İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 9

2. Yılın sonu: soğukluk

O geceden sonra Büyük Salon'da benden geriye kalan o darmadağın masa, kırılan sürahinin parçaları ve her şeyden önemlisi, o amansız sinir krizim Hogwarts'ın koridorlarında günlerce fısıldandı. Draco Malfoy ise hayatında ilk kez, birinin onun o sarsılmaz sandığı asil duvarını tek bir haykırışla yerle bir edişine şahit olmuştu. Yüzündeki o bembeyaz şok ifadesini, zindanlara kaçarken bile arkamda bıraktığımı biliyordum.

**İki Hafta Sonra**

O büyük patlamanın üzerinden tam iki hafta geçmişti. Sınavlar bitmiş, notlar açıklanmış ve nihayet o kasvetli, ağır kış döneminin sonuna gelinmişti. Bugün 26 Haziran'dı; yıl sonu ziyafetinin verileceği, ertesi gün ise Hogwarts Ekspresi ile herkesin evine döneceği o son gün.

İki hafta boyunca Malfoy ile tek bir kelime bile konuşmamıştım. Ortak salonda karşılaştığımızda gözlerini hızla benden kaçırıyor, yanındaki Crabbe ve Goyle bile bana laf atmaya cesaret edemiyordu. İçimdeki o yakıcı sinir dalgası gitmiş, yerini derin, sessiz bir huzura bırakmıştı. Siyah, dağınık dalgalı saçlarımı her zamanki gibi özgürce bırakmış, koyu yeşil gözlerimdeki o eski kararlı ışığı yeniden kazanmıştım. Kendimi artık o kadar da kırılgan hissetmiyordun. Haklıydım, her şeyi yüzüne kusmuştum ve artık üzerimde onun o çiğ kibrinin tek bir gölgesi bile kalmamıştı.

Yatakhaneden çıkıp ortak salonun boşalmasını bekledikten sonra, bavulumu kapatmak için son eşyalarımı topluyordum. Pirinç plakasında **H.C.** yazan o ağır meşe rengi bavulum, yatağımın kenarında duruyordu. Tam o esnada, ortak salonun çıkışındaki loş koridorda tanıdık bir silüet belirdi.

Draco Malfoy, elinde kendi yeşil-gümüş renkli şapkasıyla, tek başına duvara yaslanmış duruyordu. Üzerinde yine o kusursuz, elitist cübbesi vardı ama yüzündeki o eski, insanı çileden çıkaran alaycı tebessümünden eser yoktu. Beni gördüğünde gri gözlerini gözlerime dikti. İki hafta önceki o sinir krizinden sonra, aramızdaki mesafe ilk defa bu kadar daralmıştı.

"Cross," dedi. Sesi hala o bildiğim, kibirli ve üstten bakan tonu taşıyordu; bana karşı zerre yumuşamamıştı, hala o mesafeli asilzadeydi. Ama sesinde bu kez, beni tamamen yok sayamayacağını anlayan tuhaf bir ciddiyet vardı. "Bavulunu toplamışsın."

Bavulumun kilidini sertçe oturttum, doğruldum ve siyah saçlarımı geriye atarak doğrudan karşısında durdum. "Evet, Malfoy. Dönem bitti, görmüyor musun?" dedim, sesimi en ufak bir şekilde titretmeden, tamamen duygusuz ve net bir tonla.

Malfoy duvardan destek almayı bırakıp bana doğru iki adım attı. Gözlerini kıstı, o itici ve çiğ egosu hala yerindeydi. "O gece... Büyük Salon'daki o rezillikten sonra babama bir mektup yazmadığımı sanma," dedi, sanki hala ipler onun elindeymiş gibi tehditkar bir edayla. "Senin o melez öfken, bizim binamızın asaletine yakışmıyor. Gelecek yıl buraya döndüğünde, o küçük kafanı daha çok ezeceğimden emin olabilirsin. Kendini hala benimle eşit sanma yanılgısına düşme."

Lafları hala can yakıcı olabilirdi ama bu kez içimde tek bir kırılma bile yaratmadı. Hafifçe gülümsedim, bu gülüşüm onun o katı yüzünün hafifçe kasılmasına neden oldu.

"İstediğin mektubu yaz, istediğin kadar plan yap Draco," dedim, adını ilk kez bu kadar net ve yüzüne karşı telaffuz ederek. "Dokuz ay boyunca denedin. Beni çöp gibi hissettirmeye çalıştın, aşağıladın, sustun, kaçtın. Ama bak, dönemin son günündeyiz ve ben hala bu yeşil cübbeyle, senin tam karşında dimdik duruyorum. Gelecek yıl eylülde o trene bindiğimizde, benden o eski çıtkırıldım, her lafına ağlayan kızı bulamayacaksın. İstediğin kadar uğraş, beni asla yok edemeyeceksin."

Malfoy’un gri gözlerinde anlık bir şimşek çaktı. Dudakları seğirdi, bana o nefret dolu, çiğ bakışlarından birini fırlattı. Hala çok iticiydi, hala o sarsılmaz kibir duvarının arkasındaydı ve bana asla bir dost eli uzatmayacaktı, bunu çok iyi biliyordum. Ama o duvarın üzerinde artık benim açtığım devasa bir çatlak vardı.

"Göreceğiz, Cross," diye tısladı ve cübbesini arkasından savurarak ortak salonun çıkışına doğru yürüyüp gitti.

Bavulumun sapını sıkıca kavradım. İkinci yılımız darmadağın, bol gözyaşlı ve büyük bir patlamayla sona ermişti. Draco Malfoy bana hiçbir zaman yumuşamayacaktı, aramızdaki bu amansız düşmanlık hiçbir zaman bitmeyecekti; ama ben, onun o kibirli dünyasının karşısında kendi asaletimle nasıl duracağımı artık çok daha iyi biliyordum. Gelecek yıl, zindanlar ikimiz için de çok daha sert geçecekti.

Hogwarts Ekspresi’nin koridorunda yürürken bu kez onun olduğu kompartımanın önünden bile geçmedim. Trenin en ön vagonlarında, gürültüden uzak, tamamen boş bir köşeye geçip oturdum. Başımı cama yaslayıp dışarıda hızla akan İskoçya manzarasını izlerken, içimde ilk defa onun gölgesinden uzak bir huzur vardı.

Yolculuğun ortalarına doğru koridordan gelen o tanıdık, kibirli ayak seslerini ve Crabbe ile Goyle’un hırıltılı gülüşlerini duydum. Malfoy, bizim kompartımanın açık kapısının önünden geçerken adımlarını anlık olarak yavaşlattı. Gri gözleri doğrudan içeriye, tam karşısındaki cam kenarında oturan bana kaydı. Yüzünde yine o mesafeli, itici ve üstten bakan ifade vardı ama gözlerinde beni kendi yanındaki kompartımanda görememenin verdiği o tuhaf, hazımsız şaşkınlığı net bir şekilde okudum.

Bana laf atmak için durmadı, cübbesini savurarak koridorda yürümeye devam etti. Ben ise siyah, dağınık dalgalı saçlarımı geriye atıp yeşil gözlerimi ondan bir an bile kaçırmadan arkasından baktım. Bu kez onun olduğu yerde değil, kendi seçtiğim yerdeydim ve bu sessiz mesafe, aramıza çektiğim en net çizgili duvardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.