İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 3

Zindanlarda Bahar Savaşı

Mart ayının başlamasıyla birlikte Hogwarts’ın üzerinde asılı kalan o gri bulutlar yerini yavaş yavaş bahar yağmurlarına bırakıyordu ama zindanlardaki o dondurucu hava zerre değişmemişti. Draco Malfoy, beni her gördüğünde o asilzade maskesinin altından bana dik dik bakmaya, o kibirli ve çiğ egosuyla beni köşeye sıkıştırmaya çalışmaya devam ediyordu. Ben ise ne onun o üstten bakan tavırlarına boyun eğiyordum ne de onun seviyesine iniyordum. Siyah, hafif dağınık dalgalı saçlarımı geriye atıp koyu yeşil gözlerimi doğrudan onun gri gözlerine diktiğimde, beni ezememenin verdiği o derin hazımsızlığı ve öfkeyi yüzünden net bir şekilde okuyabiliyordum. O beni küçümsedikçe, ben kendi duruşumla onun o sarsılmaz sandığı tahtını sallıyordum.

Mart ayının ortalarında, zindanların koridorlarında yürürken arkamdan gelen o aşina, sinir bozucu sesi duydum. Malfoy, yanındaki gölgeleriyle birlikte arkamdan yetişmiş, her zamanki alaycı adımlarıyla önümü kesmişti. Koridor oldukça tenhaydı ve duvarlardaki meşalelerin ışığı yüzündeki o kibirli tebessümü iyice belirginleştiriyordu.

"Bakın burada kim varmış," dedi Malfoy, sesindeki o tiksinç üstten bakan tonu koridorun taş duvarlarında yankılatarak. "Bizim melez Cross. Elindeki o eski kitapları nereye taşıyorsun böyle? Yoksa muggle babanın yanına dönmek için erkenden bavulunu mu hazırlıyorsun? Gerçi bence bavuluna bile gerek yok, geldiğin yere ait olan birkaç parça eşyan anca vardır."

Adımlarımı durdurdum. Ağır kitapları göğsüme doğru sıkıca bastırarak ona doğru döndüm. Yeşil gözlerimi onun gözlerine kenetledim, ne bir korku ne de bir sinir belirtisi gösterdim. "Malfoy, senin bu bitmek bilmeyen muggle takıntın beni gerçekten şaşırtıyor," dedim, sesimi hiç yükseltmeden, son derece sakin ve düz bir tonda. "Kendi asil dünyanda konuşacak o kadar az şeyin var ki, her gün gelip benim soyumu kurcalıyorsun. Yoksa o çok övündüğün safkan sohbetleriniz sandığından daha mı sıkıcı?"

Malfoy’un yüzündeki o alaycı gülüş bir anlığına kasıldı, gözlerini kısarak bana doğru bir adım attı. Araya giren o mesafeyi tamamen yok etmek ister gibi üstüme yürüdü. "Ağzından çıkanlara dikkat et, Cross," diye tısladı, parmağını tehditkar bir şekilde bana doğru sallayarak. "Senin gibi bir melezin bu binada olması bile benim için bir hakaret. Kendini bizimle eşit görebileceğini mi sanıyorsun gerçekten? Sen sadece buradaki safkanların arkasında bir gölgesin ve her zaman öyle kalacaksın. İstesem seni bu okulda yaşatmam."

Hafifçe gülümsedim, bu onu her zaman yaptığından daha çok çileden çıkardı. "Beni korkutamadığını ne zaman anlayacaksın Malfoy? İstediğin kadar tehdit et, istediğin kadar arkamdan konuş. Günün sonunda ikimiz de aynı yeşil cübbeyi giyiyoruz ve ikimiz de aynı ortak salona dönüyoruz. Ve en önemlisi, sen ne yaparsan yap ben senin o kibirli duvarlarının karşısında dimdik durmaya devam edeceğim."

Dişlerini sıktı, söyleyecek bir söz bulamadı ama o gri gözlerindeki saf nefreti görebiliyordum. Yanımdan sertçe geçip giderken omzu omzuma çarptı, ama ben yerimden bile kıpırdamadım.

Nisan ayına girdiğimizde, Sihirli Yaratıkların Bakımı dersi için Hagrid’in kulübesinin yakınlarındaki arazide toplanmıştık. Hava hafif çiseliyordu ve toprak buram buram çamur kokuyordu. Malfoy, çiseleyen yağmurdan ötürü pelerinini üstüne iyice çekmiş, sanki dünyanın en iğrenç yerindeymiş gibi etrafı süzüyordu. Gözü bir ara benim çamurlu botlarıma ve yağmurdan hafifçe ıslanmış dağınık saçlarıma kaydı.

"Şuna bakın," dedi yüksek sesle, etraftaki diğer Slytherin'lilerin de duyabileceği şekilde. "Cross tam olarak ait olduğu yerde, çamurun içinde. Melez kanı herhalde bu pisliği seviyor olmalı. Bizim evdeki hizmetçiler bile senin şu halinden daha temiz giyiniyor, Cross. Gerçekten bu binaya seçildiğin gün Şapka’nın kör olduğunu düşünmeye başladım."

Herkesin gözü bana döndü ama ben hiç istifimi bozmadım. Yerden aldığım ıslak bir bitki kökünü dikkatlice inceledikten sonra başımı kaldırdım ve doğrudan ona baktım. "Malfoy, senin o tertemiz sarayından çıkıp buraya gelmiş olman gerçekten büyük bir fedakarlık olmalı," dedim, sesimdeki o sakin ironiyi herkesin anlamasını sağlayarak. "Ama görüyorum ki o temizlik senin büyü yeteneğine pek yansımamış. Geçen günkü düello kulübünde asanı elinden düşürdüğünde de çamurdan korktuğun için mi yerden alamadın? Yoksa o asil ellerin bir asayı bile taşımakta zorlanıyor mu?"

Etraftaki birkaç çocuk kıkırdadı. Malfoy’un yüzü bir anda öfkeden kıpkırmızı oldu. Bana doğru hızla yürüdü, asasını cebinden çıkaracak gibi oldu ama Hagrid’in gür sesiyle durmak zorunda kaldı. "Bana bak, Cross," diye fısıldadı yakınıma gelerek, sesinden resmen zehir damlıyordu. "Seni o çamura gömeceğim günü iple çekiyorum. Benimle böyle konuşmanın bedelini ödeyeceksin. Babamın kulağına tek bir kelime gitmesine bakar, senin o sefil hayatını altüst ederim."

"Babanın arkasına saklanmayı bırakıp kendin bir şeyler yapmaya başladığında haber ver, Malfoy," dedim, gözlerimi kırpmadan. "O zamana kadar benim için sadece gürültü yapıyorsun."

Arkasını dönüp öfkeyle çamurlu toprağı tekmeleyerek uzaklaştı. Beni yine küçük düşürememişti, aksine kendi öfkesinin içinde boğulmuştu.

Mayıs ayının sonlarına doğru, finaller yaklaşırken kütüphane tamamen dolup taşmıştı. Ben de Biçim Değiştirme ödevimin son rötuşlarını yapmak için geç saatlere kadar masada kalmıştım. Kütüphaneci Madam Pince’in masaları kontrol ettiği sırada, Malfoy’un masama doğru yaklaştığını gördüm. Bu sefer yanında kimse yoktu, tek başınaydı ama o sinir bozucu kibri hala yerindeydi. Tam önümde durdu, elimdeki parşömeni sertçe çekti ve üzerine göz gezdirdi.

"Bu yazdıkların tam bir fiyasko," dedi, parşömeni masaya geri fırlatırken. Yüzündeki o küçümseyici ifade, beni kütüphanenin ortasında küçük düşürmek istediğini açıkça belli ediyordu. "Bir nesneyi canlı bir hayvana dönüştürmenin mantığını asla kavrayamayacaksın, değil mi? Senin o melez zihnin, büyü dünyasının bu saf ve üstün formlarını algılayamaz. Bence hemen pes et ve o muggle dünyandaki basit işlere geri dön. En azından orada bu kadar ezik görünmezsin."

Parşömenimi yavaşça düzelttim, kalemimi kenara koydum ve sandalyemde arkama yaslandım. Siyah saçlarımı omzumun arkasına atıp yeşil gözlerimi onun gri gözlerinin en derinine diktim. "Malfoy, sen benim ödevime fiyasko diyorsun ama kendi ödevinde kullandığın teorilerin yarısını benim notlarımdan bakarak yazdığını görmediğimi mi sanıyorsun?" dedim, sesimi kütüphane kurallarına uygun olarak alçak ama bir o kadar da keskin tutarak. "Beni ezmeye çalışmak senin tek hobin haline geldi çünkü bu okulda benden daha iyi yapabildiğin hiçbir şey yok. Benim melez zihnim, senin o asil ve boş kafandan çok daha ileride."

Malfoy masaya doğru iki eliyle yaslandı, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırdı. Nefesini tenimde hissedebiliyordum, gözlerindeki o saf düşmanlık ve hazımsızlık adeta kıvılcımlar saçıyordu. "Sen sadece bir hiçsin, Cross," diye tısladı öfkeyle. "Bu okul bittiğinde, benim ailem bakanlıkta dünyayı yönetirken sen arkamızda bıraktığımız kırıntıları topluyor olacaksın. Benimle asla eşit olamayacaksın, bunu o küçük melez kafana soksan iyi edersin."

Gözlerimi bir an bile kaçırmadım, o dik ve sarsılmaz duruşumu bozmadım. "Gelecekte ne olacağını zaman gösterir Malfoy," dedim, yüzüne karşı hafifçe fısıldayarak. " Ama şu an, bu kütüphanede, karşımda duran ve beni ezmeye çalışırken bile benden onay bekleyen o zavallı çocuğun kim olduğunu ikimiz de çok iyi biliyoruz. Şimdi önümden çekil, yapacak daha önemli işlerim var."

Malfoy dişlerini gıcırdattı, ellerini masadan çekip üstünü düzeltti. Bana son bir kez, beni gerçekten yok etmek ister gibi baktıktan sonra arkasını dönüp hızla kütüphaneden çıktı. Mayıs ayı biterken, aramızdaki o amansız düşmanlık ilk günkü gibi taze ve keskin kalmıştı.

Bu bölümden sonra kritik biseyler olcak, spoiler vermek gibi olmasın amaa

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.