İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 10

3. Yılın ağırlığı

Eylül güneşinin altında peron 9 ¾, her zamanki gibi buharlı trenin gürültüsü ve baykuş sesleriyle çalkalanıyordu. Üçüncü sınıfın başındaydık ve geçen o üç ayda her şey o kadar çok değişmişti ki... Aynaya baktığımda karşımdaki kızı tanımakta zorlanıyordum. Ergenliğin getirdiği o ani değişimle hatlarım oturmuş, olgunlaşmıştım. Boyum uzamış, çocuksu ifadem tamamen kaybolmuştu. En belirgin değişim ise saçlarımdaydı; artık belime kadar uzanan o siyah dalgalı buklelerimi, annemin ısrarıyla Diagon Yolu'nda yaptırdığımız bir büyü fönüyle dümdüz hale getirmiştim. Şimdi dümdüz, ipek gibi simsiyah saçlarım omzumdan aşağı dökülüyor, koyu yeşil gözlerimi her zamankinden daha belirgin, daha vurucu kılıyordu. Gerçekten çok güzel olmuştum, koridordan geçerken insanların dönüp bana baktığını hissedebiliyordum.

Ama içimde, tüm bu güzelliği ve olgunluğu gölgeleyen berbat, kapkara bir haber vardı. Dünyanın en kötü haberiydi bu benim için. Kendime bile itiraf ederken içimin paramparça olduğu, uykularımı kaçıran o lanet gerçek: Ben artık Draco Malfoy’dan hoşlanıyordum.

Ondan nefret etmem gerekiyordu. Bana bir buçuk yıl boyunca çöp gibi davranan, kalbimi kıran, Büyük Salon'un ortasında beni sinir krizine sokan o kibirli, o çiğ ve asilzade sarışından nefret etmem gerekiyordu. Ama o sinir krizinden sonra aramızda oluşan o buz gibi mesafe, yaz boyunca kafamın içinde dönüp durmuştu. Onun o sarsılmaz kibir duvarını, o gri gözlerindeki buzun altındaki keskinliği düşünmekten kendimi alamamıştım. Ve şimdi, o itici kibri içimde tuhaf, can yakıcı bir çekime dönüşmüştü. İşin en acı kısmı ise şuydu; o bana asla bakmayacaktı. Bana asla yüz vermeyecekti. Onun gözünde ben hala o lekeli kanıyla etrafta dolanan, asaletini bozan melez Cross’tum.

Tren hareket ettikten kısa bir süre sonra, elimde bir kitapla koridorda yürürken onunla karşılaştım. Malfoy, geçen yıla göre biraz daha boy atmış, o elitist ve asil duruşu iyice oturmuştu. Yeşil-gümüş Slytherin cübbesini omuzlarına her zamanki gibi kusursuzca yerleştirmişti. Yanında Crabbe ve Goyle ile koridorda yürürken, beni gördüğü an adımları hafifçe yavaşladı.

Gri gözleri önce belime kadar uzanan, büyü fönüyle dümdüz olmuş simsiyah saçlarımda gezindi. Ardından tamamen değişen yüz hatlarıma, koyu yeşil gözlerime baktı. Yalan yok, o an gözlerinde anlık, çok hafif bir duraksama gördüm. Güzelliğimin farkına varmıştı, bunu inkar edemezdi. Ama bu duraksama saniyeler içinde yerini o bildiğim, canımı yakan buz gibi mesafeye ve kibire bıraktı. Yüzüne o itici, alaycı tebessümünü yerleştirdi.

"Bak sen," dedi, sesindeki o üstten bakan tonla tam önümde durarak. "Bizim melez Cross, yaz tatilinde muggle yöntemleriyle kendini biraz büyücüye benzetmeye çalışmış galiba. Saçlarına ne yaptın öyle? O dağınık, sefil halini kapatacağını mı sandın?"

Eskiden olsa bu lafa sinirlenir ya da geçen yılın ortasındaki gibi kırılıp arkamı dönerdim. Ama şimdi içimde çok daha farklı, çok daha derin bir acı vardı. Kalbimin onun sesini duyunca hızla çarptığını hissetmek beni kendimden nefret ettiriyordu. Yeşil gözlerimi onun gri gözlerine diktim, dümdüz saçlarımı elimle arkaya doğru attım.

"Sadece biraz değişiklik, Malfoy," dedim, sesimi olabildiğince mesafeli ve umursamaz tutmaya çalışarak, ama içimdeki o kırıklığı gizlemek o kadar zordu ki. "Beğenip beğenmemen umrumda değil."

Malfoy hafifçe güldü, o tiksinç ama bir o kadar da beni kendine çeken kibriyle bana doğru yarım adım yaklaştı. "Umrunda olmasın zaten Cross," diye fısıldadı, sesi koridorun gürültüsünde sadece benim duyabileceğim kadar soğuk çıktı. "Çünkü üzerine ne sürersen sür, saçını ne kadar düzeltirsen düzelt, o kanındaki kusuru asla kapatamazsın. Benim dünyamda sana yer yok, bunu o olgunlaşmaya çalışan kafana soksan iyi edersin."

Yanımdan sertçe geçip giderken omzu omzuma çarptı. Koridorda onun o nane ve pahalı parşömen kokan kokusu kalmıştı. Arkasından bakarken gözlerimin dolmaması için dişlerimi sıktım. Bana asla bakmayacaktı, beni asla o asil dünyasına kabul etmeyecekti. Üçüncü sınıf benim için sadece zindanların soğuğuyla değil, bu imkansız ve tek taraflı aşkın yakıcı acısıyla başlıyordu.

Üçüncü sınıfın ilk haftaları zindanların rutubetli havasında akıp giderken, içimdeki o imkansız his göğsümde her gün biraz daha büyüyordu. Ortak salonda, şöminenin yeşil alevleri altında ders çalışırken gözlerim istemsizce ona kayıyordu. Platin sarısı saçları, elindeki kitaba odaklanırken takındığı o mesafeli, asil tavır canımı yaksa da beni ona daha çok çekiyordu. O ise her şeyden habersiz, o sarsılmaz kibir kalesinin arkasında beni tamamen yok saymaya devam ediyordu.

Ekim ayının ortalarında, zindan koridorunda İksir ödevim için kütüphaneden aldığım parşömenlerle yürürken Malfoy ve grubuyla karşı karşıya geldim. Koridor dar ve basıktı. Beni gördüğü an gri gözlerinde o bilindik, itici alaycılık belirdi. Bilerek tam yolumun ortasında durdu, geçmemi engelledi.

"Yolumdan çekil, Malfoy," dedim. Sesimi dik tutmaya çalışsam da, kalbimin göğüs kafesimi döven hızını gizlemek benim için bir işkenceydi.

Malfoy, bakışlarını belime kadar uzanan dümdüz siyah saçlarımda kibirle gezdirdi, ardından koyu yeşil gözlerime dikti. "Bak sen, Cross emir vermeyi de öğrenmiş," dedi, o nefret ettiğim ama içimi titreten üstten bakan tonuyla. "Bu yeni olgun halin sana fazla cesaret vermiş galiba. Ama unuttuğun bir şey var; o saçları ne kadar uzatıp düzeltirsen düzelt, benim gözümde hâlâ o ilk günkü ezik melezsin. Bana yaklaşabileceğini, benimle aynı seviyede durabileceğini falan mı sanıyorsun?"

Sözleri doğrudan kalbime saplanan birer iğne gibiydi. Eskiden olsa sinir krizi geçireceğim bu laflar, şimdi içimi tarifi imkansız bir çaresizlikle dolduruyordu. Bana asla bakmayacağını, beni hiçbir zaman asil dünyasına kabul etmeyeceğini o kadar net hissettiriyordu ki... Yeşil gözlerimin anında dolduğunu fark etmesin diye başımı hafifçe eğdim, dümdüz saçlarım yüzüme siper oldu.

"Benim öyle bir amacım yok," diye fısıldadım. Sesimdeki o kırılganlık ve teslimiyet onu bile bir anlığına duraksattı. Gri gözlerinde saniyelik bir şaşkınlık belirdi, kafa tutmamı beklemişti ama ben tamamen savunmasızdım.

Yine de o itici kibrinden ödün vermedi. Yanımdan geçerken, "Güzel," diye tısladı kulağıma doğru. "Haddini bilmen güzel. Çünkü senin gibiler benim dünyamda sadece ayak bağı olur."

O peşindekilerle birlikte koridorun karanlığında gözden kaybolurken, sırtımı zindanın soğuk taş duvarına yasladım. Gözümden akan tek damla yaşı silerken, hem ona duyduğum bu çaresiz aşka hem de beni her fırsatta bir çöp gibi kenara atmasına sessizce lanet ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.