade'nin ayakta olduğunu gördüğümde "Ne oldu?" Diye sordum. "Gitmemiz gerekiyor, kusura bakma." Dedi Yade. Yaren ise bir şey demeden gülümseyerek yanımdan ayrıldı. Yade "Tekrardan teşekkür ederiz." Dedi ve Yaren'in arkasından ilerledi.

İkisi de kapıya kadar yolcu ettikten sonra mutfağa geri döndüm. Pamir ikisini de evden kovmuş olabilir mi? Yok be, kardeşini evden kovdum diye surat yapan bir adam.

Sahi, Pamir'di değil mi?

Doruk Pamir Tolga Barlas.

İnsan aklında tutmaya üşenir be. Üç isim ne?

Pamir ile ne konuşacağımı bilmiyorum. Ne diyeceğim ona? 'Neden bunu bana demedin?' mi diyeceğim? Yoksa 'Neden benden sakladın?' mı diyeceğim?

Bana güvense söylerdi, değil mi?

Neyi, neden uzatıyorum ki

Gözlerimde hala bir miktar öfke ve hayal kırıklığı vardı, ancak onunla konuşmaya kararlıyım.

Pamir'in yanına geçtiğimde "Doruk." Dedim, sesimdeki titremesi bastırmaya çalışarak. Ona Doruk diye hitap etmek tuhaf hissettiriyor. "Bunu neden bana şimdi söyledin? Niye bana gerçeği söylemedin?"

Gözlerini aradı ve derin bir iç çekti. Ayağa kalktı. "Simge, sana zarar gelmesinden korktum. Seninle birlikteyken, seni korumak benim önceliğim ama artık bu sırları saklamak istemiyorum. Sana güvenmek istiyorum."

Pamir'in sözleriyle daha da sinirlendim. Onun sevdiğim adam olmadığını, gerçekleri gizleyen bir yabancı olduğunu düşündüm. Gözümün önünde evliliğimizin altında yatan her şeyin yıkılmak üzere olduğunu gördüm.

"Seninle olduğum ne zaman başka bir şeyin gizli olduğunu bileceğim?" Diye sordum, sesimdeki öfkeyi saklayamadan. "Bu evlilik ne kadar gerçek? Ne kadarı yalan?"

Pamir'in yüzünde bir endişe belirdi ve ellerini bana uzattı. Ancak bu kez, onun dokunuşu bile içimdeki öfkeyi hafifletmedi.

"Sana ihtiyacım olan zamanı vermemi istiyor musun?" Diye sordum, sesimdeki sertlik belirginleşti. Bu soru şu anki olan evliliğimizin gerçekliğinin sorusuydu. Bu soruya olumsuz cevap vermesi evliliğimiz için de geçerli olacaktı.

Pamir'in yüzündeki endişe arttı ve başını hafifçe salladı. "Simge, seni kaybetmekten korkuyorum ama eğer ihtiyacın varsa, tabii ki bizimle ilgili kararını verebilmen için sana zaman vereceğim."

Cümlelerini normalde beni etkilemesi lazımken bakışları nedeniyle ondan etkilenmedim. Bana olan bakışlarının aynısını düşmanlarımda görüyordum.

"Belki de süreye ihtiyacın yoktur." Dedi.

Gözlerinde gördüğüm cümlenin aynısını dudaklarından döktü. Bir şey diyemeden ona bakındım. Sadece gözlerini izledim.

Sinirle dolu bir patlamayla Pamir'e doğru ilerledim ve bağırmaya başladım. "Sen nasıl bir adamsın? Nasıl süreye ihtiyacın yok dersin!? O siktiğimin ismini bana neden şimdi açıklıyorsun? Bizim aramızdaki her şey ne kadar gerçek?" Cümlelerimi, sorularımı toparlayamıyordum çünkü bana Pamir olarak bakmıyordu. Hiç tanımadığım Doruk gibi bakıyordu.

Pamir geri çekildi ve endişeyle bana bakmaya başladı. "Simge, sakin ol." Dedi, sesinde bir üzüntü vardı. "Sana gerçeği söylemek istedim, ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum."

Kafayı yememe az kalmıştı.

Benle Pamir olarak konuşmuyordu.

Masanın üzerinde duran bardağı elime alıp sinirle yere attım.

"Kendi güvenliğim için mi? Benimle olan ilişkimiz yalan mıydı? Benden bu zamanı nasıl çaldın?" Diye bağırdım, içimdeki öfke hala kontrolüm altında değildi.

Pamir elini uzattı ama ben geri çekildim.

Duygularımın bir karışımı hissediyordum: öfke, ihanet ve derin bir yaralanma.

Pamir'in endişeli bakışlarına rağmen, içimdeki öfke ve hayal kırıklığı dalgası devam ediyordu. Ona karşı olan güvenim ve sevgim bu anda tamamen sarsılmıştı.

"Beni ne zamandır kandırdığının farkında mısın? Ben salak gibi Pamir ve Tolga arasında kalırken sen bana Doruk olduğunu diyorsun! Düşmanlarından saklanmak için kullandığın o ismini bana şuan söylediğine göre, beni düşman olarak görmeyi yeni bıraktın galiba?" Diye sordum, sesim hâlâ yükselmişti. "Sana güvendiğimi düşündüm ama sen bana yalan söyledin. Bu nasıl bir ilişki?"

Pamir ellerini kaldırarak yaklaşmaya çalıştı ancak ben geri çekildim. Gözlerinde pişmanlık vardı, ama bu noktada benim için yeterli değildi.

Şuan pişman olacağına, zamanında bana bunu diyecekti.

"Simge, lütfen beni dinle." Diye yalvardı, sesi hüzünlü bir tonla titriyordu. "Sana gerçekleri anlatmak istedim ama korktum. Seni kaybetmekten korktum."

Beni mi kaybedecekti? Benimle şantaj yaparak evlendi ve beni mi kaybedecekti?

Sinirden titreyen ellerimle masada duran diğer bardağı kavradım ve onu Pamir'in ayaklarının dibine fırlattım. Bardak yere çarparak kırıldı, cam parçaları etrafa saçıldı. Pamir, şaşkınlık içinde geri çekildi, gözlerinde bir karışıklık ve pişmanlık belirtileri vardı.

"Güvenimizi, evliliğimizi, işlerimizi, her boku paramparça ettin!" Diye bağırdım, sesim titreyerek yükseldi. "Seninle birlikte kurduğum hayallerimi yıkıp geçtin!"

"Ben de seninle hayal kuruyorum..." Dedi şaşkınlık içinde.

Pamir sessizce yerdeki cam parçalarına bakarken, kelimelerim çıkmazda kalmış gibi.

İçimdeki öfke, hâlâ dalgalar halinde yükselirken, o an bardağın kırıldığı sesin yankılandığı sessizlik içinde durup onunla göz göze geldim. Artık ne söyleyeceğimi bilmiyordum.

Gözlerim Pamir'in gözlerinde bir an için donup kaldı. O sessizlik içinde, bir yandan öfke, diğer yandan da kalbimdeki kırıklık ve hayal kırıklığı ile boğuşuyordum.

Sonunda, sessizliği yararak konuştum, sesim hâlâ öfke doluydu ancak biraz daha sakinleşmiştim.

"Seninle ilgili neyi gerçek, neyi yalan olduğunu bilmiyorum. Bu evliliğin ne kadar gerçek, ne kadar sahte olduğunu bilmiyorum. Artık sana güvenemiyorum."

Pamir hâlâ yerdeki cam parçalarına bakarken, yavaşça kafasını kaldırdı ve benimle göz teması kurdu. "Simge, sana ne kadar pişman olduğumu anlatamam. Seni kaybetmek istemiyorum. Lütfen, bana bir şans daha ver." Dedi.

Ancak bu sözler, içimdeki kırılmış olan duyguları onarmaya yetmiyordu. Gözlerimden bir damla yaş süzülürken, kalbimdeki yara derinleşiyordu.

Gözlerinde olan sahteliği görmek istemsizce canımı yakıyordu.

Artık ne yapacağımı bilemiyordum.

Gözlerimden süzülen bir damla yaşla ona bakarken, içimdeki öfke ve hüzün bir araya geldi.

Artık onunla birlikte olmak istemediğimi bilmeliydi.

"Senin için artık burada durmanın zamanı değil." Dedim, sesim titreyerek. "Seninle birlikte olduğum bu evde seninle birlikte yaşamak istemiyorum. Lütfen git."

Pamir şaşkınlıkla geri çekildi ve "Simge, lütfen, beni anla." Diye yalvardı. Ancak artık onun kelimeleri beni etkilemiyordu.

İçimdeki kararlılık, onu ve beraberinde getirdiği belirsizliği uzaklaştırmak istiyordu.

"Gitmek zorundasın." Diye tekrarladım, sesimdeki kararlılık artarak. "Bu evde seninle olmak istemiyorum."

Pamir sessizce yerden kalktı ve benimle göz teması kurdu. O an içinde bir çeşit boşluk vardı, belki de hissettiği karmaşık duyguları anlamaya çalışıyordu.

Sonunda, başını hafifçe eğerek sessizce odadan ayrıldı. Gözlerimdeki yaşlar ve kalbimdeki yaralarla yalnız başıma kaldım. Evimizin sessizliği içinde kaybolmuştum.

Evimizin sessizliği, içimdeki boşluğu daha da vurguluyordu.

Gözyaşlarımı tutmak için direndim ama artık dayanamadım. Yavaşça diz çöktüm, ellerim titreyerek yüzümü sardı.

İçimdeki acı, kırılmışlık ve yalnızlık hissi, gözyaşlarımla birlikte dışarıya döküldü.

Kalbimdeki acıyı hissederek, sessizce ağladım.

Her bir damla gözyaşı, içimdeki kederin ve kaybın bir ifadesiydi.

Gözyaşlarımın acı içinde yüzümü ıslatmasıyla birlikte, içimdeki kederin yükü biraz hafifledi. Belki de bu ağlama, içimdeki yaraları iyileştirmenin ilk adımıydı.

Bana nasıl güvenmiyordu diye bağırmak isterken bağırmadım.

Onca insanı yakmaları için emir veren ben şimdi bir erkek için ağıyordum.

Palaz'ı aramak için telefonumu titreyen ellerimle çıkardım. Palaz ne zaman yanımda olsa işlerimi kolaylaştırıyordu, şimdi de işlerimi kolaylaştırabilir mi?

Telefonu çaldırdım ve kalbimin hızla attığını hissettim.

Palaz telefona cevap verdiğinde, sesindeki endişeyi duydum. "Simge, ne oldu? Neden böyle bir zamanda aradın?" Dedi. Nasıl bir zamanda aramıştım ki?

Yutkunarak cevap verdim. "Palaz, Doruk..." Sustum. Doruk'un kim olduğunu nereden bilecekti ki? "Pamir'in gerçek kimliği hakkında, bir şeyler öğrendim."

Telefondaki sessizlik, Palaz'ın şaşkınlığını hissetmeme neden oldu. Sonunda, "Simge hemen geliyorum, evde misin?" Diye sordu.

"Evdeyim." Diye cevapladım. "Lütfen, gel."

Palaz'ın gelmesini beklerken, içimdeki karmaşık duygularla baş başa kaldım.

Bir erkek için ne hallere düştüm ya!

Gözümdeki yaşı sildim.

Dakikalar sonra kapının çalmasıyla birlikte kalbim hızla atmaya başladı. Kapıyı açtığımda, Palaz'ın endişeli ve anlayış dolu bakışlarıyla karşılaştım. Onu içeri davet ettim ve sessizce oturduk.

Palaz endişeli bir ifadeyle, "Simge, seni üzgün görmeye hiç alışık değilim." Dedi. "Ne olduğunu anlatır mısın? Yani nasıl itiraf etti kendisini?"

Gözlerimden süzülen birkaç damla gözyaşını sildim ve derin bir nefes aldım.

"Pamir... Doruk'muş gerçek ismi. Düşmanlarının bile bildiğini düşündüğüm o ismini ben yeni öğrendim." Dedim, sesim hala titriyordu. "Bana yalan söyledi ve onu kovdum. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum."

Palaz sessizce yanıma yaklaştı ve elini sırtıma koydu. "Simge, bu çok zor bir durum ama biliyorum ki sen güçlüsün. Koskocaman mafya liderisin sen. Ülkenin en bilindik kadın mafyaları arasındasın. Şimdi bir erkeğin senden sakladığı boş bir bilgi için mi ağlayacaksın?"

Gözlerimi Palaz'a çevirdim.

Bir erkek olduğunu ben de biliyorum ama bunu içimde çıkan yangına söyleyemiyorum.

O aptal sarışın yüzünden içimde oluşan depremleri sadece ben hissediyorum.

Pamir bu evden çıkarken kalbimi de yanında götürmüştü. Bu saçma aşk denkleminin tek çaresi onun yanımda olması.

İnsan kendisine acı veren bir kişiyi yanında ister mi?

Ben aşık olduğumu düşünürken, bu yaşadıklarım da aşkın bir parçası mı?

Belki de aşk, acılar içinde yaşanan küçük bir mutluluk kırıntısıdır.

"Ben..." Cümlemi tamamlayamadım. "Ona aşık olduğunu görebiliyorum." Dedi, hızla Palaz'a baktım. "Sana defalarca bu yüzden 'Aşık olmak bize yaramaz.' demiştim." Dedi.

Bir şey diyemedim.

Palaz sonunda kadar haklıydı.

"Ben isteyerek aşık olmadım ki." Dedim. "Sen hiç aşık oldun mu?"

Palaz bakışlarını benden çekti. "Evet." Dedi kısık sesle.

Palaz arkasına yasladığında onu izledim. "Hayatımda gördüğüm en güzel kadın. Kendinden emin, ne isterse yapıyor ve en önemlisi fazla cesur." Burnumu çektim, kaşlarımı hafifçe çattım. "Neden konuşmadın onunla?"

Hafifçe gülümsedi.

Bana bakındı.

"Konuştum, defalarca." Palaz'ın bu yaşadıklarını ben neden bilmiyorum? "O ne dedi?" Diye sordum.

"Hayır, öyle konuşmadım." Doğrulup gözlerimin içine bakındı. "Yani ona 'Seni çok seviyorum.' diyemedim."

Önüme döndüm.

Arkama yaslanıp gözlerimi kapattım.

Derin bir nefes alıp verdim. "Bu hep böyle mi olacak?" Diye sordum. "Keşke olmasaydı." Dedi Palaz sessiz bir biçimde.

Gözlerimi açtığımda Palaz'ın bana baktığını gördüm.

Gözlerimde kalan son ıslaklığı ellerimi yüzüme bastırarak sildim. "Ben duş alacağım, sonrasında mekana geçeriz." Dedim.

Palaz ayağa kalkıp "Bugün pek bi-" Derken sözünü çalan telefonu kesti. Telefonunu eline alıp bakındı. "Bu önemli." Diyerek telefonu açtı. Kulağına götürdüğü telefona "Sorun mu var?" Diye sordu.

Palaz'ı izlerken yüzündeki endişeyi fark ettim. "Nasıl ya?" Derin bir nefes alıp verdi. "Tamam bugün için paydos." Telefonu kulağından uzaklaştırıp bana bakındı. "Pamir'i takip ettiriyordum ama izini kaybettirmiş." Dedi.

Ayağa kalkıp "Arama istersen, kafasını dinlemeye gitmiştir." Dedim. Palaz kafasını onaylarcasına salladı. "Tamam, bugün işlerin yok. Evde kal zaten ben yine gelirim." Dedi.

Palaz'la olan konuşmamızdan sonra evden ayrıldı.

Biraz rahatlamak için duşa girmeye karar verdim.

Odamdaki banyoyu kullanmak istemediğim için misafir odasında olan banyoya yöneldim.

Sıcak suyun altında dururken, duygularımı ve düşüncelerimi temizlemeye çalıştım. Her damla su, içimdeki ağırlığı hafifletiyordu.

Duştan çıktıktan sonra, rahat bir kıyafet giydim ve evde vakit geçirmeye karar verdim. Evde sessizce otururken, içimdeki karmaşık duyguları ve düşünceleri sakinleştirmeye çalıştım.

Palaz'ın desteği içimi rahatlatmıştı. Onun yanında hissettiğim güven, içsel gücümü yeniden canlandırmıştı. Artık kendime olan güvenimi yeniden inşa etme ve geleceğe umutla bakma zamanı gelmişti.

Akşamın gelmesiyle birlikte, evde sessizlik hakim oldu. Pencereden dışarıya bakarak, gün batımının güzelliğini seyrettim.

Akşam yemeği için bir şeyler hazırlamaya karar verdim ve mutfağa geçtim. Yemek yaparken zihnimdeki karmaşık düşünceleri bir kenara bırakmaya çalıştım ve sadece anın tadını çıkarmaya odaklandım.

Kapının çalmasıyla birlikte kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda ise Pamir'i gördüm. Onu eve sarhoş bir halde gelirken görmek, karmaşık duyguları yeniden tetikledi.

Bu eve böyle herkes, sarhoş mu gelecek?

Yerinde zor duruyor ve bana bomboş bir ifadeyle bakıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.