İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 4

1. Yılın sonu: yıl sonu kupası kutlamaları

Haziran ayının gelişiyle birlikte Hogwarts, İskoçya dağlarının arasından süzülen parlak güneşin altında adeta parıldıyordu. Kara Göl’ün suları sakinleşmiş, öğrenciler sınavların bitişini kutlamak için çimlerin üzerine yayılmaya başlamıştı. Ama bu sıcak bahar havası bile zindanların koridorlarındaki o keskin, buz gibi soğuk savaşı bitirmeye yetmemişti. İlk yılımın bitmesine artık sadece bir ay kalmıştı. Tam dokuz aydır Draco Malfoy’un o zehirli diliyle, bitmek bilmeyen aşağılamalarıyla ve beni "ezik" konumuna düşürme çabalarıyla mücadele ediyordum. Ama ne o platin sarısı saçlarının altındaki kibirli kafa beni ezmeyi başarabilmişti ne de ben onun o sarsılmaz sandığı tahtına boyun eğmiştim. Siyah, dağınık dalgalı saçlarımı geriye atıp koyu yeşil gözlerimi ona her diktiğimde, o sinsi ve çiğ egonun nasıl çatırdayıp kırıldığını çok iyi görüyordum.

Haziran ortalarında, yıl sonu şenlikleri öncesi son Quidditch antrenmanlarının yapıldığı günlerden biriydi. Stadyumun arkasındaki yeşil düzlükte, gölün kenarında oturmuş, dönem sonu İksir raporumu temize çekiyordum. Gökyüzü masmaviydi ama huzurum, arkamdan gelen o aşina, gıcık ayak sesleriyle bölündü. Malfoy, her zamanki gibi Crabbe ve Goyle’u arkasına takmış, cübbesini omuzlarından geriye doğru savurarak bana doğru yürüyordu. Tam başımda durdu, gölgesi parşömenimin üzerine düştü.

"Hâlâ buralarda mısın, Cross?" dedi, sesindeki o her zamanki tiksinç, üstten bakan tonuyla. Botunun ucuyla oturduğum yerin yakınındaki toprağı hafifçe sarstı. "Dokuz aydır bu binanın havasını kirlettiğin yetmedi mi? Dönem bitiyor, şimdiden o muggle babanın sefil evine döneceğin için bavulunu toplamaya başlasan iyi edersin. Tabii eğer bir melez olarak Hogwarts’ta geçirdiğin bu yılı bir mucize saymıyorsan."

Kalemimi parşömenin üzerine yavaşça bıraktım. Hiç acele etmeden başımı kaldırdım ve yeşil gözlerimi onun gri, kibirli gözlerine kenetledim. Yüzümde ne bir kırılma ne de bir öfke belirtisi vardı; sadece tam bir soğukkanlılık. "Malfoy," dedim, sesimi gölün dalgaları kadar sakin tutarak. "Dokuz aydır her gün karşıma çıkıp aynı muggle hikayesini anlatmaktan bıkmadın mı? Gerçekten merak ediyorum, senin o çok övündüğün asil safkan dünyanda konuşacak başka hiçbir malzemen yok mu? Yoksa benim melez varlığım, senin o boş ve parıltılı hayatının tek eğlencesi mi haline geldi?"

Yüzündeki o alaycı tebessüm bir anlığına dondu, gözleri öfkeyle kısıldı. Bana doğru bir adım daha atıp tepemden bana bakmaya çalıştı. "Ağzından çıkanlara dikkat et," diye tısladı, sesindeki o çiğ egoyu korumaya çalışarak. "Seninle hiçbir zaman eşit olmadık ve olmayacağız. Bu okul bittiğinde, benim ailem tüm büyü dünyasını yönetirken sen sadece bizim arkamızda bıraktığımız kırıntılarla yetineceksin. Bu binaya seçilmiş olman sadece Şapka’nın o anlık bir hatasıydı, bunu o küçük kafana soksan iyi edersin."

Ayağa kalktım. Boy farkımıza rağmen o dik duruşumla doğrudan karşısında durdum, siyah dağınık saçlarım hafif rüzgarda uçuşuyordu. "Şapka hata yapmaz, Malfoy. Bunu sen de en az benim kadar iyi biliyorsun," dedim, sesimdeki netlikle onu adeta yerine çivileyerek. "Ve eğer bu binada bir hata varsa, o da kendi yetersizliğini başkalarını ezerek kapatmaya çalışan, babasının arkasına saklanan korkak bir çocuktur. Dokuz aydır beni ağlatmayı, pes ettirmeyi denedin ama bak, hâlâ buradayım. Ve hâlâ senin o kibirli gözlerinin içine bakıp doğruları söyleyebiliyorum."

Malfoy dişlerini sıktı, ellerini yumruk yaptı. Yanındaki Crabbe ve Goyle’a bir anlığına baktı ama kütüphanedeki ya da zindanlardaki gibi arkasını dönüp hemen gitmedi; gözlerindeki o hazımsızlık ve derin öfke ilk defa bu kadar belirgindi. "Yıl sonu ziyafetinde o kupayı aldığımızda," dedi, sesini alçaltarak ama tehditkar bir tonla, "senin gibi birinin o masada bizimle sevinmeye bile hakkı olmadığını herkese göstereceğim."

"Gidip o kupayı kazan o zaman Malfoy, benimle vakit kaybetme," diyerek lafı gediğine koydum ve eşyalarımı toplayıp yanından sıyrıldım.

Sonunda o büyük gün gelmişti. 26 Haziran’da, Büyük Salon her zamankinden çok daha görkemli ve ihtişamlıydı. Duvarlardan yeşil ve gümüş renkli Slytherin afişleri sarkıyordu; Bina Kupası’nı bu yıl da biz kazanmıştık. Salonda büyük bir gürültü, alkış tufanı ve tabak çanak sesleri yükseliyordu. Ben masanın biraz uzak bir ucunda, kendi halimde oturmuş dönemin bitişini izliyordum.

Malfoy, masanın merkezinde, herkesin tebriklerini kabul ediyor, kupaya dokunarak adeta tüm salonun hakimiymiş gibi böbürleniyordu. Ancak Profesör Dumbledore kürsüye çıkıp son konuşmasını yaparken, Malfoy’un gözleri bir anlığına salonun kalabalığını taradı ve tam masanın ucunda oturan bana takıldı. Gri gözlerinde hâlâ o üstten bakan, beni ezmeye çalışan o çiğ ifade vardı; kupa ellerindeyken bile bana "Bak, biz kazandık, sen buraya ait değilsin" der gibi bakıyordu.

Ben ise yeşil gözlerimi ondan kaçırmadım. Kadehimden küçük bir yudum alıp ona doğru hafifçe, neredeyse görünmez bir şekilde başımı salladım. Bu bir teslimiyet değil, aksine "Dokuz ay boyunca ne yaparsan yap, beni yıkamadın ve gelecek yıl yine buradayım" mesajıydı. Malfoy’un yüzündeki o zafer sarhoşu gülümseme, benim o sarsılmaz ve dik duruşumu gördüğü an hafifçe gölgelendi. Kupayı sıkıca kavradı ama gözlerini hızla benden kaçırmak zorunda kaldı. İlk yılımız, zindanların taş duvarları arasında başlayan bu amansız ve soğuk savaşla sona eriyordu; ama ikimiz de çok iyi biliyorduk ki, Hogwarts Ekspresi eylülde yeniden raylara oturduğunda, bu savaş kaldığı yerden çok daha sert bir şekilde devam edecekti.

2. Sınıfta sizce her sey aynı mı olacak?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.