5. sınıfın başlamasına artık sayılı günler kalmıştı ve Bakanlık’ın Hogwarts üzerindeki o karanlık eli nihayet şatoya ulaştı. Tren perona yanaşıp Büyük Salon'a adım attığımızda, öğretmenler kürsüsünde Albus Dumbledore'un hemen yanında oturan o pembe, kaşmir hırkalı kadın dikkatimi çekti. Dolores Umbridge. İlk bakışta o sahte, mide bulandırıcı derecede tatlı gülümsemesiyle zararsız bir ev kedisini andırıyordu ama o küçük gözlerindeki sinsi parıltı, şatoda başlayacak olan o büyük tiranlığın ilk habercisiydi.
İç sesim, o sinir bozucu öksürüğüyle Dumbledore'un sözünü kestiği an zihnimde tehlike çanlarını çaldı: Bak Helga, bu kadın zindanların o soğuk havasını bile kurutacak cinsten. Dikkat et, onun o pembe dünyasının arkasında acımasız bir Bakanlık canavarı saklı. Bu yıl sadece Malfoy’un o boğucu gölgesiyle değil, bu kadının o kurallarıyla da savaşacaksın.
Büyük Salon'daki o sahte ve tiz konuşmasını yaparken, belime kadar uzanan dümdüz simsiyah saçlarımı gerginlikle omzumun arkasına ittim. Koyu yeşil gözlerimi kürsüden ayırmazken, Slytherin masasından bana doğru kilitlenen o tanıdık, dondurucu gri gözleri yine tenimde hissettim.
Draco Malfoy, hemen birkaç sıra ötemizde, babasının Bakanlık’taki nüfuzu sayesinde Umbridge’in bu gelişinden son derece memnun bir şekilde arkasına yaslanmıştı. Yüzünde o Yule Ball'dan beri, özellikle de yaz tatilindeki o mektuplardan beri görmediğim o eski, kibirli asilzade maskesi vardı. Umbridge'in şatoya gelişi, onun o zedelenen egosuna ve bana karşı kaybettiği o güce yeniden kavuşması için biçilmiş kaftandı. Gri gözlerini doğrudan benim gözlerime diktiğinde, dudaklarının kenarında o hazımsız, o beni yeniden o merdivenlerin dibindeki çaresiz kıza çevirmek isteyen o cezalandırıcı gülümseme belirdi.
Hemen yanımda oturan Blaise Zabini, o her zamanki soğukkanlı ve korumacı tavrıyla masanın altından hafifçe elime dokundu. "Ona bakma Helga," diye fısıldadı Blaise, pürüzsüz ve sakin bir sesle. "Malfoy bu kadının arkasına saklanıp yeniden bu koridorların hakimi olduğunu sanıyor ama bu yıl işler onun sandığı kadar kolay olmayacak. Ben buradayım."
Umbridge, o tiz sesiyle konuşmasını "Gelişme uğruna gelişmeye karşı çıkılmalıdır," diyerek bitirdiğinde, salona buz gibi bir sessizlik çöktü. 5. sınıf resmen başlıyordu. Bir yanda Alexei’nin gidişiyle içimde kalan o derin boşluk, diğer yanda Draco’nun Umbridge’in gölgesine sığınarak büyüyen o delirtici, saplantılı kıskançlığı ve öfkesi... Bu pembe kıyafetli kadının gelişiyle birlikte, Hogwarts zindanları benim için hiç olmadığı kadar tehlikeli ve boğucu bir savaşa sahne olacaktı.
Ertesi sabah, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi için sınıfa girdiğimizde havadaki o ağır, kasvetli koku yerini mide bulandırıcı bir gül kokusuna bırakmıştı. Duvarlardaki o asil, karanlık tablolar indirilmiş, yerlerine üzerlerinde çirkin yavru kedilerin oynadığı pembe tabaklar asılmıştı. Dolores Umbridge, kürsünün arkasında ellerini önünde birleştirmiş, o sinir bozucu, yapmacık gülümsemesiyle hepimizi süzüyordu. Sınıfa adım atar atmaz gözleri ilk olarak belime kadar uzanan dümdüz simsiyah saçlarıma ve üzerimdeki hafifçe daraltılmış Slytherin cübbeme kaydı. O küçük, kurbağamsı gözlerinde kurallara uymayan her şeye duyduğu o köklü nefret belirdi.
"Asalarınızı kaldırın lütfen," dedi o tiz, çocuksu sesiyle. "Bu sınıfta sadece Bakanlık onaylı teorik bilgileri öğreneceksiniz. Güvenli bir ortamda pratik büyüye gerek yoktur."
Sınıfta derin bir uğultu yükselirken, iç sesim zihnimde hırçın bir panter gibi volta atmaya başladı: Pratik büyü yok mu? Biçim değiştirmedeki o muazzam gücünü, Alexei ile aylarca çalıştığın o ileri düzey savunma büyülerini bu kadının saçma teorileri için mi bir kenara atacaksın Helga? Bu kadın seni silikleştirmek istiyor, tıpkı Malfoy’un yapmaya çalıştığı gibi.
Sıramda gerginlikle dikleştiğim an, hemen sağ çaprazımda oturan Draco Malfoy’un o kibirli kıkırdamasını duydum. Draco, arkasına yaslanmış, parmaklarını masada hafifçe tıkırdatarak bana bakıyordu. Bakanlık'ın bu yeni düzeni, babasının gücünü arkasına alan bu sarışın çocuk için adeta bir oyun alanına dönmüştü. Göz göze geldiğimizde, gri gözlerinde iki aydır biriken o hazımsızlığın ve saplantılı öfkenin yerini, gücü yeniden eline geçirmiş bir avcının o tehlikeli tatmini almıştı. Dudaklarını oynatarak sessizce, "Bitti Cross," dediğini çok net okudum. "Kuzeylin yok, gücün yok, artık tamamen benim çöplüğümdesin."
İçimdeki o korku sızısı yeniden omuzlarıma çökerken, solumda oturan Blaise Zabini’nin cübbemin altından elimi sertçe sıktığını hissettim. Blaise, o her zamanki sarsılmaz, asil mesafesini koruyarak doğrudan Umbridge’e bakıyordu ama sesindeki o korumacı ton sadece benim duyabileceğim kadar pürüzsüzdü. "Sakin ol Helga. O sarışın ucube sadece bu kadının gölgesine saklanıyor. Asıl güç sende, o bunu bildiği için bu kadar çırpınıyor," diye fısıldadı.
Dersin sonuna doğru Umbridge, masaların arasında o sinir bozucu, küçük adımlarıyla yürümeye başladı. Tam benim sıramın önünde durduğunda, o sahte gülümsemesi iyice gerildi. "Miss Cross," dedi, parmağıyla masamın üzerindeki eski, ileri düzey düello kitabını işaret ederek. "Bu kitap müfredat dışı. Bakanlık sizin gibi... melez öğrencilerin bu tarz kontrolsüz büyülere yönelmesini onaylamıyor. Kitabı hemen bana teslim edin."
Sınıftaki herkes, en çok da pansy ve arkasındaki kızlar kıs kıs gülerek bana bakarken, kalbimin ritmi delice hızlandı. Draco’nun gözlerindeki o zafer parıltısını, beni yine o merdivenlerin dibindeki o çaresiz, çirkin kıza çevirme arzusunu çok yakından görebiliyordum. Kitabı Umbridge’e doğru uzatırken parmaklarımın titremesine engel olamadım. 5. sınıfın ilk gününde, bu pembe tiranlığın gölgesinde, Draco Malfoy’un üzerime çöken o tehlikeli ve intikam dolu varlığıyla bir kez daha nefessiz kalıyordum.