İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 18 · 6 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 18

Nefret ve korku

Zindanların o karanlık, nemli koridorunda yaşanan o dehşet verici gecenin üzerinden tam iki ay geçmişti. Mayıs ayının sonlarına gelmiştik; şatonun dışındaki arazide bahar çiçekleri açıyor, Üç Büyücü Turnuvası'nın son görevi için hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyordu. Ama benim içimde, o gecenin bıraktığı o ağır, ezici iz milim eksilmemişti. O günden sonra zindanlarda, ortak salonda ya da koridorlarda ne zaman Draco Malfoy’un o platin sarısı saçlarını görsem, omuzlarımda ve sırtımda o soğuk mermerin ve onun o kaçamadığım, amansız erkek gücünün bıraktığı sızıyı hisseder gibi oluyordum.

İç sesim geceleri yatakhanenin ağır yeşil perdeleri arkasında beni acımasızca hırpalamaya devam ediyordu: Bak Helga, iki ay oldu. O gece seni duvara kıstırdığında korkudan nefesinin nasıl kesildiğini unuttun mu? Sana yine o zehirli laflarıyla saldırdı, canını yaktı. Alexei’nin sana kazandırdığı o muazzam özgüveni tek bir hamlede, sadece fiziksel gücüyle yerle bir etti. Kendine gel artık, o senin ruhunu kurutmak isteyen bir zorba.

Haklıydı. Kendimden nefret ediyordum ama ne zaman ortak salondaki şöminenin yeşil alevleri onun o keskin, asil yüz hatlarına vursa, gözlerimi ondan ayırmakta yine zorlanıyordum. O geceden beri aramızda tuhaf, adlandırılamayan ve gergin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Draco beni gördüğünde artık o eski çiğ kahkahalarını atmıyor, Crabbe ve Goyle’un benimle dalga geçmesine izin vermiyordu; sadece o darmadağın olmuş, hazımsız gri gözlerini doğrudan üzerime dikip dakikalarca beni izliyordu. Benimle konuşmuyordu ama bakışlarındaki o delirtici, saplantılı kıskançlık koridordaki herkes tarafından hissedilecek kadar yoğundu.

O puslu mayıs sabahında, kütüphanenin gölgeli bir köşesinde Alexei ile yan yana oturmuş, yaklaşan Biçim Değiştirme sınavları için parşömenleri inceliyorduk. Belime kadar uzanan dümdüz simsiyah saçlarımı gerginlikle omzumun arkasına attım. Alexei, her zamanki o kürk yakalı Durmstrang peleriniyle yanımda dik duruyor, elindeki tüy kalemi bırakıp endişeyle yüzüme bakıyordu.

"Haftalardır kafan başka bir yerde, Helga," dedi Alexei, o hafif aksanlı, kalın sesiyle. Elini masanın üzerindeki elimin üzerine koydu; sıcaklığı güven vericiydi ama içimdeki o korku dolu sızıyı dindirmeye yetmiyordu. "O turnuva şatodaki herkesi geriyor biliyorum ama senin o yeşil gözlerindeki o hırçın, parlak ışık sönmüş gibi. Bir şey mi oldu?"

"Sadece... sınavlar zorluyor," diye yalan söyledim, gözlerimi onun dürüst bakışlarından kaçırarak. Alexei’ye o gece Draco’nun beni duvara sıkıştırdığını, ellerinin altında nasıl çaresizce nefes almaya çalıştığımı anlatamazdım. Anlatırsam şatoda kopacak o büyük kavganın sonuçlarını tahmin bile etmek istemiyordum. "Biçim Değiştirme teorileri bu ay çok ağırlaştı, hepsi bu."

Kütüphanenin diğer ucundaki masada oturan Daphne ve Blaise ise bakışlarıyla sürekli bizi takip ediyordu. Blaise, arkasına yaslanmış o her zamanki korumacı ve mesafeli tavrıyla özellikle benim hareketlerimi inceliyordu. O geceden sonra koridorda omuzlarımın ne kadar gergin olduğunu, ortak salona adeta kaçarak girdiğimi fark etmişti ama üzerime gelmiyordu. Sadece Malfoy’un zindan koridorlarında önümü kesme ihtimaline karşı gözlerini bir an bile üzerimden ayırmıyordu.

Aynı günün akşamında, Büyük Salon’daki akşam yemeğinden sonra tek başıma İksir sınıfına doğru iniyordum; Profesör Snape'e teslim etmem gereken bir parşömen vardı. Zindanların o loş, meşalelerle aydınlatılan taş koridoruna adım attığımda, iki ay önceki o boğucu his dalga dalga üzerime gelmeye başladı. Sırtımın soğuk mermerle buluştuğu o tam köşeye yaklaştığımda adımlarım istemsizce yavaşladı. Kalbimin ritmi, sadece o anın anısıyla bile delice hızlanmıştı.

Ve tam o anda, o köşe vagonunun gölgesinden o tanıdık siluet sıyrıldı.

Draco Malfoy, tek başına, o her zamanki kusursuz siyah cübbesinin içinde tam karşımda dikildi. Yanında yine hiç kimse yoktu. Gri gözleri, loş ışıkta adeta parlıyordu. İki aydır biriktirdiği o hazımsız öfke, o delirtici kıskançlık yüz hatlarını tamamen germişti. Beni gördüğü an adımları durdu, aramızda sadece birkaç adımlık bir mesafe kalana kadar üzerime doğru yürüdü.

Eskiden olsa Alexei’nin kazandırdığı o sarsılmaz özgüvenle ona meydan okur, omuz atıp geçerdim. Ama iki ay önce o duvarda yaşadığım o çaresizlik, o kaçamadığım erkek gücü içime öyle bir korku salmıştı ki, adımlarımı geriye doğru atmamak için kendimi zor tuttum. Omuzlarım kasıldı, nefesimi tuttum ve koyu yeşil gözlerimi onun gözlerine diktim ama bu kez gözlerimde o eski alaycı gülümsemeden eser yoktu; sadece saklamaya çalıştığım o derin korku ve sızı vardı.

"Yine mi o kuzeyli ucubeyle?" diye fısıldadı Draco. Sesi koridorun soğuk taşlarında adeta bir yılan gibi tıslayarak yankılandı. "İki aydır kütüphane köşelerinde onun ellerini tutunca, o gecenin acısını unuttuğunu mu sandın Cross? Şuna bak, karşımda hâlâ o merdivenlerin dibindeki gibi titriyorsun. O zümrüt yeşili elbiselerin, o takındığın sahte asil maskelerin arkasına ne kadar saklanırsan saklan, benim karşımda hâlâ o nefesini kesebileceğim çirkin ve vasıfsız fazlalıksın."

Lafları hâlâ ruhumu un ufak etmek için seçilmişti, beni yine o değersizlik çukuruna çekmek istiyordu. Ama o üzerime doğru bir adım daha attığında, sırtımın arkasındaki o mermer duvara ne kadar yakın olduğumu fark edip sertçe yutkundum. Ondan deliler gibi korkuyordum ama gözlerimin dolmasına izin vermeyecektim. 4. sınıfın bitmesine sadece bir ay kalmıştı ve ben, onun bu hem canımı yakan hem de beni tamamen kilitleyen tehlikeli varlığının karşısında bir kez daha nefesiz kalıyordum.

Draco’nun o tehditkar adımıyla birlikte içimdeki o korku dalgası tamamen kontrolden çıktı. Sırtımın arkasındaki soğuk mermer duvarı, daha ona değmeden tenimde hissetmiştim. İki ay önceki o nefessiz kalma anı zihnimde öyle bir canlandı ki, bedenim benden bağımsız olarak tepki verdi.

Korkuyla, titreyen bir nefes alarak bir adım geri attım.

Benim bu çaresizce geriye kaçışım, o zindan koridorunun loş meşale ışığında Draco’nun gözünden kaçmadı. Yüzündeki o hazımsız, öfkeli ifade, beni yeniden tamamen köşeye sıkıştırmış olmanın verdiği o amansız güçle ve kibirle harlanmıştı. O sarsılan erkek gururu, benim bu korku dolu geri adımımda kendine yeniden bir taht kuruyordu.

İç sesim zihnimde çaresizce bağırdı: Geri adım attın Helga... Ona korktuğunu gösterdin! Şimdi o duvara tekrar gömülmeden önce kendini toparla, sakın ağlama!

"Bak sen," diye fısıldadı Draco, aramızdaki mesafeyi tek bir hamlede kapatıp üzerime doğru dikilerek. Gri gözlerinde o beni delirtmek isteyen saplantılı kıskançlık ve zafer parıltısı yan yana duruyordu. "Şimdi de benden kaçmaya mı çalışıyorsun? O kuzeyli ucube sana cesaret hapı vermeyi unutmuş galiba, Cross. Karşımda yine o ilk günkü gibi titriyorsun."

Sertçe yutkundum, gözlerimin dolmasını engellemek için tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım. Geri adım atmıştım, bedenim onun o ezici gücü karşısında teslim olmuştu ama yeşil gözlerimi hala onun o dondurucu gri gözlerinden kaçırmıyordum.

"Senden nefret ediyorum," diye fısıldadım. Sesim o kadar çaresiz, o kadar kırılgan çıkmıştı ki, koridorun soğuk taşlarında adeta eriyip gitti. Yeşil gözlerimden süzülmek üzere olan o bir damla yaşa engel olamadım. "Bana bunu yapmandan, her fırsatta canımı yakmandan nefret ediyorum, Malfoy."

Bu itiraf, zindanların loş ışığında ikimizin arasında asılı kaldı. Draco, o sarsılmaz kibir kalesinin arkasından bana bakarken birden duraksadı. "Senden nefret ediyorum" deyişim, o öfkeyle parlayan gri gözlerinde tuhaf, ani bir deprem yarattı. Yüzündeki o çiğ zafer ifadesi, sanki beklemediği sert bir darbe almış gibi anında silindi.

Üzerime doğru eğilen o güçlü bedeni milim geriledi. Gözleri, yanağımdan aşağı süzülen o tek damla yaşa, ardından korkuyla titreyen omuzlarıma kaydı. İçindeki o deli divane hazımsızlık, yerini ilk kez ne yapacağını bilemeyen, afallamış bir sessizliğe bıraktı. Beni o erkek gücüyle duvara gömmek isteyen o çocuk gitmiş, yerine sözlerimin ağırlığı altında ezilen biri gelmişti.

İç sesim zihnimde darmadağın olmuştu: Söyledin işte Helga... İçindeki o zehri yüzüne kustun. Bak, o da ne yapacağını bilemiyor. Kibrinin arkasına saklanamıyor artık.

Draco sertçe yutkundu, ellerini hızla cübbesinin ceplerine soktu. Bakışlarını benden kaçırmaya çalıştı ama gri gözlerindeki o karmaşa ve adlandıramadığı o sızı apaçık ortadaydı.

"Nefret et," diye fısıldadı, sesi bu kez o bildiğim buz gibi tondan çok uzakta, neredeyse boğuk çıkmıştı. "Zaten birbirimizin dünyasında nefretten başka hiçbir şeyimiz yok, Cross."

Arkasını dönüp o aceleci, gergin adımlarıyla koridorun karanlığında kaybolurken, ben o soğuk duvarın önünde, 4. sınıfın bitmesine bir ay kala, kalbimin o en derin yarasıyla baş başa kalmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.