İçeriğe geç

SAFİR SAKLI DİYAR

Bölüm 7 · 15 dk okuma

SAFİR SAKLI DİYAR

Bölüm 7

Prenses

Kastor ve Safir aynı gün yaralanmış ve aynı gün uyanmışlardı. Bu

süreçte hepsi çok yorulmuştu. Hepsi birbirinin kıymetini bu süreçte

iyi anlamıştı.

Kastor uyanır uyanmaz kendisine bunu yapan kişinin kim olduğunu

merak ediyordu. İlk sorduğu soru ise, “Bana bunu kim yaptı?” oldu.

Kastor'un sorusunun ardından kapı açıldı ve içeri Lila girdi. Gayet

sakin görünüyordu. Kastor'un sorusunu duymuştu. Yüzünde en ufak

bir pişmanlık dâhi bulunmuyordu. “Ben yaptım,” dedi Lila.

Kastor karşısında kendisine ok atan kişiyi görünce, kılıcı ile ona saldırmaya yeltendi ama omzundaki acı durdurmuştu. Sinirden gözleri

kızarmış ve kızgın bir boğa gibi hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.

Pol onu sakinleştirmek ve bir şey yapmasına engel olmak için tam

önünde durdu. “Kastor, sakin ol lütfen. Daha yeni uyandın.”

Kastor öfke dolu bakışlarını Pol'a çevirmişti. “Neredeyiz biz?”

“Sinirleneceksin ama biz Lila'nın evindeyiz,” diye tedirgin bir şekilde konuştu Pol. Kastor, her yerinden öfke okları saçıyordu. “Sen

nasıl izin verirsin buna? Kardeşini yaralayan insanın evine nasıl getirirsin bizi?”

“Kastor başka çarem yoktu. Sen kanlar içindeydin. Safir ve Teyen

ejderhaların arasında kaldı. Bu eve gelmeseydim. Her şey daha kötü

olurdu.”

Kastor ve Pol hararetli bir şekilde konuşurlarken araya Lila dahil

olmak istedi. “Pol haklı, buraya seni getirmemiş olsaydı. Durumun

şimdikinden daha da kötü olurdu.” Konuşurken parmağı ile Kastor'u işaret ediyordu.

“Sen konuşma! Benim bu hâlde olmamın sebebi de sensin,” dedi

Kastor.

“Evet benim. Ama benimde haklı sebeplerim var. Yine olsa yine

yaparım. Şimdi iyileştiyseniz evimden çıkın ve gidin.”

Lila bir anda sinirlenmişti. Bu insanlara yeterince iyilik yaptığını

düşünüyordu. Artık gitmeleri yönünde karar kıldı. Çünkü bu insanlara daha fazla dayanamıyordu. Lila son sözünü söylemiş ve köşeye

çekildi. Hazırlanıp gitmelerini bekliyordu. Kastor'da bu evden hemen çıkmak istiyordu. Yavaşça yerinden doğruldu. Pol onun koluna

girmeye yeltendi ama Kastor kabul etmedi. Kendisi kalkmak istiyordu.

Pol olanlara hâlâ inanamıyordu. Hem gitmek için arkadaşlarına yardım ediyor hem de kafasının içinde olanları düşünüyordu. “Ejderhalar gelmeseydi böyle olmayacaktı,” dedi Pol.

Kastor, Pol'un cümlesinden sonra kafasına bir şey takıldı. “Ejderhalar etlerin kokusuna gelmiş olmalı. Peki ya etlere sadece metreler

uzaklıktaki bir ejderha neden gelmedi?”

Lila köşesinde kollarını birleştirmiş şekilde evindeki insanları izliyordu. Kastor'un bu sorusuna kendisi cevap vermek istedi. “O ejderha et sevmez, kokusundan nefret eder.”

Pol, Kastor, Safir ve Teyen tüm dikkatini Lila'ya vermişti. Lila'nın

söylediği şeyler hiçbirine mantıklı gelmiyordu.

Kastor ayakta ama daha fazla dayanamayarak koltuğa oturdu. “Ne

demek et sevmiyor. Sen nereden biliyorsun?” diye bir soru yöneltti

Kas“Kayaların dibinde prensesime birisi demir okunu tutmuş, diğeri zarar vermeyecektik diyor. Sizin birbirinizden haberiniz yok,” öfkeli

ve bir o kadar da alaycı bir şekilde konuşmuştu Lila.

Safir, Kastor'a sert bir bakış attı. Kastor ise kendini tamamen haklı

gördüğü için cevap vermekten kaçınmadı. “Tamamen önlem

amaçlı. Sonuçta büyük bir ejderha, öyle değil mi? Uyanıp bize saldırabilirdi.”

“Evet saldırır. Sizin buraya gelmeniz baştan başa kocaman bir hata,”

dedi Lila.

Pol araya girdi. Gerçekten merak ettiği bir şey vardı. “Ejderhanın

adı Prenses mi? Yanlış duymadım değil mi? “

“Evet, Prenses,” diye cevap verdi Lila.

“Peki et sevmiyorsa ne ile besleniyor?” diye bir soru daha yöneltti

Pol.

“Prenses vejetaryendir. Genellikle meyve ve sebze yer.”

Teyen Safir'in omzunda konuşulanları dinliyordu. “Vejetaryen bir

ejderha da yeni duyuyorum,” dedi ve kıkırdamaya başladı.

Lila bizim bacaksıza yaklaştı ve, “Bende konuşan bir sincap yeni

görüyorum,” dedi.

Lila artık bu insanların gitmelerini istediğinden dolayı konuşmayı

bitirmek istiyordu. Dostuna zarar vermeye yeltenen insanları gördükçe nefreti daha da büyüyordu. Dostluğun kıymetini bu insanların bilmediğini düşündü. “Yeter bu kadar konuşma. Artık evimden

gidin.” Sesi oldukça güçlü çıkmıştı.

“Evine yerleşmek gibi bir niyetimiz yok. Hadi çocuklar gidelim bu

boğucu evden,” dedi Kastor.

Pol ve Safir başını tamam anlamında salladılar. Teyen ise bir sıçrayışta kapıya kadar gelmişti. Safir ve Kastor yürümekte biraz zorlansa da kendilerini bu evden hemen atmak istiyorlardı. Hepsi birlikte kapıdan çıkıp havayı içlerine doyasıya çektiler.

Issız kayalıklardan hep birlikte çıkıyorlardı. Kastor eksik olan bir

şeyi fark etti. “Ejderha, ejderha ne olacak?”

“Doğru ya, ama merak etmeyin. Kayalıkların dibinde ölmüş ejderhalar vardı. Onlardan birini yükleyelim,” dedi Pol.

“Mantıklı Pol, öyle yapalım,” dedi Kastor.

Hepsi birlikte kayalıklara doğru yönelmişlerdi. En azından bir ejderha ile dönmek hepsinde rahatlık yaratacaktı. Ama bir sorun

vardı. Kayalıkların oraya geldiklerinde bir tane bile ölü ejderha bulamadılar. Her tarafa dağılıp baktılar ama yoktu. Yok olmuşlardı.

Hepsi çok şaşırmıştı. Ölü ejderhalar bu kadar kısa zamanda nasıl

yok olabileceğine dair kimsenin bir fikri yoktu.

“Pol, burada bir tane bile ejderha yok,” dedi Kastor.

“Kastor burada bir sürü ejderha vardı. Ne olduğunu anlayamıyorum.” Pol konuşurken şaşkınlığını gizleyemiyordu.

“Lila kesin biliyordur,” dedi Safir.

Kastor, Lila'nın adını duyar duymaz küplere binmişti. Kendisini yaralayan o küstah kızın adını bile duymak istemiyordu.

“Safir doğru söylüyor. O kesin biliyordur,” diyerek Safir'e katıldığını belli etti, Pol.

“Ona soralım bakalım, ejderhalara ne olmuş?” dedi Safir.

Kastor bu durumdan hiç memnun olmasa da ejderha olmadan dönemezlerdi. Kendisini yaralayan kızı tekrar görmek sinirlerini oynatacaktı ama kendini tutması gerektiğini biliyordu.

Hep birlikte Lila'nın evine doğru yol aldılar. Kapıya geldiklerinde

kapıyı tıklatan Safir oldu. Kapıyı tam beş kez çaldılar ama ne açan

var ne de ses veren. Tam dönecekleri sırada arkalarından bir ses

geldi. Bu Lila'nın sesiydi. “Evin yolunu şaşırdınız galiba.”

Safir öne çıkarak sakince konuşmaya özen gösterdi. “Kayalıkların

arasında ölü olan ejderhalar, onlar nerede?”

“Ölü ejderhalar, ölü ejderhalar nerede acaba? Nerede öldülerse oradadır,” diye dalga geçer vaziyette konuştu Lila.

Kastor bu kızın haline, tavrına çok sinir oluyordu. Verdiği cevap ile

Kastor'un tepesini attırmayı başarmıştı. “Dalga geçmeyi kes. Bizim

için önemli bir soru soruyoruz sana. O ejderhaların uçup gidecek

hâlleri yok. Nerede?” diye sert bir şekilde sordu sorusunu Kastor.

Lila ise kendinden gayet emin bir tavır içerisindeydi. “Yanlışın var,

uçtular” dedi Lila. Hafif kafasını çevirip gülmüştü.

Kastor, Lila'nın bu cümlesinden sonra epey sinirlenmişti. Safir, Kastor'un omzuna dokundu ve, “Sakin ol Kastor” dedi. Lila ile kendisi

konuşacaktı. Daha sakin bir konuşma olmasını istiyordu. “Lila, biraz açık olur musun? Bizim o ejderhalardan birini almamız gerekiyor. Bize yerlerini söylersen...”

Safir cümlesini bitirmeden Lila cevap vermişti bile. “Prenses ile

hepsini uzak bir yere götürdük. Baya uzak bir yere. Oraya gidin alın

diyeceğim lâkin gitmeniz çok zor.”

“Neden götürdün?” diye sordu Safir.

“Burası benim evim ya hani. Etrafımda leş sürüsü ile kalamazdım,”

Lila çevresini göstererek konuşmuştu.

Kastor ve Pol birbirlerine bakakalmıştı. Şimdi ne yapacaklardı. Zaten epey bir süre burada oyalanmışlardı. Başka hiçbir çözüm yokmuş gibi görünüyordu. Bu görevden başarısız dönmelerinin imkânıda yoktu. Kafalarının içinde hep aynı soru dolanıyordu. “Şimdi ne

yapacağız?”

Kapının önünde sessizce kalakaldılar. “Hey, başka yerde düşünün

ne yapacağınızı. Evimden uzaklaşın artık. Prenses sizden dolayı kaç

gündür gergin bir vaziyette,” dedi Lila.

Herkes Lila'nın uyarısıyla kendine gelmişti. Lila'nın bu tavrı kimsenin hoşuna gitmiyordu. Orayı hemen terk etmek istediler ama ejderha sorununu çözmeleri gerekiyordu. Akıllarına ise tek bir çözüm

gelmiyordu.

Kastor, Lila'ya hafiften yaklaşmıştı. Gözlerini gözlerine dikti. Hiç

haz etmese de ona ihtiyacı olduğunu biliyordu. “Bizi ejderhaları götürdüğün yere götürmen mümkün mü?”

Lila gözlerinin içine bakan, siyahlara bürünmüş adama “Edemem,

Prenses çok yorgun.”

Kastor hâlâ Lila'nın gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu.

“Bize yardım etmen gerekiyor. Yoksa evini terk etmemiz pek mümkün değil,” dedi Kastor.

Lila gözlerini kaçırmak istese de bunu yapmadı. “Size yardım edebileceğimi sanmıyorum,” dedi ve gözlerini Safir ve Pol'a çevirdi.

Safir, Kastor ve Lila konuşurken baya bir düşünmüştü. Aklına gelen

şeyin ne gibi bir sonuçları olacaktı bilmiyordu. Ama başka bir çözüm de yok gibiydi. “Lila, senin Prenses nasıl bir ejderhadır? Bize

biraz anlatabilir misin?” diye sordu Safir.

Lila, Prenses'in başını belaya sokmak istemiyordu. Karşısındaki insanlardan hemen kurtulmak istiyor ama pek mümkün görünmüyordu. Bu insanlar bir şey istedi mi onu almadan gitmeyecekti anlaşılan. Lila içinden bunları düşünürken Safir'in sorusuna da yanıt vermesi gerektiğini hatırladı.

“Prenses'i mi avlayacaksınız yoksa?”

”Saçmalama, sen buradayken avlayacak değiliz herhâlde,” dedi Safir.

Pol da destek verircesine, “Biz buraya avlamak için bile gelmedik,”

diye konuştu. Teyen, konuşan insanları izlemekten yorulmuştu. Biraz olsun kestirmek istiyordu. “Acaba şey diyorum, içeride mi konuşsak. Siz içeride konuşurken ben de az kestiririm,” dedi Teyen.

Kıllı suratı gerçekten çok huysuz görünüyordu.

Pol ve Safir de içeri girmek istiyordu. Lila ise bu durumdan hiç haz

etmese de onları tekrar evine aldı. Lila'nın geniş ama aydınlık olmayan evinde önemli konular konuşulacaktı. Sorunları her ne olursa

olsun çözmeleri gerekiyordu. Bunun için de mücadele vermeleri

şarttı.

Herkes koltukların olduğu kısımda kendine bir yer seçmiş ve rahat

bir şekilde yerleşmişlerdi. Lila evinin biraz daha aydınlık olması

için üç adet mum yakıp her birini bir sehpanın üstüne koydu. Daha

sonra kendisi de boş bir koltuğa geçip karşısında duran insanları

süzmeye başladı. Hepsi de birbirinden farklı özellikte olan bu insanları bir arada tutan şeyin ne olduğunu aşırı merak etmişti. Merak

ettiği bu şeyi sorsa bile onların doğru cevap vereceklerini düşünmüyordu.

Lila onları başından atmak için söze girdi. “Evet, sizin şu ejderha

sorununu çözüp, benim evimden gitmeniz gerek.”

”Bizde hemen çözüp buradan gitmek istiyoruz Lila. Bize yardım etmen gerekiyor,” diye konuştu Safir. Lila'nın gözlerinin en ücra köşesine bakarak konuşuyordu. Safir bu kızda terk edilmişlik gördü.

Gözleri hüzünlüydü. Belli etmemeye çalışıyordu ama evi burası olamazdı. Safir bu düşüncelerden sıyrıldı ve konuya odaklandı. Lila,

Safir'in bu sözünden konunun Prenses'e geleceğini çoktan anlamıştı.

“Benim değil, siz Prenses'in yardımını istiyorsunuz,” dedi Lila.

Pol, Lila'nın zeki bir kız olduğunu düşünmeye başlamıştı. “Yalnız baya zekisin,” diye Lila'yı övmeye başlamıştı Pol.

Teyen, Safir'in yanından sessizce Pol'a doğru zıpladı. Yavaşça

Pol'un kulağına doğru konuştu. “Pol aptal olduğunu bu kadar belli

etme istersen. Dışarıda Safir, Prensesten söz etmişti ya.”

Pol, Teyen'in sözlerinden sonra onu kuyruğundan tutup Safir'in üstüne attı. Teyen kuyruk acısı ile, “Pol indir beni. Kolumdan tut, kulaklarımdan tut ama beni kuyruğumdan tutma. Sen kuyruk acısı nedir bilir misin?” diye sızlanıyordu. O acı ile Safir’in kucağında olduğunu bile fark etmemişti.

Pol onu hiç ciddiye bile almamıştı. Teyen, Safir'in kucağında kuyruğunun acısı ile uğraşırken, Safir konuya girmişti bile. “ Evet Lila,

bizim Prenses'e ihtiyacımız var. Anladığım kadarı ile uysal bir ejderha. Sende olursan onu kolaylıkla götürüp getirebiliriz.”

Lila eliyle yüzünü kapatmış bir vaziyetteydi. Söylenilen şeyleri düşünmeye başladı. Ama hoşnut olmamıştı. Prenses'i asla ama asla

tehlikeye atmak istemiyordu. Başını olumsuz anlamda salladı. “Sizin için ejderha neden bu kadar önemli?”

Kastor asıl beklenen soru ile karşılaşmıştı. Bu soruya kendi cevap

vermek istedi. Koyu kahverengi gözlerini kısarak Lila'ya bakıyordu.

Her hâlinden ciddiyet akıyordu. “Biz bu ülkenin savaşçıları ve karşında duran ise bu ülkenin prensi. Ejderha avlamak için gönderildik

ama prensimiz bu zamana kadar gelmiş tüm prenslerden farklı bir

tutum sergiledi. Ejderhayı avlamak istemedi. Aksine onu öldürmeden götürecektik ama işler karıştı. Şimdi de oraya elimiz boş dönersek ne olur biliyor musun? İtibar diye bir şey kalmaz.”

Lila kaşlarını kaldırmış vaziyette Kastor'u dinliyordu. Son kelime

kulaklarında çınladı. İtibar... “İtibar demek. Daha can alıcı bir şey

beklerdim. Ama siz, neyse,” dedi Lila.

Safir ayağa kalkmıştı. Oturmaktan artık bacakları ağrımaya başlamış olmalıydı. “Lila tam olarak öyle değil. İtibar umurumda bile değil. Açıklayabileceğim bir şey olsa sana açıklardım ama maalesef

açıklanabilecek bir şey değil. Sadece Prenses'i saraya götürüp bu geleneğin ne kadar saçma bir şey olduğunu tüm insanlara duyurmak

istiyorum.”

Kastor ve Pol birbirlerine bakmıştı. Safir'in kafasında neler dolandığını anlamaya çalışıyorlardı. Anlaşılan bu ejderha konusu ülkece

konuşulacak diye düşünmüşlerdi.

“Prenses'i size veremem. Kusura bakmayın,” dedi birden Lila.

Lila'nın bu sözünden sonra herkes durgundu. Ne diyeceklerini düşünüyorlardı. Lila her hâlinden Prenses'i vermeyeceği ortadaydı.

Ama bizimkilerin vazgeçme gibi bir olasılığı yoktu. İnatçı olmaları

Piyan'dan geçmişti.

“Ona zarar gelmeyecek. Bunun için endişe ediyorsan etmene gerek

yok,” diye konuştu Kastor.

Lila en nefret ettiği insandan bunları duyunca endişesi daha da artmıştı. Prenses konusunda tavrını ortaya koymuştu.

“Lila karşında Gökyakut'un prensi duruyor. Senden rica ettik ama

kabul etmedin. Şimdi ise bir prens olarak emrediyorum. Prenses ile

birazdan yola çıkacağız.” Safir kendinden emin bir vaziyette konuşmuştu.

Lila afallamıştı. Nede olsa karşısında bir prens vardı. Ne yapacağını

bilemedi. “Bu adil değil,” diyebilmişti.

“Gayet adil bir istek, şimdi sende Prenses ile birlikte bizimle geliyorsun,” demişti Safir, gayet ciddi bir şekilde.

Lila bir çıkış yolu arıyordu ama bulamıyordu. Karşısında bir prens

olması elini kolunu bağlamıştı. Tek çare onlarla birlikte gidecekti.

Prenses'i asla yalnız bırakmayacaktı. Herkes dışarı çıkmıştı. Lila da

Prenses'i getirmek için yanlarından ayrılmıştı. Biraz bekledikten

sonra Lila ve arkasında devasa ejderha görülmüştü. Lila'ya derinden

bağlıydı. Ona olan sevgisini çok net bir şekilde gösteriyordu. Her

şey tamamdı. Safir, Lila'nın isteği üzerine Prenses'i kafes ile birlikte götürmeyecekti. Aslında Safir de Lila ile aynı fikirdeydi. Bu kadar

uysal bir ejderhanın kafes ile gitmesi ona haksızlık olurdu.

Kastor, Safir, Teyen ve Lila ejderhanın üstünde uçarak gelecekti.

Safir, Lila'nın arkasında ve Kastor'da Safir'in arkasındaydı. Pol ise

atlarla birlikte Gökyakut'a dönecekti.

Safir ilk defa bir ejderhanın üstündeydi. Bu onun için mucize gibi

bir şeydi. Uçmak ona özgürlüğü hissettiriyordu. Saçlarına dolanan

rüzgâr fısıldayarak dillendiriyordu. Gözlerine dolan ışık göstermeyi

seçiyordu. Kendini sarıp sarmalayan bulutlar dokunarak belirtiyordu. Tüm hücreler uçarak özgürlük ile dans ediyordu. Ejderha

kısa bir sürede Gökyakut'a gelmeyi başarmıştı. Gökyakut halkı uçan

ejderha karşısında şoka uğramıştı. Etrafta bir oraya bir buraya koşup

duruyorlardı. Gökyakut sarayı ise alarma geçmişti. Gökyakut sarayının her yerinde okçular belirmeye başladı. Ejderhayı indirmek için

emir bekliyorlardı. Ama Safir ejderhanın üstünde askerlere kendini

göstermeyi başarınca oklar kaybolmuştu. Ejderha, Gökyakut sarayının büyük bahçesine inmişti. Bahçenin her tarafı insanlar ile dolmuştu. Hepsinin yüzünde bir şaşkınlık belirtisi vardı. Kendi aralarında hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Tüm insanlar bir açıklama

bekliyordu.

Kral Busirus hasta olduğu için balkona kadar çıkabilmişti. Olanlar

karşısında şaşkına dönmüş bir hâli vardı. Oğlunun ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyor ama bir türlü çıkarımda bulunamıyordu.

Piyan'da olanları kral Busirus ile birlikte izliyordu. Onun yüzünde

ise sadece korku vardı. Kendi kendine konuşmaya başladı. “Aptallar, bir ejderhayı uyutmayı bile başaramadılar.”

Herkes dikkat kesilmişti. Prensin ağzından çıkacak tek bir cümleyi

bekliyorlardı. Safir, Kastor ve Teyen öndeydi. Lila, ejderha ile birlikte arkada duruyordu.

Safir kendini biraz daha öne çıkararak konuşmaya başladı. “Ben

Gökyakut kralının oğlu Atlas. Bu ülkenin prensiyim. Tahta çıkmam için geçmişten süregelen bu ejderha katletme işine şu anda son veriyorum. Cesaret katlederek gösterilmez, yaşayarak hissettirilir.”

Piyan, Safir konuştukça kral Busirus'a daha dikkatli bakıyordu. Kral

Busirus'un sinirlenip sinirlenmediğini anlamaya çalışır bir vaziyeti

vardı.

Herkes bir anlığına susmuştu. Safir'in söyledikleri her birinin kafasında yankılanıyordu. Sonra ise bir alkış sesi ve giderek artan bağrışmalar. Tüm insanlar Safir'i kutluyordu. Kral Atlas, kral Atlas diye

bağırıyorlardı. Kral Busirus ise yüzünde beliren gülümsemesi ile

oğluna destek veriyordu. Piyan, kralın güldüğünü görünce derin bir

oh çekmişti. Gökyakut bugün alkış sesleri ve bağrışlarla inliyordu.

Tüm insanlar bu yeni durumdan oldukça mutlu görünüyordu.

♤♤♤

Safir, kral Busirus'un odasındaydı. Bugün olanlar hakkında konuşuyorlardı.

“Oğlum, bu yaptığın aykırı bir durum. Onay vermiyorum. Ama sana

hâk veriyorum oğlum. Burada büyüseydin daha farklı olurdu her

şey. Yine de insanlar seni çok sevdi. Bu takdiri hak eden bir durum.

Seni tebrik ederim oğlum.”

Safir yaptığı şeyin doğruluğundan çok emindi. “Teşekkür ederim

kralım,” dedi ve hızlıca odadan çıktı. Safir hızlıca kendi odasına

doğru gidiyordu. Kastor, Pol ve Teyen onun odasındaydı. Safir

odaya girer girmez kafasında Teyen belirmişti. “Seni küçük prens

seni, o ne konuşmaydı ya,” diye Safir'i övmeye başladı.

Safir kafasındaki sincabı elleri ile alıp birlikte koltuğa geçmişlerdi.

Bu durumdan herkes çok memnun olmuştu. Ama Kastor aradaydı.

Ne memnun bir hâli var ne de sinirli bir hâli, anlaşılmıyordu. Kastor

bu durumdan rahatsız değildi belki ama onu huzursuz eden başka

şeyler vardı. Yalanlar her geçen gün çoğalıyordu. Emin olduğu tek

şey, bir gün tüm yalanlar ayaklarına dolanacaktı ve kimse arkasında durmayacaktı. Tüm iyilikler, güzellikler insanların kalbinden sökülüp atılacak ve akıllarında yapılan hataların izi kalacaktı.

Safir ise bir sınavın içinde gibi hissetti kendini. Buradan gidebilirdi.

Arkasına bile bakmadan hem de. Ama ne için gidecekti. Buraya gelmeden önce de gidiyordu zaten. Ya kalmak nasıl olurdu. Burada bir

amaç uğruna kalmak. Teyen için kalmak ve Teyen gibi kalmak. Aklına ejderhaların arasında yaralı olduğu an aklına gelmişti. O kadar

ejderhaya rağmen Teyen yanında kalmıştı. Ejderhanın birisi gelip

oracıkta onu küle çevirebilirdi. Kalın cüsseli ayakları ile ezebilirdi

ama Teyen, yanında kalmıştı. Safir gitmek ile kalmak arasında bir

yerdeydi. Ama kalmak daha ağır basıyordu. Safir bunları düşünürken Pol ona en başında sorulması gereken soruyu sormuştu bile.

“Safir hafızan artık yerinde. Sen gidecek misin yoksa bu yolda birlikte miyiz?”

Safir bu soruyu ne zaman soracaklar diye bekliyordu. Ama sanki

cevabı daha hazır değildi. “Pol biraz düşünmek istiyorum,” demişti

sadece.

Piyan o anda odaya endişeyle dalmış ve heyecanla, “Neredeydiniz?

Ben kaç gündür at sırtında size arıyorum,” diye söylenmeye başlamıştı.Pol yavaşça geldi ve Piyan’a sarıldı. Piyan hala öfkeli ama her

şey şimdilik düzeldiği için rahatlamışa benziyordu.

♤♤♤

Yeni bir gün doğmuştu dağların ardından. Lila bu geceyi Gökyakut'ta geçirmişti. Prenses ise en tepede bulunan balkondaydı. Keyfi

ise gayet yerindeydi. Saraydaki herkes Prenses'i çok sevmişti. Bizimkiler ise balkonda oturmuş bulutları seyrediyorlardı. Safir ise

hep merak ettiği bir şeyi sormak istemişti. “Kral Busirus'un hastalığı

nedir?”

“Bizde bilmiyoruz. Birden hastalandı,” dedi Pol. Oldukça üzgün konuşmuştu.

“Bir çaresi yok mu peki?” diye sordu Safir.

“Kral çok aradı ama bir çare bulamadı,” dedi Teyen.

“Mutlaka olmalı, biz onu bulabiliriz. Kral Busirus'u o hâlde gördükçe çok üzülüyorum,” diye konuştu Safir.

Safir umutluydu. Çareyi ararsa bulabileceğini düşünüyordu ama diğerleri Safir gibi düşünmüyordu. Yıllardır bu hastalığa çare aranıyordu ama daha hastalığın bile ne olduğunu bulamamışlardı. Her

şey imkansız gibi duruyordu.

Balkonda konuşmalar sürerken gökyüzündeki beyaz bulutların yerini siyah olanlar almıştı. Gökyüzü gitgide kararıyordu. Hava korkunç bir şekilde kükremeye de başlamıştı. Safir endişeli bir şekilde

“Ne oluyor böyle?” diye sordu.

“Galiba yine o geliyor,” dedi Kastor, gayet soğukkanlı gözüküyordu.

Safir sadece, “Kim?” diye sorabilmişti.

“Kral Busirus'un, Karmen'den olan oğlu geliyor, Aren,” dedi Kastor.

Gökyüzünde bir insan silueti belirmişti. Yerleri süpüren siyah kıyafeti ve kırmızı maskesi ile Gökyakut sarayına ayak basmıştı. Kafasında, altın sarısı saçlarının arasında ise siyah bir tacı vardı. Üzerindeki kırmızı taşlar ile değişik bir görüntüye sahipti. Aren hızlı adımlar ile kral Busirus'un odasına girdi.

“Buraya gelmesine izin veriliyor mu?” diye sordu Safir.

“Arada buraya gelir. Sonuçta kralın oğlu tabii ki izin var,” diye cevap verdi Pol.

Safir'in dikkatini Aren'in tacı çekmişti. Çok enteresan bir taçtı. Taç resmen Aren ile bütünleşmişti.

“Tacı dikkatinizi çekti mi? Üzerindeki kırmızı taşlar etrafa korku

saçıyor gibiydi.”

Safir bunları konuşurken arkasında Lila belirmişti. Safir'i dinliyordu. Taç hakkında konuşmaya başladı. “O sıradan bir taç değil.

Her tacın kendine özel bir gücü vardır ve onu takan kişi taç ile bütünleşir. Tacın tüm gücü onu takan kişiye geçer,” dedi Lila.

Safir bunu duyunca kendini bir tuhaf hissetmişti. “Bu tacın ne gibi

bir özelliği var?” diye sormuştu Safir.

Lila düşünür vaziyetteydi. Tacın özellikleri konusunda bilgisi yetersizdi. “Bilmiyorum,” diye mırıldandı Lila.

“En son ne zaman gelmişti?” Bir şeyler Safir’i rahatsız etmeye başlamıştı.

“Kral Busirus hastalanmadan bir hafta önce geldi,” dedi Kastor.

Koyu gözleri şüpheyle Safir’e bakıyordu.

Safir ciddi bir şekilde konuştu. “Bu tacın ne gibi bir gücü olduğunu

bulabilir miyiz?”

“Bilemiyorum,” dedi Lila.

Kastor, Safir'in ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. “Bunu

neden yaptığımızı öğrenebilir miyiz?” diye sordu Kastor.

“Elbette, kral Busirus'un hastalığı normal bir hastalık olmayabilir.

Emin değilim sadece bir düşünce. Önce şu tacı araştıralım sonra

kralı iyileştireceğiz,” dedi Safir.

Teyen, Safir'in her zamanki gibi boynuna dolanarak heyecanlı bir

şekilde konuşmaya başladı. “O zaman burada kalıyorsun.”

Safir en içten vermişti cevabını, “Evet kalıyorum.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.