Çetin'in yere düşmesiyle birlikte odadaki gerginlik doruk noktasına ulaştı. Pamir'in panik dolu bağırışı yüzünden ona döndüm. "Ne yaptın lan sen!?" O an, içimdeki endişe ve korku bir kat daha arttı. Pamir'in güvenliği benim için daha önemliydi.
Pamir'in yüzünde kızgınlık ve öfke belirtileri belirginleştiği zaman, içimdeki endişe daha da arttı. Tam olarak neye kızmıştı?
"Pamir, sakin ol." Dedim, sesimde bir endişe vardı. "Bu durumu birlikte halledebiliriz."
Ancak Pamir, kızgınlıkla etrafa baktı ve sinirli bir şekilde konuşmaya başladı: "Bu işi seninle halletmek zorunda değilim, Simge! O adam bana lazımdı, şimdi ne bok yiyeceğim? Hiç neden öldürmediğimi düşündün mü!?"
Bir an duraksadım.
Ne diyeceğimi bilemedim.
"O zaman kullansaydın, sürekli boyun mu eğecektin?"
Pamir hızla bana döndü. Gözlerinde olan siniri gördüğümde anlık bir şekilde 'Acaba yanlış mı yaptım?' diye düşündüm.
Pamir sinirle yüzüme bakarak konuşmaya başladı: "Sen anlamazsın, Simge. Bu işin içinde bir bok olduğunu bilseydin, belki de o adama kurşun sıkmazdın, belki de..." Cümlesini bitiremeden kızgınlıkla yumruğunu sertçe masaya vurdu.
Gerginlik artık zirveye ulaşmıştı ve artık kelimelerin yetmeyeceğini biliyorduk. Birbirimize sert bakışlarla göz kırparak, odanın içinde karşı karşıya geldik.
Gözlerimizi ayırmadan, Pamir'e doğru ilerledim ve onunla karşı karşıya geldim. "Bu konuşmayı bitirelim." Dedim, sesimde kararlılık vardı.
Pamir eliyle kapıyı gösterdi. "Simge, bu işin içinde senin olman istemiyorum." Dedi, sesi net bir şekilde çıkmıştı. "Kendi başıma halletmem gerekiyor."
Bir şey demeden odadan çıktım. Mekandan çıktığımda ise derin bir nefes alıp verdim.
Yavaş adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Ne kadar lazım olabilir o sana? Biri beni Karsu'yla tehdit etse ben onu öldürürdüm.
Telefonum çaldığında, içimdeki karışık duygularla birlikte bir tereddüt yaşadım. Telefonuma baktığımda Palaz'ın aradığını gördüm.
"Ne var?" Dedim.
Telefondaki sessizlik, Palaz'ın düşünceli bir şekilde konuşacağını anlamama neden oldu. Sonunda, Palaz'ın sesi karşımda belirdi. "Simge, neredesin?" Dedi, sesinde bir tedirginlik vardı.
Yolda yürürken, etrafımdaki kalabalığa rağmen kendimi yalnız hissettim. "Dışarıdayım." Diye yanıtladım, sesimdeki belirsizlik hissediliyordu.
Palaz'ın sesindeki endişe arttı. "Konum atar mısın? Seni senin evine götürmem lazım." Dedi. Kaşlarımı çattım. Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp konum paylaştım.
Telefonu kulağıma geri götürmemle telefonu çoktan kapattığını gördüm. Telefonu yüzüme mi kapatmıştı?
Olduğum yerde beklemeye başlarken aklımda oluşan tilkiler koyunlardan kaçıyordu.
Kafamın içinde oluşan bütün planlar yok oluyordu. Ne yapacağımı bilemediğim için sessiz kalıp Palaz'ı beklemeye başladım.
Palaz arabayla yanıma geldiğinde yüzündeki ciddi ifadeyi fark ettim.
Arabada Palaz'ın yanında otururken, içimdeki tedirginlik hissedilir derecede artmıştı. Dışarıdan sakin ve kontrol altında görünmeye çalışsam da, içimdeki bu karmaşık duyguları gizlemek zor oluyordu.
Kalbim hızla çarpıyor, zihnim karmaşık düşüncelerle dolup taşıyordu.
Endişe ve belirsizlik içindeydim, ne olacağını ve geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünmekten kendimi alamıyordum.
"İyi misin?" Diye sordu. "Bilmiyorum." Dedim.
Palaz yola bakarken "Evde seni biri bekliyor." Dedi.
Arabada sessizlik hüküm sürüyordu ve içimdeki tedirginlik giderek artıyordu. "Kim?" Sorumu duymazlıktan geldi. Palaz'ın evde beni bekleyen kişi hakkında herhangi bir bilgi vermemesi merakımı daha da arttırıyordu.
Kalbim hızla çarpıyordu ve zihnimde bin bir düşünce dönüp duruyordu.
Palaz aracı sessizce sürerken, ben içsel karmaşamla boğuşuyordum. Gözlerim camdan dışarıya bakıyor ama zihnim evde beni bekleyen gizemli kişi hakkında düşüncelerle doluydu. Kim olabilirdi? Neden beni bekliyordu? Sorular zihnimde dönüp duruyordu, ama cevaplar bulmak imkansız gibi görünüyordu.
Arabanın içindeki sessizlik, içimdeki gerginliği daha da arttırıyordu. Palaz'ın gizemli sessizliği ve evdeki bekleyen kişi hakkındaki bilgi vermemesi sinir bozucuydu.
Arabanın penceresinden dışarıya bakınca, evin önünde bir sürü siyah araba ve korumaların olduğunu fark ettim. Bu manzara, içimdeki tedirginliği daha da artırdı. Gözlerim genişledi ve kalbim hızla çarpmaya başladı.
Palaz arabayı durdurduğunda, dışarıdaki kalabalık beni daha da endişelendirdi. Siyah araçların arasında dikkatle bekleyen korumalar...
Aklımda bir sürü soru vardı; Evde beni bekleyen kişi kimdi ve neden böyle bir koruma düzenlemesi yapmışlardı?
Palaz arabadan çıkıp bana dönerek, sessizce "Hazırsan, seni içeri alayım," Dedi. Palaz'ın bakışları üzerine kim olduğunu az çok anlamıştım.
Arabadan inip eve doğru adım attığımda, kalbim hızla çarpıyordu. Siyah araçlar ve korumaların arasından geçerken, etrafı dikkatle gözlemliyordum. Her adımımda endişem bir kat daha artıyordu.
Eğer düşündüğüm kişiyse boku yemişimdir.
Kapıyı açtığımda, evin içindeki sessizlik ve gizemli atmosfer beni daha da tedirgin etti.
Salona doğru ilerlediğimde doğru bir tahmin yaptığımı gördüm.
Akra'nın evde olduğunu gördüğümde, şaşkınlıkla birlikte içimde bir karmaşa oluştu. O benim mafya olmama yardım eden, beni eğiten adamdı.
Gözlerimiz karşılaştığında, içimdeki karışık duyguları dizginlemeye çalıştım.
Bir an sessizlik hâkim oldu. Akra elini öpmem için bana doğru uzattığında çimdeki karmaşık duygular daha da yoğunlaştı. Gözlerimdeki şaşkınlık ve tereddüt o an içindeki hislerimi yansıtıyordu.
Akra'nın eli karşısında bir an tereddüt ettim.
Birkaç adım atıp önünde durdum. Akra hafifçe ellini salladı. Sonunda, içimdeki karışık duygularla birlikte adım attım ve Akra'nın elini nazikçe öptüm, ellini alınma koydum. Geriye çekildiğimde gözlerindeki zevki fark ettim.
Akra'nın çaprazındaki koltuğa oturmak için adım attım. Koltuğa yerleşirken, etrafı dikkatle gözlemlemeye başladım. Odadaki sessizlik beni daha çok geriyordu.
Akra'nın çaprazında otururken onun sessizliği ve bakışları beni daha da tedirgin etti. Gözlerim bir an için bulanıklaşırken zihnimde birçok düşünce dönüp duruyordu.
Palaz'ın sessiz eşliğinde Akra ile aramızdaki sessizliği kırabilmek için bir şeyler söylemeye karar verdim: "Akra, seni burada görmek sürpriz oldu." Dedim, sesimdeki titreme hissediliyordu. "Neden geldiğini öğrenebilir miyim?"
"Bir süredir Palaz bana senin hakkında bilgi vermiyor. Bu durumda iş başa düştü ve seni takip ettirdim." Dedi, derin bir nefes alıp verdikten sonra konuşmasına devam etti: "Bugün zaten 'Bir sorun mu var?' diye yanına gelecektim fakat daha yarım saat, bir saat önce birini öldürdüğünü öğrendim."
Araba yolculuğu falan derken, o kadar geçmiş miydi ya?
Akra'nın sözleriyle birlikte içimde bir şok hissi oluştu. Gözlerim genişledi ve kalbim hızla çarpmaya başladı. Onun beni takip ettiğini ve birini öldürdüğümü gördüğünü duymak, içimde derin bir endişe ve korku yarattı. Şimdi, elimdeki bütün gücü alacak mıydı?
Bir an için ne diyeceğimi bilemedim. Şaşkınlık ve panik arasında sıkışıp kaldım.
Akra'nın gözlerindeki bakışlar, üzerimde ağırlık gibi hissediliyordu.
Sesim titreyerek "Akra, ben..." Dedim, ancak cümlemi tamamlayamadım. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Akra'nın gözlerindeki ifade beni daha da endişelendiriyordu.
"Kimi öldürdün?" Onun bu soruyu sormasıyla birlikte afalladım. Aslında kim olduğunu biliyordu fakat benden duymak istiyordu.
Gözlerini karşımda titreyen bir şekilde bulduğumda, içimde bir kararsızlık hissi oluştu. "Sana gerçekleri söylemek istiyorum Akra." Dedim, sesimdeki titreme hissediliyordu. "Ancak bu kararları alırken başka seçeneğim olmadığını bilmelisin. Zor durumlarla karşı karşıya kaldım ve..."
Cümlemi bitiremeden, içimde bir çözülme hissettim. Akra'nın gözlerindeki bakışlar beni adeta delip geçiyordu. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum, ama gerçeği ona söylemek zorundaydım.
"Alpkunt. Gerçek ismi Çetin." Diye kısa bir şekilde cevap verdim.
Sözlerimle birlikte Akra'nın yüzünde öfke ve hayal kırıklığı belirginleşti. Gözlerindeki sert bakışlar içimde bir korku ve pişmanlık hissi uyandırdı.
"Onun kim olduğunu bilmem seni kızdırmış olabilir." Dedim, sesimdeki endişe hissediliyordu.
"Onun kim olduğu umurumda bile değil." Dedi. Kalbim hızla çarpıyordu ve içimdeki korku gitgide artıyordu. Bu adam beni bu noktaya getiren kişiydi. İsterse tek bir kelimesiyle beni yok ettirebilirdi. "Senin birini öldürmeyeceğin konusunda geçen ay anlaştık sanıyordum."
Evet, geçmişte bir anlaşma yapmıştık ve benim birini öldürmeyeceğim konusunda anlaşmıştık. Ancak şimdi, yaşadığım olaylar karşısında bu anlaşmanın ne kadar boş olduğunu fark ettim.
"Benle olan anlaşmanı bozdun." Dedi. Gözlerini Palaz'a çevirdi: "Seni boşuna mı Simge'nin yanına diktim?"
Gözlerimi Akra'dan hızla Palaz'a çevirdim. Palaz sessizliği üzerine kafasını eğdi.
Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemiyordum.
Bir şeyin kesin olduğunu biliyordum; bu durumu açıklığa kavuşturmak ve sonuçlarına katlanmak zorundaydım.
Akra'nın sert bakışları ve Palaz'ın sessizliği, odadaki gerilimi hissedilir hale getiriyordu. Gözlerim hızla odada dolaşıyor, ne yapacağımı bilemez bir haldeydim.
Sonunda, içimden gelen bir cesaretle konuşmaya karar verdim. "Akra, Palaz'ın hiçbir suçu yok." Dedim, sesimde kararlılık vardı. "Benim yaptıklarımın sorumluluğunu üstlenmek benim görevim. Palaz'ı bu durumun içine çekmeye hakkım yok."
Bu sözlerle birlikte, içimdeki karışık duygularla başa çıkmaya çalışıyordum. Gözlerimde içinde devam eden endişe ve korku vardı ama aynı zamanda içimde bir kararlılık da belirginleşiyordu.
Gözlerindeki öfke ve hayal kırıklığı, içimde bir tedirginlik hissi yaratıyordu. Palaz ise sessizce duruyor, etrafı dikkatle gözlemliyordu.
Aniden Akra, sert bir şekilde konuştu. "Simge, senin yaptıklarınla Palaz'ı da tehlikeye attın." Dedi, sesindeki öfke hissediliyordu. "Onun bu işlerin içinde olması, hiçbirimizin istediği bir şey değildi."
Ayağa kalkıp bana bakındı. "Bu sizi son uyarım. Bir daha Simge birini öldürürse ben de Simge'yi öldürürüm." Bana dönerek konuşmasına devam etti: "Babanın hatırı bir yere kadar."
Akra'nın tepkisiyle sarsılmış olsam da, kararlılıkla onu yolcu etmeye karar verdim. "Pekala, dikkat edeceğim." Dedim. Akra yavaş adımlara ilerlerken "Koskoca kadın mafya oldun ama yine o sesin titriyor." Dedi.
Palaz'a baktığımda bana sessiz bir şekilde gülümsediğini gördüm. Akra kapıya kadar gittiğinde bana son defa gözlerinde öfke bulunan bir bakışla bana baktı. Ancak sonunda, sessizce dönüp evden çıktı.
Onun gitmesiyle birlikte odada bir rahatlama hissi oluştu.
Gözlerim hâlâ odayı dikkatle tararken içimdeki endişe ve korku hâlâ yerini koruyordu. Palaz'ın sessizliği atmosferi daha da gerilmiş bir hâle getiriyordu.
Palaz'a dönüp sessizce baktım, gözlerimdeki karmaşık duyguları anlamasını umuyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra "Palaz." Dedim, sesimde bir kararlılık vardı. "Bunu halletmeliyiz. Benim yaptıklarımın sorumluluğunu üstleneceğim ama senin de bu işin içinde olmana gerek yok. Sana ve Yaren'e zarar gelmesini istemem."
Palaz, sessizce bana bakıyordu, gözlerinde bir endişe vardı. "Yaren?" Sorduğu sorunun ardından "Alpkunt Pamir'i Yarenle tehdit ediyormuş." Dedim.
Palaz "Sevgilisi olan mı?" Diye sorduğunda göz devirdim. "Sevgilisi yok, Yaren kardeşi." Dedim. Palaz kaşlarını sorgularcasına yukarıya kaldırdı.
"Palaz, aslında durum böyle değil." Dedim. "Yaren ve Pamir birbirlerinin kardeş. Aralarındaki bağ tamamen ailevi bir ilişki."
Palaz'ın yüzündeki şaşkınlığı görebiliyordum. Ancak benim sözlerime inanıp inanmamasını ile ilgili bir durumu umursayamadım.
Palaz'ın yüzündeki şaşkınlık bir an için yerini bir anlam karmaşasına bıraktı. Gözlerindeki ifade, benim sözlerimi düşünmeye çalıştığını gösteriyordu. O sırada odada bir sessizlik hüküm sürdü.
Sonunda, Palaz sessizliği bozdu ve "Özür dilerim, yanlış anlaşılmışım." Dedi, yalandan bir edayla "Yaren ve Pamir'in kardeş olduklarını bilmiyordum."
Konuşmak için ağzımı açtım ki Palaz "Pamir ile bir süre görüşmesen mi?" Diye bir soru yöneltti.
"Palaz, neden Pamir'le görüşmemi istemiyorsun?" Diye sordum, sesimde bir merak vardı. "Onunla konuşmamız gereken bazı şeyler var ve sorunları çözmek için birlikte çalışmamız gerekebilir."
Palaz'ın yüzündeki ifade bir an için belirsizleşti.
Palaz bir an tereddüt etti ve sonra derin bir nefes aldı. "Simge, ben Pamir'in bu işlerle karışmasını istemiyorum. Akra'yı bilmesine lüzum yok." Dedi, sesinde bir kararlılık vardı. "Onunla ilişkilerinizi kesmeni istemiyorum ama lütfen bu durumu çözmek için ona yaklaşma."
Palaz'ın sözleriyle birlikte içimde bir karmaşa oluştu. Pamir'e aşık olduğumu göremiyor mu?
"Anlamıyorum Palaz, Pamir benim sevgilim." Dedim. Palaz sinirle ayağa kalktı. "Sevgilim deme şu lavuğa!" İlk defa bana sesini yükseltmiş ve emir vermişti.
Palaz'ın tepkisi beni şaşırttı. Palaz'ın böyle bir tepki vermesini beklememiştim. Onun sinirle ayağa kalkması ve bana emir vermesi...
"Pamir'le olan ilişkim benim seçimim ve..." Ancak sözlerimi tamamlayamadan Palaz sinirle araya girdi.
"O sik kırığı senin hayatında ilişki seçiminde olamaz!" Dedi, sesindeki öfke belirginleşiyordu. Bu, Palaz'ın ilk defa bana böyle bir şekilde konuştuğuydu.
Palaz'ın bu tepkisi karşısında şaşkınlık içinde kalmıştım.
Palaz'ın telefonunun çalmasıyla birlikte odadaki gerilim biraz olsun hafifledi. Palaz telefonunu sessizce çıkarıp ekrana baktı. Bir an için sessiz kaldıktan sonra telefonu kulağına götürdü. Telefonda konuşurken, gözlerimle ona dikkatle bakıyor ve telefondaki konuşmayı anlamaya çalışıyordum.
"Ne saçmalıyorsunuz lan siz!?" Sesi odada yankılanırken "Kapat telefonu geliyorum!" Diye tekrar bağırdı.
Palaz'ın telefonda birine karşı hızlı bir tepki verdiğini fark ettim ve kafamı kaldırıp dikkatlice ona bakmaya başladım. Palaz telefonu kapatınca bana bakındı.
"Karsu'ya ulaşamıyoruz."
Zorlukla yutkundum.
"Telefonunu en son dere kenarında bulmuşlar."
Çetin'in yere düşmesiyle birlikte odadaki gerginlik doruk noktasına ulaştı. Pamir'in panik dolu bağırışı yüzünden ona döndüm. "Ne yaptın lan sen!?" O an, içimdeki endişe ve korku bir kat daha arttı. Pamir'in güvenliği benim için daha önemliydi.
Pamir'in yüzünde kızgınlık ve öfke belirtileri belirginleştiği zaman, içimdeki endişe daha da arttı. Tam olarak neye kızmıştı?
"Pamir, sakin ol." Dedim, sesimde bir endişe vardı. "Bu durumu birlikte halledebiliriz."
Ancak Pamir, kızgınlıkla etrafa baktı ve sinirli bir şekilde konuşmaya başladı: "Bu işi seninle halletmek zorunda değilim, Simge! O adam bana lazımdı, şimdi ne bok yiyeceğim? Hiç neden öldürmediğimi düşündün mü!?"
Bir an duraksadım.
Ne diyeceğimi bilemedim.
"O zaman kullansaydın, sürekli boyun mu eğecektin?"
Pamir hızla bana döndü. Gözlerinde olan siniri gördüğümde anlık bir şekilde 'Acaba yanlış mı yaptım?' diye düşündüm.
Pamir sinirle yüzüme bakarak konuşmaya başladı: "Sen anlamazsın, Simge. Bu işin içinde bir bok olduğunu bilseydin, belki de o adama kurşun sıkmazdın, belki de..." Cümlesini bitiremeden kızgınlıkla yumruğunu sertçe masaya vurdu.
Gerginlik artık zirveye ulaşmıştı ve artık kelimelerin yetmeyeceğini biliyorduk. Birbirimize sert bakışlarla göz kırparak, odanın içinde karşı karşıya geldik.
Gözlerimizi ayırmadan, Pamir'e doğru ilerledim ve onunla karşı karşıya geldim. "Bu konuşmayı bitirelim." Dedim, sesimde kararlılık vardı.
Pamir eliyle kapıyı gösterdi. "Simge, bu işin içinde senin olman istemiyorum." Dedi, sesi net bir şekilde çıkmıştı. "Kendi başıma halletmem gerekiyor."
Bir şey demeden odadan çıktım. Mekandan çıktığımda ise derin bir nefes alıp verdim.
Yavaş adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Ne kadar lazım olabilir o sana? Biri beni Karsu'yla tehdit etse ben onu öldürürdüm.
Telefonum çaldığında, içimdeki karışık duygularla birlikte bir tereddüt yaşadım. Telefonuma baktığımda Palaz'ın aradığını gördüm.
"Ne var?" Dedim.
Telefondaki sessizlik, Palaz'ın düşünceli bir şekilde konuşacağını anlamama neden oldu. Sonunda, Palaz'ın sesi karşımda belirdi. "Simge, neredesin?" Dedi, sesinde bir tedirginlik vardı.
Yolda yürürken, etrafımdaki kalabalığa rağmen kendimi yalnız hissettim. "Dışarıdayım." Diye yanıtladım, sesimdeki belirsizlik hissediliyordu.
Palaz'ın sesindeki endişe arttı. "Konum atar mısın? Seni senin evine götürmem lazım." Dedi. Kaşlarımı çattım. Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp konum paylaştım.
Telefonu kulağıma geri götürmemle telefonu çoktan kapattığını gördüm. Telefonu yüzüme mi kapatmıştı?
Olduğum yerde beklemeye başlarken aklımda oluşan tilkiler koyunlardan kaçıyordu.
Kafamın içinde oluşan bütün planlar yok oluyordu. Ne yapacağımı bilemediğim için sessiz kalıp Palaz'ı beklemeye başladım.
Palaz arabayla yanıma geldiğinde yüzündeki ciddi ifadeyi fark ettim.
Arabada Palaz'ın yanında otururken, içimdeki tedirginlik hissedilir derecede artmıştı. Dışarıdan sakin ve kontrol altında görünmeye çalışsam da, içimdeki bu karmaşık duyguları gizlemek zor oluyordu.
Kalbim hızla çarpıyor, zihnim karmaşık düşüncelerle dolup taşıyordu.
Endişe ve belirsizlik içindeydim, ne olacağını ve geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünmekten kendimi alamıyordum.
"İyi misin?" Diye sordu. "Bilmiyorum." Dedim.
Palaz yola bakarken "Evde seni biri bekliyor." Dedi.
Arabada sessizlik hüküm sürüyordu ve içimdeki tedirginlik giderek artıyordu. "Kim?" Sorumu duymazlıktan geldi. Palaz'ın evde beni bekleyen kişi hakkında herhangi bir bilgi vermemesi merakımı daha da arttırıyordu.
Kalbim hızla çarpıyordu ve zihnimde bin bir düşünce dönüp duruyordu.
Palaz aracı sessizce sürerken, ben içsel karmaşamla boğuşuyordum. Gözlerim camdan dışarıya bakıyor ama zihnim evde beni bekleyen gizemli kişi hakkında düşüncelerle doluydu. Kim olabilirdi? Neden beni bekliyordu? Sorular zihnimde dönüp duruyordu, ama cevaplar bulmak imkansız gibi görünüyordu.
Arabanın içindeki sessizlik, içimdeki gerginliği daha da arttırıyordu. Palaz'ın gizemli sessizliği ve evdeki bekleyen kişi hakkındaki bilgi vermemesi sinir bozucuydu.
Arabanın penceresinden dışarıya bakınca, evin önünde bir sürü siyah araba ve korumaların olduğunu fark ettim. Bu manzara, içimdeki tedirginliği daha da artırdı. Gözlerim genişledi ve kalbim hızla çarpmaya başladı.
Palaz arabayı durdurduğunda, dışarıdaki kalabalık beni daha da endişelendirdi. Siyah araçların arasında dikkatle bekleyen korumalar...
Aklımda bir sürü soru vardı; Evde beni bekleyen kişi kimdi ve neden böyle bir koruma düzenlemesi yapmışlardı?
Palaz arabadan çıkıp bana dönerek, sessizce "Hazırsan, seni içeri alayım," Dedi. Palaz'ın bakışları üzerine kim olduğunu az çok anlamıştım.
Arabadan inip eve doğru adım attığımda, kalbim hızla çarpıyordu. Siyah araçlar ve korumaların arasından geçerken, etrafı dikkatle gözlemliyordum. Her adımımda endişem bir kat daha artıyordu.
Eğer düşündüğüm kişiyse boku yemişimdir.
Kapıyı açtığımda, evin içindeki sessizlik ve gizemli atmosfer beni daha da tedirgin etti.
Salona doğru ilerlediğimde doğru bir tahmin yaptığımı gördüm.
Akra'nın evde olduğunu gördüğümde, şaşkınlıkla birlikte içimde bir karmaşa oluştu. O benim mafya olmama yardım eden, beni eğiten adamdı.
Gözlerimiz karşılaştığında, içimdeki karışık duyguları dizginlemeye çalıştım.
Bir an sessizlik hâkim oldu. Akra elini öpmem için bana doğru uzattığında çimdeki karmaşık duygular daha da yoğunlaştı. Gözlerimdeki şaşkınlık ve tereddüt o an içindeki hislerimi yansıtıyordu.
Akra'nın eli karşısında bir an tereddüt ettim.
Birkaç adım atıp önünde durdum. Akra hafifçe ellini salladı. Sonunda, içimdeki karışık duygularla birlikte adım attım ve Akra'nın elini nazikçe öptüm, ellini alınma koydum. Geriye çekildiğimde gözlerindeki zevki fark ettim.
Akra'nın çaprazındaki koltuğa oturmak için adım attım. Koltuğa yerleşirken, etrafı dikkatle gözlemlemeye başladım. Odadaki sessizlik beni daha çok geriyordu.
Akra'nın çaprazında otururken onun sessizliği ve bakışları beni daha da tedirgin etti. Gözlerim bir an için bulanıklaşırken zihnimde birçok düşünce dönüp duruyordu.
Palaz'ın sessiz eşliğinde Akra ile aramızdaki sessizliği kırabilmek için bir şeyler söylemeye karar verdim: "Akra, seni burada görmek sürpriz oldu." Dedim, sesimdeki titreme hissediliyordu. "Neden geldiğini öğrenebilir miyim?"
"Bir süredir Palaz bana senin hakkında bilgi vermiyor. Bu durumda iş başa düştü ve seni takip ettirdim." Dedi, derin bir nefes alıp verdikten sonra konuşmasına devam etti: "Bugün zaten 'Bir sorun mu var?' diye yanına gelecektim fakat daha yarım saat, bir saat önce birini öldürdüğünü öğrendim."
Araba yolculuğu falan derken, o kadar geçmiş miydi ya?
Akra'nın sözleriyle birlikte içimde bir şok hissi oluştu. Gözlerim genişledi ve kalbim hızla çarpmaya başladı. Onun beni takip ettiğini ve birini öldürdüğümü gördüğünü duymak, içimde derin bir endişe ve korku yarattı. Şimdi, elimdeki bütün gücü alacak mıydı?
Bir an için ne diyeceğimi bilemedim. Şaşkınlık ve panik arasında sıkışıp kaldım.
Akra'nın gözlerindeki bakışlar, üzerimde ağırlık gibi hissediliyordu.
Sesim titreyerek "Akra, ben..." Dedim, ancak cümlemi tamamlayamadım. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Akra'nın gözlerindeki ifade beni daha da endişelendiriyordu.
"Kimi öldürdün?" Onun bu soruyu sormasıyla birlikte afalladım. Aslında kim olduğunu biliyordu fakat benden duymak istiyordu.
Gözlerini karşımda titreyen bir şekilde bulduğumda, içimde bir kararsızlık hissi oluştu. "Sana gerçekleri söylemek istiyorum Akra." Dedim, sesimdeki titreme hissediliyordu. "Ancak bu kararları alırken başka seçeneğim olmadığını bilmelisin. Zor durumlarla karşı karşıya kaldım ve..."
Cümlemi bitiremeden, içimde bir çözülme hissettim. Akra'nın gözlerindeki bakışlar beni adeta delip geçiyordu. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum, ama gerçeği ona söylemek zorundaydım.
"Alpkunt. Gerçek ismi Çetin." Diye kısa bir şekilde cevap verdim.
Sözlerimle birlikte Akra'nın yüzünde öfke ve hayal kırıklığı belirginleşti. Gözlerindeki sert bakışlar içimde bir korku ve pişmanlık hissi uyandırdı.
"Onun kim olduğunu bilmem seni kızdırmış olabilir." Dedim, sesimdeki endişe hissediliyordu.
"Onun kim olduğu umurumda bile değil." Dedi. Kalbim hızla çarpıyordu ve içimdeki korku gitgide artıyordu. Bu adam beni bu noktaya getiren kişiydi. İsterse tek bir kelimesiyle beni yok ettirebilirdi. "Senin birini öldürmeyeceğin konusunda geçen ay anlaştık sanıyordum."
Evet, geçmişte bir anlaşma yapmıştık ve benim birini öldürmeyeceğim konusunda anlaşmıştık. Ancak şimdi, yaşadığım olaylar karşısında bu anlaşmanın ne kadar boş olduğunu fark ettim.
"Benle olan anlaşmanı bozdun." Dedi. Gözlerini Palaz'a çevirdi: "Seni boşuna mı Simge'nin yanına diktim?"
Gözlerimi Akra'dan hızla Palaz'a çevirdim. Palaz sessizliği üzerine kafasını eğdi.
Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemiyordum.
Bir şeyin kesin olduğunu biliyordum; bu durumu açıklığa kavuşturmak ve sonuçlarına katlanmak zorundaydım.
Akra'nın sert bakışları ve Palaz'ın sessizliği, odadaki gerilimi hissedilir hale getiriyordu. Gözlerim hızla odada dolaşıyor, ne yapacağımı bilemez bir haldeydim.
Sonunda, içimden gelen bir cesaretle konuşmaya karar verdim. "Akra, Palaz'ın hiçbir suçu yok." Dedim, sesimde kararlılık vardı. "Benim yaptıklarımın sorumluluğunu üstlenmek benim görevim. Palaz'ı bu durumun içine çekmeye hakkım yok."
Bu sözlerle birlikte, içimdeki karışık duygularla başa çıkmaya çalışıyordum. Gözlerimde içinde devam eden endişe ve korku vardı ama aynı zamanda içimde bir kararlılık da belirginleşiyordu.
Gözlerindeki öfke ve hayal kırıklığı, içimde bir tedirginlik hissi yaratıyordu. Palaz ise sessizce duruyor, etrafı dikkatle gözlemliyordu.
Aniden Akra, sert bir şekilde konuştu. "Simge, senin yaptıklarınla Palaz'ı da tehlikeye attın." Dedi, sesindeki öfke hissediliyordu. "Onun bu işlerin içinde olması, hiçbirimizin istediği bir şey değildi."
Ayağa kalkıp bana bakındı. "Bu sizi son uyarım. Bir daha Simge birini öldürürse ben de Simge'yi öldürürüm." Bana dönerek konuşmasına devam etti: "Babanın hatırı bir yere kadar."
Akra'nın tepkisiyle sarsılmış olsam da, kararlılıkla onu yolcu etmeye karar verdim. "Pekala, dikkat edeceğim." Dedim. Akra yavaş adımlara ilerlerken "Koskoca kadın mafya oldun ama yine o sesin titriyor." Dedi.
Palaz'a baktığımda bana sessiz bir şekilde gülümsediğini gördüm. Akra kapıya kadar gittiğinde bana son defa gözlerinde öfke bulunan bir bakışla bana baktı. Ancak sonunda, sessizce dönüp evden çıktı.
Onun gitmesiyle birlikte odada bir rahatlama hissi oluştu.
Gözlerim hâlâ odayı dikkatle tararken içimdeki endişe ve korku hâlâ yerini koruyordu. Palaz'ın sessizliği atmosferi daha da gerilmiş bir hâle getiriyordu.
Palaz'a dönüp sessizce baktım, gözlerimdeki karmaşık duyguları anlamasını umuyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra "Palaz." Dedim, sesimde bir kararlılık vardı. "Bunu halletmeliyiz. Benim yaptıklarımın sorumluluğunu üstleneceğim ama senin de bu işin içinde olmana gerek yok. Sana ve Yaren'e zarar gelmesini istemem."
Palaz, sessizce bana bakıyordu, gözlerinde bir endişe vardı. "Yaren?" Sorduğu sorunun ardından "Alpkunt Pamir'i Yarenle tehdit ediyormuş." Dedim.
Palaz "Sevgilisi olan mı?" Diye sorduğunda göz devirdim. "Sevgilisi yok, Yaren kardeşi." Dedim. Palaz kaşlarını sorgularcasına yukarıya kaldırdı.
"Palaz, aslında durum böyle değil." Dedim. "Yaren ve Pamir birbirlerinin kardeş. Aralarındaki bağ tamamen ailevi bir ilişki."
Palaz'ın yüzündeki şaşkınlığı görebiliyordum. Ancak benim sözlerime inanıp inanmamasını ile ilgili bir durumu umursayamadım.
Palaz'ın yüzündeki şaşkınlık bir an için yerini bir anlam karmaşasına bıraktı. Gözlerindeki ifade, benim sözlerimi düşünmeye çalıştığını gösteriyordu. O sırada odada bir sessizlik hüküm sürdü.
Sonunda, Palaz sessizliği bozdu ve "Özür dilerim, yanlış anlaşılmışım." Dedi, yalandan bir edayla "Yaren ve Pamir'in kardeş olduklarını bilmiyordum."
Konuşmak için ağzımı açtım ki Palaz "Pamir ile bir süre görüşmesen mi?" Diye bir soru yöneltti.
"Palaz, neden Pamir'le görüşmemi istemiyorsun?" Diye sordum, sesimde bir merak vardı. "Onunla konuşmamız gereken bazı şeyler var ve sorunları çözmek için birlikte çalışmamız gerekebilir."
Palaz'ın yüzündeki ifade bir an için belirsizleşti.
Palaz bir an tereddüt etti ve sonra derin bir nefes aldı. "Simge, ben Pamir'in bu işlerle karışmasını istemiyorum. Akra'yı bilmesine lüzum yok." Dedi, sesinde bir kararlılık vardı. "Onunla ilişkilerinizi kesmeni istemiyorum ama lütfen bu durumu çözmek için ona yaklaşma."
Palaz'ın sözleriyle birlikte içimde bir karmaşa oluştu. Pamir'e aşık olduğumu göremiyor mu?
"Anlamıyorum Palaz, Pamir benim sevgilim." Dedim. Palaz sinirle ayağa kalktı. "Sevgilim deme şu lavuğa!" İlk defa bana sesini yükseltmiş ve emir vermişti.
Palaz'ın tepkisi beni şaşırttı. Palaz'ın böyle bir tepki vermesini beklememiştim. Onun sinirle ayağa kalkması ve bana emir vermesi...
"Pamir'le olan ilişkim benim seçimim ve..." Ancak sözlerimi tamamlayamadan Palaz sinirle araya girdi.
"O sik kırığı senin hayatında ilişki seçiminde olamaz!" Dedi, sesindeki öfke belirginleşiyordu. Bu, Palaz'ın ilk defa bana böyle bir şekilde konuştuğuydu.
Palaz'ın bu tepkisi karşısında şaşkınlık içinde kalmıştım.
Palaz'ın telefonunun çalmasıyla birlikte odadaki gerilim biraz olsun hafifledi. Palaz telefonunu sessizce çıkarıp ekrana baktı. Bir an için sessiz kaldıktan sonra telefonu kulağına götürdü. Telefonda konuşurken, gözlerimle ona dikkatle bakıyor ve telefondaki konuşmayı anlamaya çalışıyordum.
"Ne saçmalıyorsunuz lan siz!?" Sesi odada yankılanırken "Kapat telefonu geliyorum!" Diye tekrar bağırdı.
Palaz'ın telefonda birine karşı hızlı bir tepki verdiğini fark ettim ve kafamı kaldırıp dikkatlice ona bakmaya başladım. Palaz telefonu kapatınca bana bakındı.
"Karsu'ya ulaşamıyoruz."
Zorlukla yutkundum.
"Telefonunu en son dere kenarında bulmuşlar."