İçeriğe geç

SAFİR SAKLI DİYAR

Bölüm 5 · 13 dk okuma

SAFİR SAKLI DİYAR

Bölüm 5

Ejderha I

Safir ve Teyen odaya çekilmişlerdi. Bugünkü olanlardan sonra Safir

epey yorulmuştu. Sadece Teyen ile sohbet etmek istiyordu.

“Eksik olan bir parçam varmış gibi hissediyorum. Hiç var olmamış

bir parçam,” diye konuşuyordu Safir.

Teyen Safir'in kucağında yatmış uyukluyordu. Kulağı Safir'deydi.

“Kafana vurulduğu içindir,” dedi birden Teyen. Teyen yine bir boş

boğazlık yapmıştı. Safir Teyen'in bir şeyler sakladığını anlamıştı.

“Ben ağaçtan düşmemiş miydim?” diye sordu Safir.

Teyen, Safir'in kucağında uyuma numarası yapmaya başladı. Ama

Safir bunu yutmadı. Teyen 'i kollarından kaldırdı ve sallamaya başladı. Teyen bu sallanmaya dayanamadı. “Sen ne biçim arkadaşsın

ya? Uyuyan bir sincap uyandırılmaz, seni ısırabilir.”

“Beni bu kadar düşünmen çok güzel. Ama kafama vurulurken neredeydin bay sincap?” dedi alayla Safir.

“Iıım... Ben... Şey... Kafana vuruldu dedim değil mi?” Teyen konuşmakta epey zorlanıyordu. Kaçmak için her yolu deniyor ama Safir

onu asla bırakmıyordu.

“Teyen, kafama neden vurdunuz? Ben bir prensim öyle değil mi?

Bu cesaret nereden geliyor?”

“Yanlışlıkla oldu, gerçekten. Piyan amca gözünün önünü göremez.

Seni de hırsız sandığı için başına vurdu. Sende ağacın dibine yapıştın.” Teyen, Safir'in inanması için büyük çaba harcamıştı.

“Sarı sarı sakalları gözünü alıyor demek ki. Peki bakalım, inandım

diyelim. Seni daha fazla yormayalım. Elbet hafızam ait olduğu yere geri gelecek.

Teyen, Safir'in duyamayacağı şekilde mırıldanıyordu. “Gelirse hapı

yuttuk demektir.”

“Ne, ne dedin?”

“Gelsin, gelsin başımızın üstünde yeri hazır dedim.” Teyen yine

ucuz kurtulduğunu anlamıştı.

“İyi bakalım,” dedi sakince Safir.

Safir bir tuhaflık olduğunu daha ilk günden anlamıştı. Kendisinden

bir şey saklandığına artık emindi. Ama daha fazla Teyen'in üstüne

gitmek istemedi. O bu hikâyenin en masumuydu. Safir konuyu değiştirmek istedi. Kastor ve Pol ile ilgili konuşmak istiyordu. Onlar

çok garip insanlar olduğunu düşünüyordu Safir. Tamamen birbirlerine zıt olduklarını görüyor ve anlıyordu…

“Kastor ve Pol, onları bir arada tutan şeyi merak ettim doğrusu. Tiplerinden geçtim huyları bile bir noktada kesişmiyordu,” diye konuştu Safir. Onlar hakkında biraz bilgi edinmek istiyordu.

Teyen, Safir'in sözlerinden sonra kendini kaybetmişti. Yatakta gülmekten bir sağa gidiyor bir sola. Sonunda da yataktan aşağı düşüvermişti. Ama hâlâ gülmeden duramıyordu.

“Sincap kendinden geçti. Ne dedim ki ben?”

Safir büyük bir sakinlik ile Teyen'in gülmesinin sonlanmasını bekledi. Nihayet bizim küçük sincap kendine gelince, ”Sonunda Teyen.

Seni odadan atmama çok az kalmıştı,” dedi Safir.

“Off çok eğlendim bugün. Kastor ve Pol'a herkes çok şaşırır. Ama

onları yakından tanısan o kadar çok eğlenirsin ki. Bu arada onları

bir arada tutan şey, kan bağı ve sevgi. Onlar kardeş,” dedi gülerek

Teyen.

“Çok tuhaf, demek kardeşler. Kastor’un bir kardeşi olabileceğini

düşünmedim. Pol’a üzüldüm biraz,” dedi Safir.

“Kastor öyledir. Duygularını belli edemez. Ama kötü biri değil, inan

bana.” Teyen'in gözlerinde Kastor ve diğerlerini sevdiği gayet net

görülebiliyordu.

“Peki onları geçtim. Ya şu sarı sakallı Piyan. Ben ilk defa öyle bir

sakal görüyorum.” Safir konuşurken kendini tutamadı ve gülmeye

başladı.

Teyen bu sözleri duyunca bastı kahkahayı. Safir anladı ki bir süre

daha sincabın gülmesinin bitmesini bekleyecekti. Hiç ses çıkarmadan bekledi. Bizimki bir süre sonra gülmeyi azaltmıştı. “Piyan amca

ve sarı sakalları. Kendisine yakıştığını düşünüyor. Bu arada sakalları konusunda çok hassastır. Sakallarından bahsedip ağacın dibini

boylama.” Teyen hâlâ kıkırdamaya devam ediyordu.

“Sen onları çok seviyorsun anlaşılan?” diye bir soru yöneltti Safir.

“Onlar benim dostlarım. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum. Seni de

öyle. Biz artık arkadaşız değil mi?”

Safir bu tatlı sincabın sorusuna gülerek cevap verdi. “Elbette, konuşan bir sincap ile arkadaş olmak her insana nasip olmaz.”

“Kesinlikle.”

“Ha bir de kendini beğenmiş bir sincap, bunu da ekleyelim,” diye

konuştu Safir. Çünkü bu sincabın kendini beğenmiş bir sincap olduğunu hemen anlamıştı.

“Doğrudur, kendimi pek beğenirim.”

Bu tatlı sohbetler daha fazla sürmedi. Çünkü gece koyu, uyku ağırdı.

İkisi de derin ve huzur dolu bir uykuya dalmışlardı.

♧♧♧

Sabah serinliği ve kuşların o muhteşem cıvıltıları. Tüm yapaylıktan

uzak, karanlık ile arasında duvar gibi duran doğallığın o muhteşem

dansı. İnsana en önemli şeyi veriyordu. Her sabah kalbimize dolan

kocaman umudu. Safir doya doya içine çekmişti sabahın serinliğini.

Bulutların üzerinde olmak Safir 'e sonradan çok güzel gelmeye başlamıştı. Sanki balkondan atlasa bulutların üzerinde duracakmış gibi

geliyordu. Ama bu aralar bir yerden atlamaya ya da düşmeye pek

niyeti yoktu.

Kapı çalınmış ve içeri Piyan girmişti. “Prensim bugün çalışmalara

başlamamız gerekiyor.”

“Tamam, başlayalım hemen.” Safir başlayalım dedi ama hiç istemiyordu. Piyan ve Safir çalışmalara başlamak için sarayın arka bahçesine geçmişlerdi. Kastor ve Pol'da oradaydılar. Safir ve Piyan'ı bekliyorlardı. Teyen ise uykunun en tatlı yerindeydi hâlâ.

Sarayın arka bahçesinde kimseler yoktu. Rahat rahat çalışacaklardı.

İlk söze giren Safir olmuştu. “Evet, nereden başlıyoruz bakalım?”

Kastor kendinden emin bir vaziyette ejderhayı nasıl avlayacaklarını

anlatmaya başladı. “Öncelikle ejderhayı avlamamız için büyük demir oklardan faydalanacağız. Pol ve ben ejderhanın arka tarafında

olup karnının yumuşak tarafına demir oklarımızı atacağız. Sonra

boynuna da büyük bir demir ok geçirip kayalara sabitlememiz gerek. Tabi bunun için ölüm kalım savaşı vereceğiz. Olabildiğince

hızlı bir şekilde kalbine demir oku saplamamız gerekiyor. Yoksa

küle dönmemiz bir saniye sürer. Bu işi Prens Atlas yapacak. Ejderhanın kalbine demir oku olabildiğince hızlı ve güçlü bir şekilde saplanması gerekiyor.”

Araya Pol girmişti. “Bu arada ejderhayı kayalık bir yerde avlayacağız. Büyük bir ejderha var. Tam istediğimiz yerde. Onu avlayalım.”

Safir bir ileri bir geri yürümeye başladı. Eli çenesinde anlatılanları

düşünüyordu. Hoşuna gitmeyen bir şey olduğu yüzünden belli oluyordu. “Olmaz, bu planı beğenmedim. Öncelikle ben bir canlıya zarar veremem.”

Kastor derin bir nefes almıştı. Çok çabuk sinirlenen bir yapısı vardı.

Ama kendini tutuyordu. “Tamam, o halde biz yapalım.”

Piyan'da Kastor'a hak verircesine kafasını sallıyordu. Ama Safir

hâlâ ikna olmamıştı. “Ben bir canlıya zarar veremem ve verdirmem

de. Başka bir yol bulmamız gerekiyor. Ejderhayı öldürmeyeceğiz,”

dedi kararlı bir şekilde Safir.

Kastor sinirden gülmeye başlamıştı. “Ne yapalım istersin? Dur ben

söyleyeyim. Bence biz ejderha ile konuşalım boş bir gününde gelir

kendini gösterir ve gider.”

“Hm, olabilir aslında. Bu plan öncekinden daha insani,” dedi Safir.

Kastor ve Piyan iyice gerilmişlerdi. Safir'in ejderhayı öldürtmeyeceğini anlamışlardı. Piyan bu durumun çok zor hatta imkansız olduğunu anlatmaya başladı. “Prensim, bir ejderha bizi ateşi ile küle

döndürebilecekken onu buraya canlı olarak getirmek mümkün değil”

Safir kendinden gayet emin duruyordu. Asla taviz vermemeye çalışıyordu. Emin olduğu tek şey kimsenin zarar görmesini istememesiydi. “Bakın, kral olmak için hiçbir canlıya zarar vermem. Gerekirse o tahta çıkmam ve tacı asla başıma geçirmem. Anlıyor musunuz beni?” Safir, geçmişini hatırlamasa da bir canlıya zarar veremeyeceğine emindi. Ne olursa olsun, kim olursa olsun böyle bir hakkı

kendinde bulmuyordu.

Pol bu konuşmalarda arada kalmıştı. Ama Safir'i buraya zorla getirdikleri için ona hak vermek istiyordu. Safir'e destek olmak için konuşmaya dahil oldu. “Prensimizin istediği gibi olacak. O ejderha

canlı gelecek ve sonra serbest bırakacağız. Öldürmek için bir yol

varsa, yaşatmak için birden fazla yol bulabiliriz.”

Kastor konuşulanlara artık dayanamıyordu. “Ejderhadan bir kedi ya

da köpek yavrusuymuş gibi bahsetmeyin. Bir ejderhayı boynuna

tasma geçirip getiremeyeceğimiz aşikâr.”

Safir arka bahçeden, Kastor’u dinlemeden hızlıca ayrılmıştı. Ejderhayı öldürmeyecekti. Bunda kesin konuşmuştu. Arka bahçede Pol,Kastor ve Piyan kalmıştı. Onlar ise kara kara ejderhayı nasıl canlı

getireceklerini düşünüyorlardı. Kastor ise hâlâ çok sinirliydi. “Piyan

bu işin sonu sana patlar. Bunun farkındasın değil mi? Kral, prensin

tüm sorumluluğunu sana vermişti. Böyle bir durumu nasıl açıklamayı düşünüyorsun?” diye sordu Kastor.

Piyan'ın da aklından çıkmayan şey buydu. Bunu Kral Busirus'a nasıl

açıklayacaktı? “Orasını ben hallederim çocuklar. Şimdi tek sorunumuz ejderhayı nasıl canlı getirebilmek?” Piyan herkesi asıl konuya

yönlendirmişti.

Pol sakince “Büyük bir kafese ihtiyacımız var,” dedi.

Ama Kastor'un yüzünde alaycı bir tutum vardı. “Ağzında alev topu

ile gezen bir ejderha ve kafes. Dayanmaz. Kafes ile onu getirmemiz

asla mümkün değil. Bir süre sonra kafesten kurtulur.”

Piyan stresten sakalını sıvazlamaya başladı. Biraz gidip sakince düşünmek istiyordu. “Çocuklar yarına kadar bir çözüm bulmaya çalışalım. Bu işi ne kadar kısa sürede halledersek bizim için daha iyi

olur.”

Pol başı ile onay verirken, Kastor sert bakışlarını Piyan'ın üzerinde

gezdiriyordu. Arka bahçede kimse kalmamıştı. Herkes farklı yerlerde bir çözüm yolu arıyordu.

♧♧♧

Piyan, Pol ve Kastor 'un kafası iyice karışmıştı. Bir odada kara kara

düşünüyorlardı. Piyan koltukta bir kitabı inceliyordu ama aklı ise

başka yerdeydi. Pol ise yere sırt üstü uzanmış şekilde tavanı seyrediyordu. Kastor, pencere önünde uzaklara dalmıştı. Büyük bir karmaşanın içinde kalmışlardı. Tek çözüm onları asla kurtaramazdı.

Her şey birbirine pamuk ipliği ile bağlı iken onlara birden fazla çözüm gerekliydi. Yaptıkları hatalar vardı ama hepsi olması gereken

hatalardı. Safir'den başka da çareleri yoktu. Bunun çok net farkındaydılar.

Pol tavana bakarken de ortaya bir soru atmıştı. “Bu sorunu halledebilecek miyiz?”

Kastor camın önünde takındığı gülümsemesi ile cevap vermişti:

“Bizim birden fazla sorunumuz var. Öyle değil mi?”

Piyan konuşmamakta ısrarcıydı. Sadece elindeki kitaba bakıyordu.

Bitkiler ile ilgili bir kitaptı. Bitkinin ismi, resmi ve faydalarını anlatıyordu. Neden bu kitaba baktığını sorsanız sadece sakalını sıvazlardı.

Pol yattığı yerden kalktı. Sırtı yerde yatmaktan baya bir ağrımıştı.

Ortamı biraz yumuşatmak istiyordu. “Hadi ama! Kastor, Piyan

amca, biz nelerin üstesinden geldik. Bunu da hallederiz. Ya ortada

prens yok. Ama yine de bunu kimse bilmiyor değil mi?”

Kastor sakinliğini korumaya çalışıyordu. “Yakında herkes öğrenir.

Safir'in hafızası yerine gelecek. Burada kalması için bir sebep yok.”

“Kastor, ben Safir'i az da olsa tanımaya başladım. O arkasını dönüp

gidecek birisi değil. Bence bize yardım edecek- İlk başta karşı çıkmış olsam da, artık başka çaremiz olmadığını biliyorum-Hem biz şu

anki soruna odaklanalım. Ejderha meselesi,” dedi Pol.

“Ejderhayı canlı getirsek bile durum hiç iyi değil. Önemli olan prensin cesaretini, gücünü ortaya koyması. Canlı getirmek bunu ortaya

koymaz. Kral Busirus, olanlardan dolayı bizi suçlu gösterecektir,”

dedi Kastor.

“Kral Busirus, evet bize patlayacak, lâkin bu olanlar bizim suçumuz

değil. Prens sarayda büyüyebilirdi. Ama o kadın yüzünden olmadı.

Bize hiçbir şey yapamaz. Şimdi, ejderhayı nasıl getiriyoruz?” diye

konuştu Pol.

“Bize daha güçlü ve büyük kelepçeler ve kafes gerekli,” dedi düşünceli bir şekilde Kastor.

“Kafesi bende söylemiştim kardeşim. Nihayet benim fikrimi beğendin demek.”

“Pol, biz seninle aynı fikirde olamayız. Hâlâ, kafes konusunda kararsızım.”

“Piyan amca, sen bir şey söylemeyecek misin?” diye sordu Pol.

Piyan kitabın kapağını sertçe kapattı ve Pol ile Kastor'a döndü. “O

ejderhayı kafes, kelepçe ya da herhangi bir şey zapt etmez. Bizim

daha güvenilir bir çözüme ihtiyacımız var çocuklar,” dedi Piyan.

Kastor pencerenin yanından ayrılarak, Piyan'ın yanındaki koltuğa

oturdu.

“Başka ne olabilir ki?” diye sordu Kastor.

Piyan sakin ses tonu ile konuşuyordu. “Şu an bilmiyorum. Ama ejderhanın buraya zararsız bir şekilde gelmesi gerekiyor. Kimseye zarar vermemeli.”

“Tek çare avlamak,” dedi Kastor, en mantıklı şeyi söylemiş gibi gururla duruyordu.

“Olmaz, Safir'i duyduk. İstemiyor,” dedi Pol.

“Ne yapalım peki Pol, Ejderhanın uyumasını bekleyip uykuda mı

götürüp getirelim. Saçmalamayın. Başka yol yok.” Kastor’un sert

bakışları, Piyan ve Pol’un üzerinde geziniyordu. Piyan elindeki kitaba tekrar baktı. Kafasında yine tilkiler dolanmaya başlamıştı bile.

Odada bir ileri bir geri yürümeye başladı. Pol ve Kastor şaşkın şaşkın Piyan'ı izliyorlardı.

Pol dayanamayarak, “Piyan amca, iyi misin? Evet biraz fazla sorun

var ama delirmek bizi kurtarmaz,” diye konuştu.

Kastor Piyan'ın neden dolandığını anlamıştı. “Bir şey buldu. Tilkileri ile birlikte tur atıyor şu anda.”

Piyan bir sevinçle odada, “Yine dört ayağımızın üstüne düştük çocuklar,” diye bağırdı.

Kastor tüm ciddiliğini koruyarak, “Dörde gerek yok bize iki yeter”

demişti.

Pol, Kastor'a sert bir bakış attı. Pol ise yüzünü buruşturarak “Bir

insan hem sinir küpü, hem aşırı ciddi hem de nasıl mizahşör olabiliyor anlamış değilim,” diye konuştu.

Kastor kendinden emin bir şekilde, “Haklısın, tüm özellikler bende

toplanmış. Sana bir şey kalmamış,” dedi

“Seninle kardeş olmam gerçekten imkansız.”

Piyan susmalarını bekliyordu ama pek mümkün görünmüyordu. O

yüzden araya kendi girdi. “Kesin artık! Ortada milyon sorun var

hâlâ çocuk gibi kavga ediyorsunuz. Aklıma bir çözüm geldi.”

Kastor ve Pol, Piyan'nın uyarması ile kendilerine gelmişlerdi. Pür

dikkat Piyan'ı dinliyorlardı.

“Ejderhayı uyutacağız,” dedi Piyan heyecanlı bir şekilde.

“Ninni söyleyerek mi?” diye sordu Kastor. Bu duyduğu en saçma

fikirmiş gibi bakıyordu ikisine de.

“Saçmalama, tabii ki uyku getiren bir tür karışım ile. Bu kitapta

uyku getiren bitkiler var. Onlar ile eskiden öğrendiğim karışımı hazırlayacağım,” dedi Piyan sakalını sıvazlayarak.

Pol ve Kastor'un yüz ifadesi birden değişmişti, anlaşılan bu fikri

sevdikleri ortadaydı. Sorun galiba çözülüyordu. Piyan anlatmaya

devam etti. “Ejderhayı uyutup avladık diye herkese yutturacağız.

Sonra da hemen geri götüreceğiz. Herkes ejderhayı prensin avladığını sanacak ve ejderha yaşıyor olacak.”

Pol bir heyecanla yerinden kalkmıştı. Piyan'a deliler gibi sarılıyordu. Piyan, Pol'un elinden zor kurtulmuştu. “Piyan amca, senin şukafanda dolanan tilkilerden lütfen bana da iki tane vermeni rica ediyorum.”

“Piyan, bu çok mantıklı. Şimdi ilk iş bu karışımı hazırlamak olacak,” dedi Kastor.

“Karışım yarına hazır olur, siz Safir 'e gidin, anlatın,” dedi Piyan.

Kastor ve Pol, Safir 'e buldukları yolu anlatmak için Safir'in odasına

gittiler.

♧♧♧

Safir ve Teyen balkondan bulutları seyrediyordu. O anda içeri Pol

ve Kastor girmişti. Baya heyecanlı bir vaziyetteydiler. Ejderhayı nasıl getireceklerini bir bir anlatmışlardı. Bu plan herkesin istediği

biçimdeydi. Safir de planı gayet sevmişti. Geriye sadece ejderhayı

getirmek kalmıştı. Bu gece Piyan okuduğu kitaptan faydalanarak,

bitkilerden özel bir uyku karışımı yapacaktı. Yarın ise sabah erkenden yola koyulacaklardı. Bu işin de üstesinden gelmiş sayılıyorlardı.

Sıkıntının biri gitmişti ama daha karşılarına neler çıkacaktı kim bilir. Ama şu anda güzel bir uyku çekeceklerdi. Gece, yıldızlar ile aydınlattığı Gökyakut'u sarıp sarmalıyordu. Rüzgar ile okşuyor, sessizlik ile büyülüyordu. İnsanlar ise sadece uyuyorlardı.

♧♧♧

Sabah olmuş Teyen, Safir'in üstünde zıplayıp duruyordu. Safir üstünde zıplayan sincabı kuyruğundan tutup havaya kaldırmış, “Sabah

sabah bu enerji de neyin nesi Teyen?” diye sordu Safir.

“Beni bu şekilde tutmaya devam edecek misin gerçekten?” Baş

aşağı duran Teyen’in kıllı suratı asılmıştı.

“Zıplamayacaksan bırakacağım.” Hala sesinin hırıltılı çıkmasından, uykulu olduğu çok belliydi.

“Tamam tamam. Bırak. Kural bir, kuyruğuma dokunulmasından

dahi haz etmem. “Teyen konuşurken bu durumdan hiç haz etmediğini belli ediyordu. Kıllı suratı sinirli bir boğa gibiydi.

“Kural iki nedir peki?”

“Sen bir prenssin ya. Bıraksam akşama kadar yatacaksın. Kalk hadi.

Piyan amca, Kastor ve Pol kapıda seni bekliyorlar,” dedi Teyen.

“Doğru ya bugündü değil mi? Hemen geliyorum,” dedi Safir.

Safir hızlıca hazırlandı. Yola çıkabilirdi artık. Yol epey uzundu, tehlikeliydi. Ama umut taşıyordu. Safir ise yolun kendisi için ne anlam

ifade ettiğini bir türlü bulamıyordu. Anlamını kaybetti sanki. Kendini kaybetti. Ya da hep kayıptı. Bilemiyordu. Tek bildiği kendini

bulması için yollara ihtiyacı vardı. Bu yol ejderhaya çıkıyordu belki

de. Ama yolun sürprizleri de olabilirdi. İyi veya kötü...

***

Atlar tozu dumana katarak ilerliyorlardı. Tozlar havaya karışıyor ve

buradan geçenlerin izlerini havaya savuruyordu. Kimi zaman büyük

devasa ağaçların gölgeleri eşlik ediyor, kimi zaman ise akarsular

yollarını kesiyordu. Kastor önde gidiyor, Pol ve Safir ise arkadan

eşlik ediyordu. Teyen ise atın üstünde uzanmış vaziyette yolu seyrediyordu.

Gidecekleri yer ıssız kayalıklar olarak geçerdi. Kimsenin ayak dâhi

basmadığı bir yer, sivri ve devasa kayalıklar ile doluydu. Orada bir

ejderhanın yaşadığından emindiler. İşleri çok ama çok zordu. Pol ve

Kastor özel olarak ejderha avlama eğitimi almışlardı. Çocukluktan

alışkınlardı. Ama Safir hayatında ilk kez bir ejderha görecekti ama

kendisi gördüğünü ya da şu anda unuttuğunu sanıyordu. Sonuçta ejderhayı avlamayacaklardı ama ejderhaya yaklaşmak bile bir beceri

istiyordu. Safir oldukça gergindi. Onu görünce ne hissedecek bilmiyordu. Başına bir şey gelmesinden çok korkuyordu. Neyse ki yanında ejderha konusunda yetenekli kişiler vardı. Pol ve Kastor.

Zaman, yol ile birlikte akıyordu. Uzun bir süre dinlenmeden yol almışlardı ama artık dinlenmeleri gerekiyordu. Yorgunluk, göz kapaklarına baskı uygulamaya başlamıştı. Büyük bir ağacın altında nihâyet mola verdiler. Hepsi de bir anda kendini ağacın dibine attı.

Biraz karınlarını doyurup, uzanmak istiyorlardı. Yanlarında getirdikleri yiyeceklerden yediler ve uzanıp bir süre dinlendiler ama

daha fazla dinlenemezlerdi. Issız kayalıklara vaktinde ulaşmaları

gerekiyordu. Herkes tekrar yola koyuldu. Bu saatten sonra dinlenmelerine gerek yoktu. Issız kayalıklara artık yaklaşmışlardı.

Issız kayalıklar... İsmi, Safir 'i biraz ürpertiyordu. Nasıl bir yer olduğunu kafasında canlandırmaya çalışıyor ama tam olarak hayalini

kuramıyordu. Hayalini kuramaması çok fazla endişeli olmasından

kaynaklıydı. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Bu yol onun için ne anlam

ifade ediyor tam olarak anlayamıyordu. Bu insanlar onun yanındalardı. Safir 'e yardım ediyorlardı. Safir'in aklında dönüp duran bu

belirsizlik başını ağrıtmıştı. Atın üzerinde uyuklamaya başladı. Gözünü açmakta zorlanıyordu. Başının ağrısı ancak uyuyunca geçerdi.

Atın üstünde uyuyamayacağını biliyordu ama biraz olsun gözünü

dinlendirmek istedi.

Kastor ve Pol önde gidiyorlardı. Bizim uyuklayan prensi görmüşlerdi. “Yani şu durumda nasıl uyuyabiliyor anlamıyorum,” diye söylendi Kastor.

“Az anlayışlı ol Kastor. Bu gibi durumlara alışık değil.” Pol oldukça

sakin konuşmuştu.

“Alışık olup olmaması ile ilgisi yok. Birazdan bir ejderha ile karşılaşacak. Bu kadar rahatlık bende yok.” Kastor söylene söylene atın

üzerinde yola devam ediyordu. Pol artık Kastor'a cevap vermeyi de

kesmişti. Safir ise konuşulanların hepsini duyuyor ama keyfini bozmak istemiyordu. Teyen ise atın üzerinde gerçekten uyuyordu. Arkalarındaki büyük kafes ile yollarına durmadan devam ediyorlardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.