İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 16 · 4 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 16

Yule ball

Aynaya baktığımda karşımdaki kız, o zindan koridorlarında hırpalanan Helga’dan çok daha fazlasıydı. Annemin gönderdiği elbise, tam anlamıyla Slytherin asaletini ve gotik bir zarafeti yansıtıyordu. Üst kısmı, belimi sımsıkı saran ve hatlarımı kusursuzca ortaya çıkaran zümrüt yeşili saten bir korseden oluşuyordu. Korsenin göğüs dekoltesini ve ön kısmını süsleyen gümüş renkli, ince işlemeli metalik detaylar adeta asil bir zırh gibi parlıyordu. Belimdeki kalın metalik kemer işlemesi, eteğin dökümünü asil bir ihtişamla aşağıya bırakıyordu. Etek kısmı ise büyüleyiciydi; ön taraftan asimetrik bir şekilde toplanarak arkaya doğru kat kat kıvrılan fırfırlı yeşil kumaşın altından, yerlere kadar uzanan koyu füme ve siyah tüller dökülüyordu.

Belime kadar uzanan simsiyah saçlarım, büyü fönünün etkisiyle dümdüz ve ipek gibi bu muazzam elbisenin gümüş işlemeli korse detaylarının üzerine dökülüyordu. Koyu yeşil gözlerim, elbisenin o koyu zümrüt tonuyla birleşince adeta zindanların en nadide mücevheri gibi parlamıştı.

Alexei ile kol kola Büyük Salon’un kapısından adım attığımızda, etraftaki fısıltıların bir anlığına kesildiğini hissettim. İnsanlar dönüp dönüp bu zümrüt yeşili ve siyah tüllerin yarattığı gotik ihtişama bakıyorlardı.

Dans pistine doğru ilerlerken, gözlerim istemsizce Slytherin masasının yanındaki o kalabalığa kaydı. Draco Malfoy, üzerinde kusursuz siyah asilzade frakıyla duruyordu.

Beni gördüğü an, elindeki kadeh parmaklarının arasında öyle bir sıkıştı ki, eklemlerinin bembeyaz kesildiğini buradan görebiliyordum. O sarsılmaz, kibirli gri gözleri önce belime kadar dökülen dümdüz siyah saçlarımda, ardından korsenin üzerindeki gümüş işlemelerde ve eteğimin kat kat dökülen siyah tüllerinde gezindi. Yüzündeki o eski alaycı, tepeden bakan ifadeden eser kalmamıştı. Şok olmuştu. Hayatında ilk kez, benim onun o çirkin yalanlarından ne kadar bağımsız, ne kadar ulaşılmaz ve bu elbisenin içinde ne kadar büyüleyici durduğumu çıplak gözle görüyordu. Dudakları hafifçe aralandı ama tek bir kelime bile edemedi.

Alexei beni belimden kavrayıp dans pistinin ortasına çektiğinde, müziğin o ritmik ritmine bıraktım kendimi. Alexei’nin kollarında dönerken, Draco’nun gözlerini üzerimden bir saniye bile ayıramadığını, o hazımsızlık ve delirtici öfke karışımı bakışlarıyla bizi izlediğini çok net görebiliyordum.

İç sesim zihnimde muazzam bir zafer çığlığı attı: *Bak Helga, işte o her fırsatta seni ezen, sana rüküş diyen sarışın zorba, şimdi senin bu asil zırhının karşısında eziliyor.*

Müziğin ortasında Draco ile bir anlığına göz göze geldik. Başımı hafifçe kaldırıp, ona o zindan koridorundaki omuz atışımın asaletini hatırlatan alaycı bir bakış fırlattım ve yeşil-siyah eteklerimi savurarak Alexei’ye daha çok yaklaştım. Draco’nun o an öfkeden dişlerini sıktığını, yüzünün bembeyaz kesildiğini gördüm. O gece, Yule Ball’un o parlak ışıkları altında, Draco Malfoy benim artık onun dünyasında ezilecek o küçük kız olmadığımı, o gümüş ve zümrüt zırhın içinde ulaşamayacağı kadar yüksek bir zirvede durduğumu ilk kez tamamen anlamıştı.

Dansın büyüleyici ritmi sona erdiğinde, Büyük Salon'daki atmosfer bir anda tamamen yön değiştirdi. Turnuva komitesinin bu yılki büyük sürprizi devreye girmişti; sahnedeki klasik çalgılar yerini büyüyle amfitiyatrolara taşınmış devasa davullara, elektro tınılar yayan büyülü gitarlara bıraktı. Weird Sisters sahneye çıktığında salon adeta bir rock konserinin o hırçın, coşkulu enerjisiyle çalkalanmaya başladı. Ağır bas tonları zindanların taşlarını bile titretecek güçte salonun duvarlarında yankılanıyordu.

İç sesim müziğin ilk sert ritmiyle birlikte zihnimde tempo tuttu: İşte şimdi tamamen kendi çöplüğündesin Helga. Bırak o zindanların kasvetli havasını, şimdi parlamanın tam zamanı

Alexei ile birlikte sahnenin en önüne, kalabalığın tam kalbine doğru ilerledik. Üzerimdeki o zümrüt yeşili gümüş işlemeli korse ve kat kat dökülen siyah tüllü elbise, bu hırçın müziğin gotik ruhuyla o kadar kusursuz bütünleşmişti ki... Müziğin sert ritimlerine kapılarak başımı sallamaya başladığımda, belime kadar uzanan dümdüz simsiyah saçlarım havada adeta asil bir alev gibi savruluyordu. Alexei, o güçlü cüssesiyle kalabalığın beni sıkıştırmasını engelliyor, ritme ayak uydurarak bana eşlik ediyordu. Onun yanındaki o özgüvenli duruşum, yeşil gözlerimde parlayan o hırçın enerji beni salondaki herkesten ayırıyordu.

Müziğin en yüksek, en coşkulu anında, kalabalığın arasından bana doğru kilitlenmiş o tanıdık, dondurucu bakışları tekrar hissettim. Birkaç metre ötede, sahnenin yan tarafındaki loşlukta Draco Malfoy duruyordu. Yanındaki Pansy’yi tamamen unutmuş gibiydi.

Gri gözleri, hırçın rock müziğinin ritmiyle çılgınca dans eden bana, havada savrulan o dümdüz simsiyah saçlarıma kilitlenmişti. O an yüzünde öyle karmaşık, öyle hazımsız bir ifade vardı ki... Beni zindanlarda "rüküş, çirkin, bir böcekten farksız" diyerek ezmeye çalışan o çocuk, şimdi bu hırçın kalabalığın ortasında adeta bir kraliçe gibi parlayan, herkesin dönüp hayranlıkla baktığı kıza, yani bana ulaşamamanın verdiği o gizli delilikle kavruluyordu. Blaise’in geçen yıl salonda onu uyardığı o "gerçek asalet ve büyü gücü" tam karşısında, bu müziğin ritmiyle dimdik ayaktaydı.

Şarkının o en sert elektro gitar solosunun atıldığı an, Draco ile kalabalığın arasından doğrudan göz göze geldik. Bu kez ona omuz attığım o zindan koridorundaki gibi acımasız ve mağrurdum. Yeşil gözlerimi onun gri gözlerine diktim, saçlarımı tek bir hamleyle arkaya doğru savurdum ve onun o çöken kibir kalesini izleyerek Alexei’ye doğru dönüp gülümsemeye devam ettim. Draco’nun o an öfkeden ve kıskançlıktan çenesinin kasıldığını, o asilzade frakının içinde ilk kez bu kadar küçük ve çaresiz kaldığını çok net gördüm. Bu rock gecesi, Draco Malfoy’un benim üzerimdeki tüm o değersizleştirme oyunlarının sonu oluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.