Epey bir zaman geçmiş ve güneş artık batmak için köşesine çekilmeye başlamıştı. Bizim kahramanlar ise nihâyet kayalıkların olduğu
yere gelmişlerdi. Burası gerçekten çok ürpertici bir yerdi. Kayalıklar bir yeri tamamen çevrelemişti. Kayalıklardan adeta bir ada görüntüsü fışkırıyordu. Ortasında belli belirsiz bir sis tabakası mevcuttu. Bazen göz gözü görmez oluyordu ama bu durum kısa süreli
gibi görünüyordu. Burası ismini gerçekten hak eden bir yer diye düşündü Safir. Safir ve Kastor hemen atları alarak kayalıkların olduğu
tarafa geçtiler. Pol ise aşağıda bulunan ejderhanın durumuna bakmak için ayrıldı. Burada gerçekten de bir ejderha bulunuyordu. Sislerin arasında bir kayanın üstünde uyukluyordu. Uyurken bile insanı
ürküten bir cüssesi vardı. Pençeleri ise bakmaya yürek isterdi. Kalın
derisi ve uzun kanatları vardı. Kocaman burnundan gelen sıcak havayı ona yaklaşmadan bile bir insan hissedebilirdi.
Pol ve Kastor bu duruma alışıklardı ama Safir epey tedirgin olmuştu. Hepsi birlikte bir kayanın kovuğuna oturmuş sessizce konuşuyorlardı. “İlk olarak yanımızda getirdiğimiz geyik ve sığır etine
Piyan'ın hazırladığı karışımı bolca dökeceğiz. Uyanma ihtimalini
ortadan kaldırmak için karışımın hepsini kullanacağız. Prens ile Teyen birlikte etleri taşıyacak. Ejderhanın biraz uzağına koyalım ki
uyanmasın,” diye planı anlattı Kastor.
“Kastor, istersen ben prens ile gideyim,” dedi Pol.
Kastor gayet ciddiydi. “Olmaz Pol. Benim sana ihtiyacım var. Biz
tam burada durup ejderhayı izleyeceğiz. Eğer kokuyu alır ve erkenden uyanırsa onun dikkatini dağıtmamız gerekecek.”
Pol ikna olmuştu plana. Bundan daha olanaklı bir durum görünürde
yoktu. Hemen işe koyuldular. Safir etleri hızlı ama sessiz bir şekilde
ejderhanın uzağında bir yere taşıyordu. Elleri ve ayakları heyecandan titremeye başlamıştı. Bir hata yapmaktan korkuyordu. Aklından sürekli ejderha uyanır ve yanına gelirse ne yapacak, bunu düşünüp
duruyordu. Teyen de olabildiğince çenesini tutmaya çalışıyordu.
Safir'in tedirginliğini görmüştü ama konuşması kesinlikle yasaktı.
Safir ilk etleri koymuştu. Tekrar gidip kalanları alıp aynı yere getirecekti. Pol ve Kastor gözlerini bile kırpmadan ejderhaya bakıyorlardı. Kastor'un elinde bir demir ok vardı. Ejderhaya doğru tutmuş
dikkatli bir şekilde izliyordu.
Pol bunu görünce şaşırmış ve bir o kadar da sinirlenmişti. “Kastor
ne yaptığını sanıyorsun sen! Bu ok nereden çıktı? Söz verdik, zarar
vermeyeceğiz.”
“Pol saçmalama, ejderha uyanıp saldırdığında taş ve sopalarla mı
karşılık vereceğiz. Bu elimdeki son çare.”
Pol bu durumun hemen bitip eve yani saraya dönmek istiyordu. Pol
içinden ne kadar dua varsa okuyor ve aynı zamanda ejderhayı izliyordu. Eğer ejderha uyanırsa işler daha da zorlaşacaktı.
Safir ikinci et parçalarını koymak için Teyen ile birlikte sessiz bir
şekilde ilerliyorlardı. Heyecanı daha da bir artmıştı. Ama hata
yapma gibi bir durumu asla yoktu. Hata yaparsa istenmeyen sonuçlar olacaktı, bunu ikisi de biliyordu. Pol ve Kastor aynı yerlerinde
kımıldamadan ejderhayı izliyorlardı. Ejderha kımıldanmaya başlamıştı bile. Koku burun deliklerinden içeri dolmaya başlamış olmalıydı. Pol bir an gözünü ufka doğru dikmişti. Gördüğü şey karşısında
donakalmış bir vaziyette Kastor'u sallıyordu. Kastor sessiz ve sinirli bir şekilde, “Ne var Pol? Dikkatimi dağıtma,” diye söylendi.
“Kastor başımız büyük derde giriyor. Acele etmemiz gerek.”
“Ne oluyor?”
Pol işaret parmağı ile kendilerine doğru gelen ejderhaları göstermişti. Ufukta büyük bir karartı vardı. Sayıları asla belli olmuyordu.
Ama buradan hemen çıkmaları gerektiğini net olarak biliyorlardı.Kastor endişeliydi. Safir ve Teyen aşağıdalardı ve bağıramazlardı. “Pol, sen hemen atları hazırla, kafesi de burada bırak. Ben Safir ve Teyen'i almaya gidiyorum.”
Pol tamam anlamında başını salladı. Karartı giderek daha da büyüyordu. Büyük bir hızla ıssız kayalıklara doğru yaklaşıyorlardı. Kastor seri adımlarla Safir ve Teyen'in yanına giderken omzunda derin
bir acı hissetti. Ne olduğunu anlayamadı. Ama devam etmeliydi. Safir ve Teyen'i oradan çıkarması gerekiyordu. Sonra aynı yerden bir
acı daha. Arkasına döndü ve acının kaynağına bakıyordu. Kayaların
tepesinde omuzlarından dökülen uzun, dalgalı koyu kumral saçları,
elinde ise okunu tutmuş kendisine bakan bir kız görmüştü. Siyahlar
içindeki bu kız, çekik gözleri ile Kastor'a düşmanca bakıyordu.
Pol, Kastor'un yaralandığını görünce büyük bir panik yaşamıştı. “Kastor, Kastor ne oldu sana? Uyan, uyan lütfen. Kastor buradan çıkmamız gerek. Kardeşim uyan ne olur uyan.” Pol Kastor'un
yanında onu uyandırmaya çalışırken arkasında birinin olduğunu hissetti.
Hemen arkasına baktı. Sinirliydi. Hem de hiç olmadığı kadar. Kardeşi için acı çekiyordu. Ona bir şey olmaması için içinden yalvarıyordu.
Arkasındaki ses ona “Ne işiniz var burada? Defolun gidin,” dedi.
Pol ayağa kalktı. Karşısındaki kızın gözlerinin içine dikmişti gözlerini. “Ne yaptın sen? Kardeşime nasıl ok atarsın?”
“Burası benim yerim. Sana da ok atmamı istemiyorsan alırsın kardeşini ve gidersin.”
Pol daha fazla tartışmak istemiyordu. Kendilerine doğru yaklaşmakta olan ejderhalardan kardeşini ve dostlarını kurtarması gerekti.
Eliyle karşı tarafı gösterdi. “Onları da oka dizersin artık,” dedi ve
Kastor'un kollarından tuttu.
Karşısındaki kız, ejderhaları görünce yüzünde bir korku belirmişti.
Kendi kendine “Olamaz, Prenses'i çıkarmam gerek. Aptallar hepsi
sizin yüzünüzden,” diye konuşmuştu.
Pol kardeşini atların oraya kadar taşıdı. Orası daha güvenli bir bölgeydi. Ama yine de tam güvenli denemezdi. Safir ise son et parçalarını koymuş ve oradan artık ayrılması gerektiğini biliyordu. Birden gökyüzüne baktı ve korkudan olduğu yerde kalakaldı.
“Teyen, işler karıştı. Kokuyu almış olmalılar. Hemen gitmeliyiz.”
Teyen, “Çıkışa bak, olamaz ne yapacağız şimdi? Orası ejderha kaynıyor,” dedi.
“Buradan uzaklaşalım kokuya geldiler.”
Safir ve Teyen kayalıkların arasında kalmıştı. Kayalıkları tırmanmaları ve açık olan yerden çıkmak mümkün değildi. Burada saklanacak bir yer arıyorlardı. Ama işler daha da karıştı. Ejderhalar etler
için kavgaya tutuşmuşlardı. Safir ve Teyen de bu kavganın ortasında
kaldı. Ejderhalar onları daha fark etmediler ama etmeleri çok yakındı. Ejderhaların kavgası gitgide daha da artıyordu. Safir ve Teyen ezilmemek için bir oraya bir buraya koşup durmaktan başka bir
şey yapamıyorlardı. Etraflarını ejderhalar çevrelemişti. Kavgaya ise
sonradan devasa bir ejderha dâhil oldu. Safir o ejderhanın tam arkasındaydı. Ejderha kuyruğunu o kadar sert bir şekilde savurdu ki Safir o kuyruk darbesi ile bir kayanın tepesine çarpmıştı ve kayanın
tepesinden de aşağı hızlı bir şekilde düşmüştü.
Teyen ise Safir'e sıkı sıkı sarılmış bir vaziyetteydi. Safir uyanmıyordu. Teyen ise onu bırakamıyordu. Etrafında bulunan ejderhalar
onu fark etmiyordu belki ama Teyen büyük bir korku yaşıyordu.
Teyen, Safir'e sarılmış ona seslenmeye başladı. “Safir kalk hadi.
Olamaz ne yaptık biz. Affet bizi lütfen.”
Safir yanı başında sızlanan sincaba tek bir cevap dâhi veremiyordu.
Teyen'in gözlerinden akan yaş Safir'in suratına düşüyor ama Safir,
dostunun gözyaşlarına rağmen gözünü asla açmıyordu.
Pol, Kastor'u güvenli bir yere bırakmış Safir ve Teyen'i aramaya
başlamıştı. Her yerde ejderhalar vardı. İstediği gibi onları arayamıyordu. Hatta kımıldayamıyordu bile. Kayaların tepesinde onu hemen fark edelerdi. Umutsuz bir şekilde ejderhaların gitmesini beklemekten başka bir çare bulamadı. İki büyük ejderha tam ortada birbirlerine ağızlarından ateş topu gönderiyor ve güçlü kanatları ile havalanıp duruyorlardı. Etlerin başında bulunanlar ise etleri almak için
birbirlerini dişliyorlardı. Uzun pençeleri ile etleri alan ise uzaklaşıyordu. Küçük ejderhalar da vardı ama onlar için çok şanssız bir ortamdı. Büyüklerin altında ya eziliyor ya da yanıp kül oluyorlardı.
Aradan bir yarım saat geçmişti. Ejderhaların bir kısmı gitmiş, bir
kısmı ise kanlar içinde yerdeydi. Etleri yiyen ejderhalar ise uyur vaziyetteydiler. Teyen ve Safir'de aynı yerlerindeydiler. Safir yerde
yüz üstü uzanmış bir şekilde yatıyordu. Teyen korkudan onun yanından ayrılamıyordu. Kayaların arasında bir gölge belirdi. Gittikçe
yaklaşan bir gölge. Safir'in yanına kadar gelmişti. Safir'i yerden kaldırmış ve sürükleyerek onu buradan çıkarıyordu. Teyen kendilerine
yardım eden bu kızı görünce epey şaşırmış ve mutlu olmuştu. “Sen
kimsin?” diye bir soru yöneltti Teyen.
Gizemli kız, “O da ne? Sen konuşuyor musun? Vay canına! Ben
Lila, ya senin adın ne bakalım?” diye konuştu.
“Ben Teyen, arkadaşımın adı ise Safir. Kayalıkların orada da iki arkadaşım daha var. Kastor ve Pol. Onları da gördün mü?” Teyen o
kadar çok korkmuştu ki, kimsenin şaşkınlığına dikkat edemiyordu.
“Elbette gördüm. Burası benim evim. Evime gelen her misafirden
haberim olur benim, küçük sincap.”
Lila, Safir'i sürükleyerek bir kayanın oyuğuna kadar getirdi. Baya yorulmuştu.
“Arkadaşın baya ağırmış.” Lila bir iki saniye dinlenip tekrar Safir'in
kollarından tutup oyuğun içine doğru sürükledi. Oyuğun içine girince Teyen gözlerine inanamadı. Kayanın altında elmaslar, yakutlar ile aydınlatılmış bir yol vardı. Baya da güzel duruyordu. Bu yolun sonunu baya merak etmişti bizim sincap. Biraz daha ilerleyince.
Küçük bir eve vardılar. Kayanın altında sıcacık bir ev vardı ama
fazla karanlıktı. Anlaşılan kendilerine yardım eden gizemli kız bu
evde yaşıyordu. Lila hemen Safir'i yatağa aldı. Sonra da evden hızlıca ayrıldı. Teyen, Safir ile birlikte kayanın altındaki evde yalnız
kalmıştı.
♧♧♧
Pol artık umudunu kaybetmişti. Uyuyan ve ölen ejderhaların arasında dostlarını arıyordu. Ama tek bir iz dahi bulamadı. Aklında
dostlarının ejderhalara yem olduğu düşüncesi geziniyordu. Artık yapacak bir şey kalmayınca, çaresiz bir şekilde Kastor'un yanına gitti
ama gördüğü manzara karşısında çok sinirlendi. Kardeşinin yanında
onu yaralayan o kız duruyordu. Hemen kılıcını çekti ve hızlı adımlarla kıza yaklaştı. “Kardeşimden uzak dur yoksa kardeşime yaptığının intikamını fazlasıyla alırım.”
Lila bir anda gülmeye başlamıştı. Karşısında kendisine öfkeyle bakan kişiye aldırdığı yoktu. Onu ciddiye alır bir tavır sergilemiyordu.
“Size yardım etmeye geldim. Arkadaşların evimde. Ejderhaların
arasında kalmışlar ve biri baygın. Sizi de eve götürmeye geldim.
Arkadaşına yardım etmek istiyorum.”
Pol arkadaşlarının bulunduğunu duyunca içine bir ferahlık gelmişti.
Biri baygındı ama yine de bu olaydan kurtulduklarına sevinmişti.
Karşısındaki kız onları kurtarmıştı ama ona karşı en ufak bir minnet
duygusu bile beslemiyordu. Kalbinde sadece öfke vardı.
“Arkadaşlarımı buraya getir. Bu lanet yerden ayrılmak istiyorum.”
“Arkadaşların yaralı. Biri sürekli kan kaybediyor. Bu hâlde göndermek istemiyorum. Söz herhangi bir saldırıda bulunmayacağım.”
Lila bunları söylerken kendine inanamıyordu.
Pol gözlerini Kastor'a çevirmişti. Onun hemen bir tedaviye ihtiyacı
vardı. Fazlaca kan kaybetmişti. Başka bir yol yoktu. Kardeşini yaralayan bu kızın evine gitmekten başka bir çare gözükmüyordu. Pol,
kardeşinin bulunduğu atın eyerinden tutmuş Lila'yı takip etmeye
başladı. Lila da diğer iki atın birini sağına almış diğerini soluna almış ilerliyordu. Pol ve Kastor, Lila'nın evine ulaşmışlardı. İçeriye
girer girmez Teyen üstlerine atlamıştı. Kastor içeriye yaralı halde
girince Teyen bir dostu için daha üzülmüştü. “Pol, ne oldu böyle?
Kastor neden yaralı?”
Pol gözlerini Lila'ya dikti. “Kayaların üzerinde işler iyi gitmedi.”
Lila ve Pol, Kastor'u güzelce koltuğun birine yatırdılar. Lila, küçük
mutfak dolabından birtakım şişeler çıkardı. Dikkatli bir şekilde şişelerin üzerini okumaya çalışıyordu. Birkaç şişe ile Kastor'un yanına çömelmişti. Pol, Lila'nın elindeki şişeleri görünce onu uyarmak
istedi. “Bıraktığın işi tamamlamak gibi bir niyet içerisindeysen
eğer...”
Lila, sesli bir şekilde gülmeye başladı. “Öyle bir niyet içerisinde olsaydım, sizi orada bırakırdım.” Lila, Kastor'un omzundaki yarayı
daha iyi görebilmek için kıyafetinin omuz tarafını kesti. Şişenin birini aldı ve bir beze döktü. Sonra da yarayı özenle temizlemeye başladı.
Pol ve Teyen ise Kastor'u biraz olsun yalnız bırakmıyorlardı. Pol
kafasını Safir'e doğru çevirmişti. O da yatağa boylu boyunca uzanmıştı. Çok berbat görünüyordu. “Safir'e ne oldu?” diye sordu Pol.
“Ejderhalar etrafımızı çevirdi. Kaçacak yer olmayınca aralarında
kaldık. Büyük bir ejderha kuyruğu ile kayanın tepesine savurdu.
Oradan da aşağıya düştü,” diye durumu zor da olsa anlatabilmişti Teyen.
Pol yüzündeki endişeyi bir kenara bırakamıyordu. Safir ve Kastor
için dua etmekten başka elinden hiçbir şey gelmiyordu. Lila, Kastor'a ne yapılması gerekiyorsa hepsini yapmıştı. Artık sadece uyanmasını beklemek kalmıştı. Pol merak içindeydi. Hem Safir hem de
Kastor için. “Peki Safir, o nasıl?” diye sordu Pol.
Lila elindeki şişeleri dolaba yerleştirirken aynı anda da konuşuyordu. “Bilmiyorum. Kafasını kötü çarpmış. Uyanması biraz uzun
sürecek anlaşılan.”
Pol bu kıza o kadar çok sinirliydi ki, ona teşekkür etmek içinden
gelmiyordu. Ama merak ediyordu. Neden yardım ediyordu bu kız.
“Bize önce saldırdın sonra da yardım ediyorsun, neden?”
“Öyle istiyorum çünkü.”
“Bize neden saldırdın peki?” diye sordu Pol.
“Yeterince yoğun bir gün. Sorularını daha sonra sorar mısın?” Lila
konuşur konuşmaz bir odaya girdi ve kapıyı kapattı.
Teyen ve Pol yerde oturuyorlardı. Arkadaşlarının bu hallerine çok
üzülüyorlardı. Bu durum yalanlar ile örülmüştü sanki. Safir'e kurulan yalan dolu hayat hepsinin ayaklarına dolanmıştı.
♧♧♧
Bir gün sonra
Pol çok endişeliydi. Hem de çok sinirli. Arkadaşları baygın gibi yatıyordu. Elinden gelen hiçbir şey yoktu. Bu çaresizlik, bir şey yapamamak o kadar kötü bir durumdu ki, sadece çocuk gibi ağlamak istiyordu. Tek bir umuda ihtiyaçları vardı. Dostlarından gelen güzel
bir umuda. Pol ve Teyen çaresiz bir şekilde koltukta oturuyorlardı.
Sonra bir ses duyuldu odada. “Su, su” diye inleyen biri. Kastor yavaş yavaş uyanıyordu. Pol aniden yerinden kalktı. Kardeşinin uyandığını görünce eli ayağına dolandı.
“Tamam, tamam hemen getiriyorum.”
Pol, bir bardak su almış ve Kastor'un başını hafifçe tutarak ona içirmişti. Pol ve Teyen'in gözlerinden mutluluk fışkırıyordu adeta. Kastor suyu içince tekrar uykuya dalmıştı.
Teyen hafifçe başını Safir'e çevirmiş ve bir şeyler mırıldanmaya
başladı. “Sıra sende dostum, sıra sende.”
Pol, Teyen'i kucağına almış ve “Merak etme, o da uyanacak,” diye
teselli etmeye başladı.
Pol ve Teyen masada oturmuş konuşurlarken, arkada Safir yavaş
yavaş kendine geliyordu. Yattığı yerden yavaşça doğruldu, etrafı
süzmeye başladı. Sessizce yerinde otururken hatıralar Safir'e uğramaya başlamıştı. Artık her şeyi hatırlıyordu. Kafasına nasıl vurulduğunu, nasıl prens ilan edildiğini ve ejderhaları. Bu insanlara karşı
ne hissedeceğini bilemedi. Bu süre zarfında onlara bağlandığını hissetti. Teyen, Safir'in oturduğunu görünce Safir'e doğru koşmaya
başladı. Her halinden özlediği belli oluyordu. “Aramıza hoş geldin.”
Safir gülümseyerek cevap verdi küçük sincaba. “Hoş buldum. Bu
arada artık hatırlıyorum.”
Teyen suçlu suçlu gözlerini kaçırıyordu.
Pol, Safir'in omzuna dokunup, “İyi olmana çok sevindim dostum,”
dedi.
“Kastor nerede?” diye sordu Safir.
Pol ve Teyen aynı anda kafasını Kastor'a çevirmişti. Tek umutları
her şeyin tekrar daha iyiye dönmesiydi.
Safir endişe ile “Nasıl oldu bu, iyi mi?” diye sordu.
Pol kardeşine bakıyordu hâlâ. “Bir kaza oldu. O gün her şey birbirine girdi. O esnada Kastor kötü yaralandı.”
Safir ve Pol konuşurken birden Kastor'da kımıldanmaya başladı.
Yavaşça gözlerini açıyordu. Büyük devasa bir kayanın altından sevinç çığlıkları yükseliyordu. Umut yeniden canlanıyordu.