İçeriğe geç

Safderun

Bölüm 30 · 11 dk okuma

Safderun

Bölüm 30

Bilmece

Ege, tıpkı ilk buluşmamızda olduğu gibi ayağa kalktı ve sırtını bana dönerek pencereden dışarıya bakarken anlatmaya başladı. Fakat bu kez her şey farklıydı. Kitabına kaynaklık edecek bilgileri dinleyen Vera değildim. Karşısındaki adama hem yoğun hisler besleyen hem de ona karşı öfkesi dinmeyen, ağlamaktan yorulmuş, güçsüz hisseden biriydim. Ege, çatallı sesiyle konuşmaya başladığında sakinleşmeye çalışarak gözlerimi kapadım ve koltuğa iyice gömülerek onu dinledim.

Narin, arkadaşlarının arasında garip bir role sahipti. Onları kızdırıyor, küslüklere ve gerilimlere neden oluyordu. Fakat onda şeytan tüyü vardı. Ekibin her bir üyesi, ne kadar kızarsa kızsın Narin’i herkesten çok seviyordu. Narin’in kızlarla arası çok iyiydi. Bilge ve Neda onu o kadar seviyordu ki Narin ne zaman diğerleriyle bir problem yaşasa en çok onlar savunmaya geçiyordu. Narin’i sevmemeleri için hiçbir nedenleri yoktu. Narin, tüm şaşalı, kızlara has eşyalarını hiç düşünmeden onlarla paylaşıyordu. Neda, maskülen tarzından fazlasıyla uzaklaşmıştı. Narin ile aynı takıları takıyor, ortak kombinler yapıyorlardı. Bilge ise bu iki arkadaşa göre daha sade olmayı seçiyordu. Yine de Bilge, onlarla oturup dedikodu yapmaktan, şarkılar söylemekten ve sayısız farklı kursa yazılmaktan hiç sıkılmıyordu. Bilge bazı zamanlar okuduğu kitaplardan öğrendiği bilgileri onlarla paylaşırken Neda ve Narin, sıkılsa da sırf onu üzmemek için sıkıldıklarını belli etmiyordu. Kurslara yazılma fikri de her zamanki gibi Narin’e aitti. Dans kursu, resim kursu, yüzme kursu… Denemedikleri hiçbir kurs kalmamış olabilirdi. Fakat kızlar kurslardan ziyade, bir arada olmaktan hoşlanıyordu. Narin, bir anda hepsinin lideri gibi olmuştu. Erkekler ise, Narin’in bazen onlara eski zamanlarda yaptığı hainlikleri hatırlatıp onunla dalga geçerek şakalaşmaya bayılıyordu. Narin böyle zamanlarda hemen yüzünü düşürür, onlara kızardı. Sonrasında şaka yaptıklarını anlayınca gözlerini devirir, o da onlarla uğraşmaya devam ederdi. Narin, bundan keyif alıyordu. Eskiden hırsla yaptığı kötülükleri, artık şaka amaçlı yapmaya başlamıştı. Giray’ı kaybettiği iddia sonucunda Fenerbahçeli olmasına rağmen Beşiktaş forması giydirip caddelerde dolaştırmak, Ender uyuyorken her yanına tıraş köpüğü sürmek gibi…

Bazen şakalarının dozu artıyordu. Üniversiteden mezun oldukları, yaz tatilinde bir araya geldikleri günlerden biriydi.

Ender ile gece içmeye gittikleri bir gün, babasının zengin bir iş arkadaşının evine girip hırsızlık yapması adına Ender’i gaza getirmişti. Ender böyle konularda kendini kanıtlama çabasına kolaylıkla girerdi.

“Yapamazsın. Senin Giray ve Anıl kadar cesaretin yok.” Demişti Narin, alkolün etkisiyle ayakta bile durmakta zorlanan Ender’e gülerek. Ender, Giray ve Anıl ile karşılaştırılıyorsa daha da kolay oyuna gelirdi.

“Ben girerim girmesine de… Sen yardım edecek misin?” dedi Ender Narin’e meydan okuyarak.

“Yok.” Dedi Narin hemen omuz silkerek.

“O neden? Korkuyor musun yoksa?” dedi Ender sırıtarak. Narin, Ender’i daha da kışkırtmak için ona yaklaştı ve yanağını, Ender’in yeni çıkmış kirli sakallı yanağına sürttü.

“Hayır, sadece yardım olmadan neler yapabileceğini merak ediyorum. Ne kadar güçlü bir erkek olduğunu… Görmek istiyorum.” Ender iyice coşkulu hissetmeye başlamıştı. Narin, onun gücünü merak ettiğini ifade ederken adeta fısıldamıştı. Sonra güldü… Bu gülüş, öyle cilveliydi ki Ender kıpkırmızı oldu. Narin, yavaşça Ender’in kolunu tuttu ve onu kendine doğru çekti.

“Ne yapıyorsun?” dedi Ender kafası karışmış bir şekilde. Narin, Ender’in ellerini incecik, sırt dekolteli bluzunun açığa çıkarttığı beline yerleştirdi. Narin’in çıplak tenine dokunmak Ender’in nefesini kesti.

“Biliyorum, Ender. Beni ne kadar çok istediğini…” dedi Narin, Ender’in kulağına doğru konuşmaya devam ederek. Ender kendini tutmakta zorlanıyordu. Bir anda, nasıl bu şekilde yakınlaştıklarını anlamıyordu.

“Sen? Sen de istiyor musun?” dedi Ender sesindeki merak duygusuna engel olamayarak. Narin gibi bir kızın onu arzuladığını duymak öz güvenini yükseltecekti. Narin titrek bir şekilde başını salladığında, Ender onu belinden tuttuğu gibi arkalarındaki duvara yasladı. Narin’in babasının iş arkadaşının arka bahçesinde, ikisi de arzuyla birbirlerine bakarken Narin gülümsedi. Ender’e onay vermek istercesine başını evet anlamında salladı. Ender, dudaklarını dudaklarına bastırdığında Narin, eliyle boynunu tutup onu iyice kendine doğru çekti. Dudakları birkaç saniyeliğine ayrıldığında Narin, onun durmasına izin vermedi. Ender’in eli, Narin’in bluzunun askısına kaydığında o da zaman kaybetmek istemeden diğer askıyı kendisi indirdi.

“Narin? Yapmalı mıyız?” dedi Ender bir anlık kafa karışıklığıyla. Narin cevap vermedi. Cevap vermek yerine, Ender’in beyaz gömleğinin düğmelerini hızla açtı. O gece, hırsızlık yapma iddiasının hemen öncesinde, bir yabancının bahçesinde hiç tutulmamaları gereken o yasak arzuya kapıldılar.

Çok geçmeden, ikisi de yarı çıplak, çimlerin üzerinde uzanırken Narin büyük bir pişmanlıkla bluzunu tekrar giydi. Ender’e de gömleğini giymek için uzattığında bakışlarını kaçırdı.

Ender, onun kolunu tutup kendisine bakmasını sağladı.

“Ne oldu şimdi?” dedi Narin’in tepkisini anlamaya çalışarak. Alacağı cevabı biliyordu, en başından Narin’in bu tavrı alacağına emindi. Yine de onun güzelliği aklını başından almıştı.

“Bir şey olmadı, Ender. Burada olanlardan kimsenin haberi olmayacak. Yalnızca bir kereliğine olan bir şeydi. Hata yaptık, bu suç ikimizin suçu.” Narin, Ender’in boşluğa dalıp gitmiş gözlerini görünce emin olmak adına bir kez daha sordu.

“Anladın değil mi Ender? Kimse duymayacak.”

Ender başını salladı. Kabul etmek istemese de haklı olduğunu biliyordu. O gece, ikisi de bir günaha ortak olmuştu. Çünkü, Narin’in ekibin bir başka üyesiyle birkaç aydır ilişkisi vardı.

Bu cümle, gözlerimi açıp oturduğum koltuktan doğrulmama neden oldu.

“Yani Narin… Erkek arkadaşını aldattı. Öyle mi?”

Ege, bana dönmeden kısa bir baş hareketiyle beni onayladı. Sonrasında, aramızda başka bir diyalog geçmedi. Anlatmaya devam etti. Ses tonu ciddiydi, soğuktu. Dümdüz, çabucak anlatmaya devam ediyordu.

O gün, Ender o hırsızlık iddiasını gerçekleştirdi. Belki kendini Narin’e kanıtlamak istemişti. Böylece eğer bir kez daha onun gözüne girerse, az önce yaşadıkları şey ilk ve son olmazdı. Ne var ki saat tam üçü gösterdiği vakitte, Ender o evden tek başına çıkamadı. Evin ışıkları teker teker yandı. Narin, dışarıda onu bekliyorken babasının iş arkadaşı Ender’i yakasından tuttuğu gibi dışarı sürüklüyordu. Adam, küfürler savururken Ender de en az onun kadar öfkeliydi. Başarısız olması canını sıkmıştı.

“Şimdi görürsün sen. Polis gelene kadar şuradan şuraya kıpırdayamazsın.” Dedi adam hırsla cebinden telefonu çıkardığında. Ne var ki bahçesinde duran Narin’i görmek, adamı durdurmaya yetmişti.

“Narin kızım? Senin ne işin var burada?” dediğinde Ender, Narin’den yardım dilercesine gözlerinin içine bakıyordu. Narin için, gözleri önünde Ender’in bu denli küçülmesi hoş bir şey değildi. Böyle zavallı erkeklerle işi olamazdı. Bu yüzden dakikalar öncesi için pişmanlık duymaya başlamıştı.

“Ben… Arkadaşımla buluşmuştum. Eve dönmek için babamı bekliyordum ki bir ses duydum. Sizi uyarmak için geldim ama yetişemedim.”

“Ah, sen kendini neden tehlikeye atıyorsun güzel kızım?” dedi adam iğrenircesine bir kez daha Ender’e baktığında.

“Ben de bir an bu serseriyle arkadaşsın sandım.” dedi Ender yanlarında değilmiş gibi. Ender hayretle Narin’in yüzüne baktı. Gerçekten de onu yarı yolda mı bırakıyordu? Üstelik bu derece aşağılanmasını göze alarak…

“Onu tanıyorum. Aynı okulda okulduk.” dedi Narin, uzaktan bir arkadaşından söz edercesine. Ender bir kez daha şaşkınlıkla onu dinledi. Öfkeden, hayal kırıklığından gözleri dolmaya başlamıştı. Narin Durukan, gözünde bir anda lisenin başındaki o zalim kız olmuştu. Belki de Narin hiç değişmemişti. Arkadaşlarının ona pozitif bakmaya başlamasıyla onun değiştiğini zannetmişti. Gözlerinin önüne örtülen perdeden gerçek Narin’i görememişlerdi.

“Arkadaşlarıyla böyle kötü iddialara girmeye bayılırlar. Eminim arkadaşı kaçmıştır.” Dedi Narin başka biri daha varmış gibi etrafına bakınarak. O kadar inandırıcı davranıyordu ki Ender bile gerçekten de yanında bir başkasının olduğuna inanacaktı.

“Çocukça şakalaşmalar, Tuncay Bey. Bence polisi aramayın. Baksanıza, çok üzgün duruyor.” Dediğinde Ender üzgün olmaktan ziyade öfkeliydi. Yumruk yaptığı elini Narin’in Tuncay Bey şeklinde seslendiği adamın suratına her an geçirebilirdi. Adam, Narin’in yumuşacık ses tonuyla bir anda sakinlemeye başladı. Telefonunu havalı bir hareketle cebine geri soktu. Bu genci affetmesi, sanki dünyada yaptığı en onurlu hareketmiş gibi böbürlenerek göğsünü kabarttı.

“Hadi evine git, bir daha da buralarda görmeyeyim seni. Böyle aptalca şakaları bırakmanız gereken yaştasınız ama serserilik insanın ruhuna işleyince… Narin’e de yat kalk dua et.”

Ender, o an Narin’in işin içinde olduğunu söylemediği için ileride çok pişman olacaktı. Adama bir şey söylemek istercesine başını dimdik kaldırdı ve gözlerinin içine baktı. Öyle sert bakıyordu ki adam az önce azarladığı çocuktan ürkerek geri adım attı. Fakat Ender hiçbir şey yapmadı ve tek kelime söz etmedi. Adam evine geri dönerken ve Narin bahçeden çıkıyorken hızlı adımlarla onun önünden geçip gitti.

Ender, neredeyse koşuyordu ki bir sokak ötede Narin onu yakaladı.

“Ender!” diye ona seslendiğinde Ender ona döndü.

“Ne var, Narin? Ne! Başka ne diyeceksin? Teşekkür etmemi mi yoksa benim gibi bir serseriyle işin olmadığını mı söyleyeceksin?”

Narin derin bir nefes aldı.

“Babama söylerdi. Bu yüzden yalan söylemek zorunda kaldım, mecburdum.” dediğinde Ender acıyarak yüzüne baktı. Hayır, Narin demek istedi. Mecbur değildin. Bir kez olsun doğru bir hareket yaparak, ne pahasına olursa olsun sözünde durup benim yanımda olabilirdin. Ender, o geceyi hiç unutamadı.

“Bunu neden anlattın? Narin’in öldüğü gece yediğiniz yemekle bu hikâyenin ne önemi var?” dedim beni oyaladığını düşünerek.

“İkisinin arası bağlantılı, Vera. Şimdi daha iyi anlayacaksın.” Durduğu yerden biraz olsun kıpırdamamıştı. Gözlerimin içine bakmadığı için onun ne kadar korkak olduğunu düşündüm. Yüzüme bile bakmaya cesareti yoktu. Hikâyeye devam etmesini bekliyordum ki kısa bir bekleyişten sonra başka bir şey söyledi.

“O akşam yemeğinin olduğu gün, Narin ile bir ilişkim yoktu.” Ayağa kalktım.

“Anlayamadım?” dedim gerçekten de kafam karışmış bir halde. Ege Köksal, Narin Durukan’ın fotoğrafçı erkek arkadaşıydı. Bunu bilmeyen yoktu. Narin ölmeden önce de, öldükten sonra da bu her zaman böyle bilinmişti.

“İki ay önce ilişkimizi sonlandırdım. Narin’e sadece hayranlık beslediğimi fark ettim. Ona âşık değildim. Bilmiyorum, Vera. Aşk böyle bir şey değil diye düşündüm. İki ayın sonunda aramızda kalan tek şey saygı ve Narin’in takıntısıydı. Bu ilişkiyi takıntı haline getirmişti. Ayrılmamızı kabullenemiyordu. Ona göre yalnızca ara vermiştik.”

Demek bu yüzden sosyal medyadan ikisinin fotoğraflarını hiç kaldırmamıştı. Kimse ayrıldıklarını bilmiyordu. Narin, her şey yolundaymış gibi mutlu rolünü oynamıştı. Hiç sağlıklı durmuyordu.

“Peki… Neden ilk seni, onun erkek arkadaşı olarak sorguladıklarında hiçbir şey söylemedin?” Omuz silkti.

“Ayrılıp ayrılmamızın hiçbir önemi yoktu. Erkek arkadaşı veya yalnızca arkadaşı olmamın bir şey değiştirmeyeceğini biliyordum.”

“Peki Ender’e ne oldu? Yani o geceden sonra ne yaptı?” dedim hikâyeye geri dönmek isteyerek. Bağlantılı hikâyeler olduğunu söylemişti. Öyleyse o geceden sonra Ender’in hikâyesinin bir devamı olmalıydı.

Ender, o geceye dair kimseye bir şey anlatmadı. Narin ile aralarında birkaç yakınlaşma daha oldu. Ender, her ne kadar yapmayacağına dair yeminler etse de her defasında ona kanıyordu. Bu gizli buluşmaların sayısının artmayacağına dair yeminler ettikçe, öpüşmelerinin yoğunluğu ve aralarındaki elektrik daha çok artıyordu. Ender anlamıyordu. Narin, en son buluşmalarında onu öperken onu sevdiğini söylemişti. Ender dudaklarını ondan ayırdığında bu dediğinde ciddi olup olmadığını sordu. Narin, cevap vermedi. Sonra her zamanki gibi bunun aralarında bir sır olarak kalacağına dair söz istedi. Ender, onun gözlerinin içine bakarken Narin’in onu ne kadar arzuladığını görebiliyordu. Fakat onunla olmayı kabul etmiyordu.

“Neden ondan ayrılmıyorsun? Herkese açıklarız. Gizli buluşmak zorunda kalmayız.” Narin’i ikna etmek için söylediği cümlelerden biriydi. Narin ise asla kabul etmiyordu.

“Onu seviyorum, Ender. Yapamam.”

Bir insan iki kişiyi de sevebilir miydi? Ender bunu duyduğu zaman, pes etmişti. Bir daha ona kanmayacaktı. Aslında arkadaşlarını Narin’in tehlikeli biri olduğuna dair uyarılarda bulunabilirdi ama yapmadı. Bir yandan diğerlerinin Narin’i suçlamaktan çok, onu suçlayacağından korkuyordu. Narin’den şüphe etmektense her zaman yaptıkları gibi önce Ender’i gözden çıkarır, ona kızarlardı. Öte yandan Narin’in onların da canını yakacağını günü bekliyordu. Bu bencilce, şeytani bir duyguydu. Fakat yine de kandırılan, aldatılan ve ezilen tek kişi olması canını yakıyordu. Narin elbet bir gün onları da üzecekti. İşte o gün, Ender’e hak verirlerdi. Narin, aralarından tamamen çekip gidebilirdi.

Bu yüzden Narin’in aralarında var olmasına izin verdi. Herkesin onu sevmesini, Narin’in göz önündeki kişi olmasını seyretti. Ve elbette o da kendi yoluna baktı.

Narin ile gizlice buluştuğu o günün üzerinden üç ay geçmişti. Artık hayatına başka birini dâhil etmeye hazırdı. En başından beri sevgisini adlandıramadığı, en yakın arkadaşı olarak gördüğü kişi tüm sevgisini koşulsuz onunla paylaşıyordu. Neda. Basketbol takımına girdiği o günden beri, ona karşı inanılmaz bir çekim hissediyordu. Koruma içgüdüsü, en çok onunla uğraşma isteği, her şeyini ilk onunla paylaşma halleri… Arkadaşça sandığı bu duyguların zamanla aslında aşka dönüşebileceğini hissetmişti. Narin’e karşı olan sevgisinin karşılıksız olması ve ondan yediği darbeler gözünün açılmasına neden olmuştu. Ender, artık kendine çekidüzen vermek istiyordu. Düzgün bir iş, arkadaşlıklar ve karşılıklı bir aşk. Neyse ki bu kez hayal kırıklığına uğramamıştı. Neda da ona karşı boş değildi. Ender’in zamanla ona karşı artan ilgisine karşı koyamıyordu. Aralarındaki şeyin tam olarak bir adı konulmasa da, Ender bu aşkın platonik bir durum olmadığını biliyordu. Geçen günlerde hastalandığında, Neda onun için çorba kaynatıp bütün gün başında beklemişti. Tabi ki bunu arkadaş olarak da yapabilirdi. Fakat bu kez durum farklıydı. Neda, Ender’in ona yaptığı aşk itirafından sonra geri çekilmemişti. Gözünün içine bakarken resmen gözleri parlıyordu.

“Ender’in Neda’ya bir daha o gözle bakmadığını söylemiştin.” Dedim daha önce aldığım notları hatırlayarak. Ege, bu kez başını hafifçe çevirerek bana baktı.

“Onu Ender için değil, Anıl için söylemiştim.” Yanlış hatırladığım için kendime kızarak gözlerimi devirdim. Ender’in Neda’ya âşık olması şaşırılacak bir durum değildi. Ege’den duyduklarım kadarıyla aralarındaki bağın en başından beri güçlü olduğu belliydi. Fakat içimi huzursuz eden bir düşünce vardı. O da Ender’in Ege Köksal olmasıydı. İki ayrı kadına karşı duyduğu arzunun beni rahatsız etmesi tüylerimi ürpertti. Artık bir önemi var mıydı? Ege Köksal hikâyesi benim için bitmişti. Onun geçmişteki aşk hikâyeleri umurumda olmamalıydı.

Hayır, bir dakika. Cihan ve Arya sevgiliydi değil mi? Böylece Ender ve Neda bu ikili için biçilmiş kaftan olurdu. Berbat bir ruh halindeyken bile bilmece çözercesine tahminler yaptığımda kalbimin heyecanla atması inanılmazdı. Bu benim hayatımdı. Merak duygusu, araştırma isteği, kargaşanın ortasında bulunmak…

Güneş batmaya başlamıştı. Gün batımının turuncu ışığı Ege’nin önünde bulunduğu tül perdeden içeriye sızıyor ve yüzünü olduğundan daha parlak gösteriyordu. Ege, sık sık yutkunmaya başlamıştı. Üstelik aldığı nefeslerin de sıklığı artmıştı. Böyle zamanlarda, onun üzgün olduğunu ve sarılmaya ihtiyacı olduğunu anlayabiliyordum. Yine de bunu bugün yapmayacaktım. Ege, bana her şeyi anlatana kadar yalnız başınaydı. Sevgimi hak etmiyordu. Tüm bunları düşününce canımın yandığını hissederek yutkunmaya çalıştım. Benim halim de ondan farksızdı.

Ege, anlatmaya devam etti. Kurduğu ilk cümleden, en sonunda o akşam yemeğine geldiğimizi anladım. Nefesimi tuttum. Onun anlatımı bitene kadar da tutmaya devam edecek gibi hissettim.

Bölüm sonu

10 yorum