İçeriğe geç

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 15 · 4 dk okuma

Safkan Önyargısı💫🐍 (hp draco fan kurgusu)

Bölüm 15

Dumstrung aşkı: Alexei

Dördüncü sınıfın başında Büyük Salon’da Üç Büyücü Turnuvası ilan edildiğinde şatoda kelimenin tam anlamıyla bir çılgınlık dalgası koptu. Herkes adını o kadehe atmanın, sonsuz zaferin hayalini kuruyordu. İç sesim ise o sırada benimle dalga geçmekle meşguldü: Turnuva mı? Helga, senin zaten zindanlarda Draco Malfoy adında amansız bir turnuvan var, her gün ruhunu hırpalayan cinsten. Bir de ejderhalarla mı uğraşacaksın? Tabii ki o kadehin yanına bile yaklaşmaya niyetim yoktu. Ama bu turnuva, şatoya bambaşka bir şey getirdi: Durmstrang Enstitüsü'nü ve hayatımı tamamen değiştirecek o çocuğu.

Durmstrang gemisi gölden yükselip o kürk pelerinli öğrenciler Büyük Salon’a girdiğinde, aralarından birinin bakışları doğrudan bizim masaya, benim üzerime kilitlendi. Adı Alexei’ydi. Esmer, uzun boylu, keskin hatları olan ama güldüğünde o sert çehresini tamamen ısıtan bir çocuktu. Alexei ile arkadaş olmamız uzun sürmedi; kütüphanede, göl kenarında, şatonun loş koridorlarında sürekli birlikteydik. Beni dinliyor, derslerdeki başarılarıma hayran kalıyor, bana kendimi dünyanın en değerli insanıymışım gibi hissettiriyordu. Onun bu yoğun, samimi ilgisi içimde aylardır ezilen o özgüveni bir anda öyle bir körükledi ki, kendimi ilk kez o rüküş ve çirkin kız hissinin prangalarından kurtulmuş buldum. Alexei sayesinde Draco’nun o karanlık gölgesinden nihayet uzaklaşıyordum.

Ekim ayının sonlarına doğru, akşam karanlığı şatonun taş duvarlarına dökülürken İksir sınıfından çıkmış, Alexei ile göl kenarında buluşmak için aceleyle zindan koridorunda yürüyordum. Belime kadar uzanan dümdüz simsiyah saçlarım arkamda dalgalanıyordu. Tam köşe vagonunu dönecekken, Draco ve o değişmez gölgeleri Crabbe ve Goyle önümü kesti. Draco, kaliteli cübbesinin içinde o sarsılmaz, asil kibriyle tam karşımda dikildi. Gri gözlerinde, haftalardır beni o Durmstrang’lı çocukla görmenin verdiği o hazımsız, deli divane öfke parlıyordu.

"Nereye böyle aceleyle, Cross?" dedi Draco, o her zamanki üstten bakan, buz gibi tonuyla. "Yine o kuzeyli ucube eğitimsiz herifin peşine mi düşeceksin? Şuna bak, etrafta onunla dolaşınca kendini bir şey sandın herhalde. Ama o zevksiz herif bile senin bu rüküş, çirkin yüzünü kurtarmaya yetmez. Bizim binamızın adını o yabancılarla kirletmeyi bırak."

Eskiden olsa bu sözler kalbimi un ufak ederdi, gözlerim dolar, kafamı öne eğerdim. Ama bu sefer iç sesim zihnimde dimdik, mağrur bir çığlık attı: *Sıra sende Helga. Göster ona o ezmeye çalıştığı gücü.*

Koyu yeşil gözlerimi onun o kusursuz gri gözlerine diktim. Yüzümde en ufak bir kırılma, en ufak bir çaresizlik yoktu. Alexei’nin bana kazandırdığı o muazzam özgüvenle hafifçe, alaycı bir şekilde gülümsedim. Onun o çiğ, kibirli dünyasını ilk kez tamamen yok saydım.

"Yolumdan çekil, Malfoy. Senin bu bayat kıskançlık krizlerini ve acınası laflarını dinleyecek vaktim yok," dedim, sesim koridorun taşlarında bir kraliçe edasıyla yankılanarak.

Draco, "Ne dedin sen?!" diyerek öfkeyle bir adım öne çıktı, beni yine o eski günlerdeki gibi fiziksel olarak köşeye sıkıştırabileceğini, merdivenlerden itebileceğini sandı.

Ama bu sefer işler değişmişti. Adımımı milim geri atmadım. Tam yanından geçerken, sağ omzumu onun omzuna öyle sert, öyle sarsılmaz bir güçle çarptım ki, Draco benim bu ani ve kararlı fiziksel hamlemle hafifçe geriye doğru sendeledi. Omuz atıp onu ardımda bırakırken, belime kadar uzanan dümdüz siyah saçlarım yüzüne doğru savruldu.

Arkamdan Crabbe ve Goyle'un şaşkınlıkla soluduğunu, Draco’nun ise koridorun ortasında öfkeden, şoktan ve o sarsılan sarsılmaz kibrinden dolayı bembeyaz kesilip arkamdan bakakaldığını çok iyi biliyordum. Artık onun o değersiz hissettiren laflarının kölesi olan o eski Helga yoktu; zindanların soğuk taşları üzerinde, kendi asaletimle dimdik yürüyen ve o kibir duvarını tamamen çiğneyen bir kız vardı.

Göl kenarındaki devasa çınarın altında, kasım rüzgarı belime kadar uzanan dümdüz saçlarımı uçururken Alexei’yi bekliyordum. Üzerindeki o ağır, kürk yakalı Durmstrang peleriniyle şatonun gölgesinden sıyrılıp bana doğru yürüdüğünü gördüm. Uzun boyu ve o sert hatları, beni gördüğü an dudaklarına yerleşen o sıcak gülümsemeyle tamamen yumuşamıştı.

"Geç kaldım, üzgünüm Helga," dedi, o hafif aksanlı, kalın sesiyle. Elindeki sıcak balkabağı suyunu bana uzatırken koyu renk gözlerini yüzüme dikti. "Zindanların o karanlık koridorlarında kayboldum sandım bir an."

"Sorun değil," dedim, bardağı alıp ellerimi ısıtırken. Az önce koridorda Draco’ya attığım o sert omuzun, o sarsılmaz özgüvenin sıcaklığı hala üzerimdeydi. "Zindanlar biraz kasvetlidir, alışmak zaman alır."

Alexei duraksadı, bakışları yeşil gözlerimde ve rüzgarda savrulan siyah saçlarımda gezindi. Yüzündeki o hayranlık dolu, dürüst ifade içimdeki tüm o değersizlik hissini söküp atıyordu. "Seni orada, o karanlığın içinde her gördüğümde şaşırıyorum," dedi, sesini biraz daha alçaltarak. "Sen o loş ortak salona veya o soğuk taşlara ait değilsin. O kadar parlak, o kadar güçlü bir büyün var ki... Bizim en katı profesörler bile senin Biçim Değiştirme'deki teorilerini konuşuyor. Kuzeyin o dondurucu soğuğunda bile senin kadar asil ve dik duran birini görmedim."

İç sesim o an zihnimde derin bir nefes aldı: *Duyuyorsun değil mi Helga? Draco’nun 'çirkin, vasıfsız bir fazlalıksın' diyerek seni ezmeye çalıştığı o her saniye yalanmış. Bu çocuk senin içindeki o gerçek gücü görüyor.*

Hafifçe gülümsedim, bu kez içten ve huzurlu bir gülüştü bu. "Teşekkür ederim Alexei. Bu aralar bunu duymaya gerçekten ihtiyacım vardı. Hogwarts'ta insanlar bazen sadece soyadlarına veya takındıkları o sahte kibir maskelerine bakıyorlar. Gerçek gücü görmek istemiyorlar."

Alexei elimi hafifçe sıktı, bakışları çok kararlıydı. "O zaman o kör insanları kendi karanlıklarında bırak," dedi, omuzlarını dikleştirerek. "Çünkü turnuva bittiğinde ve biz buradan gittiğimizde, herkes senin o ezilemeyen adını konuşuyor olacak. Benim gözümde sen bu şatodaki en özel büyücüsün."

Onunla göl kenarında, batan güneşin turuncu ışıkları altında yürümeye devam ederken, zindanların o amansız soğuğundan ve Draco Malfoy’un canımı yakan o gri gözlerinden ilk defa bu kadar uzaktım. Alexei’nin yanındaki bu Helga, artık kimsenin lafıyla yıkılmayacak kadar güçlüydü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.