İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 11

Çirkin kız.

Üçüncü sınıfın o dondurucu ocak ayı zindanların taş duvarlarına tamamen yerleştiğinde, kütüphanenin en loş köşesinde tek başıma oturmuş, önümdeki boş parşömene bakıyordum. İç sesim, kafamın içinde adeta beni dövüyordu: Ne yapıyorsun Helga? Kendine gel. Bir buçuk yıl boyunca seni bir böcek gibi ezmeye çalışan, Büyük Salon’un ortasında seni cinnet noktasına getiren bir çocuktan mı hoşlanıyorsun yani? Bu sadece aptallık değil, bu resmen kendini bile bile ateşe atmak. Kendime karşı acımasız bir öz eleştiri yapıyordum ama o yeşil şömine alevlerinin altında Draco’nun platin saçlarını her gördüğümde bu mantıklı ses bir anda kısılıyordu.

Üstelik yalnız da değildim. Slytherin’de aslında herkesle aram çok iyiydi. Ortak salona girdiğimde kızlar yatakhanesinden arkadaşım Daphne Greengrass hemen yanıma oturdu. Kolumu dürterek, "Helga, günlerdir yüzün kireç gibi. Şu İksir raporu yüzünden mi yoksa yine o sarışın asalak moralini mi bozdu?" diye sordu.

"Rapor yüzünden, Daphne. Uykusuzum sadece," diyerek geçiştirdim. Eğer Draco’dan hoşlandığımı bir kişi bile öğrenirse, bu zindanlarda yaşayamazdım.

Ertesi sabah, zindanların alt katındaki İksir sınıfına doğru tek başıma yürüyordum. Taş merdivenlerin oradaki loş koridorda hava henüz tam aydınlanmamıştı, meşalelerin gölgeleri duvara vuruyordu. Tam merdivenlerin başına geldiğimde, Draco arkasında her zamanki gölgeleriyle karşıma çıktı. Artık kan statümle ilgili konuşmayı bırakmıştı; çünkü o krizden sonra bunun beni sadece daha çok delirttiğini anlamıştı. Şimdi beni vurmaya çalıştığı yer çok daha derindi: Görünüşüm ve özgüvenim.

"Çekil önümden, Malfoy," dedim, sesimi ne kadar düz tutmaya çalışsam da kalbimin göğsümü döven ritmini saklayamıyordum.

Draco, o sinir bozucu, mesafeli adımlarıyla tam önümde durdu. Gri gözleriyle yüzüme, saçlarıma öyle tiksinerek baktı ki, o an aynadaki tüm o güzelliğim bir anda gözümde silindi. "Şu haline bak, Cross," dedi, sesi koridorun boşluğunda yankılanarak. "Aynaya hiç bakmıyor musun sabahları? O soluk tenin, yüzündeki o yorgun ve rüküş ifade... Gerçekten bu binanın estetiğini bozuyorsun. Etrafta bir paçavra gibi dolaşmandan herkes bıktı. O kadar çirkinsin ki, yüzüne bakmak bile asil vaktimi kirletiyor."

Sözleri doğrudan ruhuma batıyordu. Çirkin olmadığımı biliyordum ama onun ağzından çıkan her kelime bende devasa bir değersizlik hissi yaratıyordu. Tam yanından sıyrılıp merdivenlerden aşağıya adım atacakken, didişmenin ötesinde bir şey oldu. Draco, omzuyla beni sertçe itmekle kalmadı; botunun ucuyla bileğime öyle bir çelme taktı ki, dengemi tamamen kaybettim.

"Ayağının altında dolanma," diye tısladı.

Sert taş basamakların üzerine büyük bir gürültüyle yuvarlandım. Dizim ve dirseğim taş zemine çarparken canımın acısıyla ufak bir çığlık attım. Elimdeki tüm parşömenler ve mürekkep hokkam merdivenlerden aşağıya saçıldı, mürekkep pelerinime bulaştı. Draco merdivenlerin başından aşağıya, düştüğüm yere bakarak hafifçe güldü. Yüzünde en ufak bir pişmanlık ya da yumuşama yoktu. "Beceriksiz," dedi yukardan buz gibi bir sesle. "Daha yürümeyi bile beceremiyorsun. Gerçekten bu okulda bir fazlalıksın."

O arkasını dönüp giderken, merdivenin ortasında dizimi tutarak öylece kaldım. Fiziksel acısı bir yana, koridorda bırakılan o morluk kalbimin ortasındaydı. Beni sadece sözleriyle değil, artık varlığımla da hırpalıyordu ve ben, merdivenlerin o soğuk gölgesinde gözümden akan yaşı silerken hala ondan nefret edemediğim için kendime lanet ediyordum.

O günün akşamında, akşam karanlığı şatonun pencerelerine çöktüğünde Profesör Snape’in odasına gitmek için koridora çıkmıştım. Ancak Slytherin ortak salonunun hemen dışındaki misafir kabul odasının yarı aralık kapısından gelen sesler adımlarımı durdurdu. İçeride Lucius Malfoy vardı. Hafta sonu ziyareti için okula gelmişti ve oğluyla konuşuyordu. Karanlık köşeye sinip nefesimi tuttum.

Lucius, gümüş başlıklı bastonunu yere sertçe vurarak, "Draco," dedi, sesi zindanların taşlarını bile titretecek kadar otoriter ve soğuktu. "Biçim Değiştirme notlarının düştüğünü gördüm. Malfoy ismi bu okulda her zaman en üstte olmak zorundadır. Arkanda dolaşan o Crabbe ve Goyle gibi aptallarla vakit kaybetmeyi bırak."

Draco’nun sesini duydum; o okulda herkese kök söktüren, beni merdivenlerden aşağı iten çocuk, babasının karşısında adeta ezilip büzülüyordu. "Notlarımı düzelteceğim baba," dedi, sesindeki o alışılmadık çekingenlikle. "Sadece... bu aralar sınıftaki bazı dikkat dağıtıcı unsurlar yüzünden oldu."

"Dikkat dağıtıcı unsurlar mı?" dedi Lucius, sesi daha da alaycı bir hal alarak. "Şu etrafta dolanan, asaletimize gölge düşüren melezlerden mi bahsediyorsun? Özellikle şu Cross ailesinin kızı... Onunla fazla uğraştığını duyuyorum. Bir Malfoy, dikkatini öyle değersiz, öyle çirkin ve vasıfsız bir kıza harcamaz Draco. Onu tamamen yok sayacaksın. Onun gibi bir fazlalık senin vaktini çalmamalı."

Draco bir an duraksadı, ardından babasının o ezici otoritesine tamamen boyun eğerek, "Haklısın baba," dedi, sesi yine o bildiğim buz gibi kibre bürünerek. "Zaten kendisi tam bir ezik, yüzüne bakılacak bir tarafı bile yok. Benim için bir böcekten farksız."

Kapının arkasında, karanlık koridorda sırtımı duvara yasladım. Draco’nun babasının karşısında beni ne kadar kolay harcadığını, beni ne kadar "değersiz ve çirkin" bir fazlalık olarak gördüğünü kendi kulaklarımla duymuştum. İç sesim o an zihnimde çığlık çığlığa bağırdı: Gördün mü Helga? İşte senin uğruna içten içe eridiğin, her lafıyla darmadağın olduğun çocuk bu. Sen onun için sadece babasının karşısında bile aşağılanacak bir böceksin. O akşam, zindanların karanlığında yatakhaneme doğru yürürken, üzerimdeki mürekkep lekeli pelerinle kendimi hiç bu kadar yalnız ve hiç bu kadar çirkin hissetmemiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.