Arya, ikimiz arasında geçen kısa tanışma diyalogundan sonra doğruca kendini Ege’nin kollarına bıraktı. Ege ona o kadar sıkı sarıldı ki onu ne kadar çok özlemiş olduğunu o an anladım. Arya elleriyle Ege’nin saçlarını karıştırınca Ege huysuz bir tavırla başını geriye çekti.
“Yapma şunu!” dedi onun aksine Arya küçük bir kahkaha atarken. Ah, ikinci bir yeni kız arkadaş. Ne hoş. Ege’nin yakın arkadaş çevresinin her zaman böyle kızlardan oluşup oluşmadığını merak ederek istemsizce kollarımı birleştirip onları izledim.
“Hoş geldin, benim küçük cadım.” Dedi Ege, Arya’ya kocaman bir gülümseme bahşederek. Arya gülümseyerek özlem dolu bakışlarla ona baktı. Sonrasında bakışları bana döndüğünde utangaç bir tavırla başını öne eğdi.
“Ayakta kaldık. Bizi evine davet etmeyecek misin bay mızmız?”
“Ah, tabi. Önden buyrun.”
Ege’nin oturma odasına geçtiğimizde Arya hiç yabancılık çekmeden samimi bir tavırla ikimize tebessüm edip kendini koltuğa bıraktı. Koltuğun üzerindeki kare yastıklardan birini alıp başının altına koyduğunda yorgun gözlerle ikimize baktı.
“Gerçekten çok yoruldum. Uykusuz kalmaya asla dayanamıyorum.” Bu dediğine imalı bir gülümsemeyle karşılık veren Ege’nin gözleri benimkilerle buluştu. Uyku denince akıllara gelen ilk isim olmaya fazlasıyla alışkındım. Arya ile dakikasında ortak bir yanımızın çıkmasına şaşırarak bir diğer koltuğa oturdum. Bir yandan fazla rahatsız etmeyecek şekilde onu incelemeye devam ediyordum. Asi bir görünüşü olmasına rağmen yüzündeki mimikler onun zarif yönünü gösteriyordu.
Arya hemen toparlanıp başını yastıktan kaldırdı.
“Buraya gelme nedenlerimden bahsetmek istiyorum.” Yüzü bir anda çok daha ciddi görünmüştü. Elini sıkıntıyla saçlarından geçirdi ve bıkkınlık dolu bir nefes verdi.
“Hemen konuya mı giriyorsun? Size bir şey ikram etseydim.” Dedi Ege ayağa kalkmak için hamle yaptığında. Arya başını salladı.
“Ben bir şey almayayım, borcun olsun. Önce yapmamız gerekenleri halledelim. Sonrasında keyif kahvesi içebiliriz.”
“Yapmamız gerekenler?” dedim kendimi tutamayarak konuya dâhil olduğumda. Olaylar her zaman benim bilmediğim şeylerin doğrultusunda gelişiyordu ve her zaman en son öğrenen ben oluyormuşum gibi hissediyordum. Arya başını yana eğerek üzgün bir tavırla bana baktı.
“Ah, Vera. Keşke daha sakin ve doğru bir zamanda tanışma imkânımız olsaydı.”
“Durum ne kadar ciddi Arya? Sorun ne?” dedi Ege bütün dikkatini ona verip ellerini birleştirerek.
“Öncelikle Ege’yi telefonun bir ucunda sırıtarak bana heyecanla bir şeyler anlatacak duruma getiren kişinin kim olduğunu deli gibi merak etme durumum beni buralara getirdi diyebilirim. Bu işin keyifli yanıydı.”
Arya’nın büyük gülümsemesiyle Ege’ye yandan bir bakış attığını gördüm. Pozitif, güleç bir kızdı. Tebessümlerinin doğal olduğunu hissedebiliyordum. Göze zorlama gelmiyordu. Bu açıklamasından sonra biraz utanarak biraz da şaşkınlıkla Ege’ye baktım. Demek içini döktüğü, keyiflendiği zaman aradığı bir arkadaşı vardı. Menekşe’nin dostluğu bir yana, uzakta olmasına rağmen görüşmeye devam ettiği bir arkadaşıydı. Ege bakışlarımdan kaçarcasına gözleriyle halıyı incelemeye başladı. Hafifçe öksürdükten sonra ellerini çırptı.
“Evet, ciddi nedenden bahsediyorduk. Konumuzdan sapmazsak?” dedi Arya’ya buz gibi ifadesini yönelterek. Arya gözlerini devirerek konuşmaya devam etti.
“İşin ciddi kısmı ise… Narin’in soruşturmasının tekrardan başlatılacak olması. Kâbus yeniden başlıyor, Ege.” Arya ortaya öyle bir bomba bırakmıştı ki ikimiz de bu bombanın etkisiyle patlamadan etkilenmiş yaralılar olarak öylece kalakaldık. İkimiz de boş gözlerle, kilitlenmiş dudaklarımızla ona bakmayı sürdürdük. İlk olarak hızla toparlanan ben oldum. Boğazımı temizleyerek ortamdaki sessizliği bozmak istedim.
“Soruşturma yeniden mi başlatılıyor? Ama neden?” dedim Arya’dan bir açıklama yapmasını bekleyerek. Bu durum karşısında ne tepki verdiğini merak ederek Ege’ye döndüm. Korkuyordu, ürkmüştü, aynı şeyleri yeniden yaşayacağının verdiği karamsarlık bir anda üzerine çökmüş gibiydi. Sosyal medyada kendi hakkında yazılanların verdiği yaralar henüz kapanmamışken, bir önceki kapandı sandığı yaranın tekrar üzerinin açılması canından can götürüyordu.
“Ege? İyi misin?” dedim onu yeniden aramıza döndürmek isteyerek.
“İyiyim. Bunu nereden duydun?” İyiyim. Yalnızca geçiştirmek için söylediği düz bir kelimeydi. Aniden ayağa kalktı ve odanın içerisinde volta atmaya başladı.
“Hani avukatım ya ben, Ege… Aynı zamanda Türkiye’de olan birçok meslektaş arkadaşım var. Duyduğuma göre Asil Acar’ın bir tanıdığı yeni bir avukat arayışına başlamış. Onu yeniden düzgünce savunacak bir avukatın bulunmasıyla beraber eğer yeni bir kanıt, şüphe, tutunabilecek yeni bir dal bulabilirlerse davanın kısa süre içerisinde yeniden açılması çok muhtemel.”
Ege sıkıntıyla ellerini saçından geçirdi.
“Bir daha aynı şeyleri yaşamamızı istemiyorum, Arya. Bu olamaz. Yeniden basının gözlerime flaşlar patlatıp sorular sorması, avukatın hepimiz üzerinde gereksiz baskı kurması… Tüm bu psikolojiyi yeniden kaldıramam.”
“Şüpheli listesinde adım bulunmuyor olsaydı bizi savunabilirdim. Neyse ki bunu benim yerime yapacak işinde başarılı, güvenebileceğimiz arkadaşlarım var. Yeter ki biz yeniden bir olalım ki en az zararla çıkalım, Ege.”
“Demek Amerika’dan bu yüzden geldin. Sorgulanma sürecinde bir arada olabilmemiz için. Bizi erkenden uyarmak için?” Arya usulca başını salladı. İkisi öyle hararetli konuşuyorlardı ki dâhil olup konuşmalarını bölemedim. Arya’yı tanımadığım için onun yanındayken fevri yanımı dizginlemeye çalışıyordum.
“Olayların seyrini değiştirebilecek bir durum yok değil mi? Ortada sizi sıkıntıya sokabilecek, yanlış anlaşılmaya mahal verebilecek bir kanıt yok?”
Arya kararsız kalarak başını yana eğdiğinde bir sorun olduğunu anladım.
“Ah, harika. Bilmediğim ne kadar çok şey var… Sana daha önce içinizden birinin biraz olsun Narin’in ölümüyle bir ilgisi olup olmadığını sorduğumda evet demiştin. Bu onunla ilgili bir durum değil mi?” Bu kez sorum doğrudan Ege ile ilgiliydi. Ege bir cevap veremeyerek öylece yüzüme baktığında sinirle bir kahkaha attım. Oturduğum yerden kalkıp başımı anlam veremeden salladım.
“Ben neden buradayım Ege? Beni neden bu hikâyenin içine sürüklüyorsun? Saklamayı seçtiğin şeyler varsa beni boş yere dâhil etme. Sen tamamen yoksan ben bu hikâyeye girmek istemiyorum.”
“Sen bu hikâyeye girmedin. Sen benim hayatımın içine girdin, Vera.” Dedi Ege cevap vermek yerine kelimelerimi düzelterek.
“Tamam… Öyleyse neden çıkmama izin vermiyorsun?”
“Veremiyorum.”
“Neden?” dedim büyük bir dolmuşlukla ona doğru yürüyerek. Her şey o kadar üst üste gelmişti ki artık bardağı taşıran son damlaları tutamamaya başlamıştım.
“Gerçekten bunu soruyor musun? Daha doğrusu bunu istiyor musun? Hayatımdan çıkmayı bu kadar istediğini bilmiyordum.” Son cümlesindeki hayal kırıklığını işitince kendimi durdurdum. Birbirimizi yanlış anlayıp kırma konusunda gerçekten olağanüstüydük. Saniyeler içerisinde burun buruna gelip birbirimize diklenmemize her defasında daha çok şaşırıyordum.
Sanırım ikimiz arasındaki arzuyu attıran da tam olarak bu ani çıkışlarımızdan doğan tartışmalardı. Her defasında tartışıyor, en sonunda duruyorduk. Beni veya onu durduran şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Fakat bu kez ikimizin de durmasını sağlayan şey Arya’nın bedenlerimiz arasında aşağı yukarı salladığı eliydi.
“Sakin olabilir miyiz? İkinizin geçmişini ve yaşadıklarınızı bilmiyorum. Bu yüzden yorum yapmak haddime değil ama şu anki gergin durumun üzerine hepimizin sakin kalıp birbirine kenetlenmesi çok mühim.”
Dişlerini birbirine bastırarak çenesini sıkan Ege’nin gözlerini benim üzerimden çekmediğini fark edince ben de bakışlarımı kaçırmadan dik dik ona baktım. Bu kadar öfkelenmesini doğru bulmuyordum. Ben öfkelenebilirdim çünkü bu durumda haklı olan bendim. Sır küpü olmasından, susmasından, onun yerine gerçekleri bana başkalarının aktarmasından nefret ediyordum. Arya ona bakmadığımızı fark edince ellerini çırparak dikkati üzerinde toplamaya çalıştı.
“Ege, buraya senin ve diğerlerinin yanında olmak için geldim. Bu yüzden karalar bağlamayacağız. Bu soruşturmadan sıkıntısız geçeceğiz ve normal yaşantımıza devam edeceğiz ve Vera… Ege’ye değer verdiğini ve bu olanların bu yüzden bir şekilde seni de etkileyeceğini düşünüyorum. Yanlışsam beni düzeltir misin?”
“Yanlışsın.” Dedim zehir tükürürcesine sert bir şekilde konuşarak. Tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Onunla aramda bir problem oluşmasına gerek yoktu çünkü kendisini tanımıyordum. Fakat beni Ege’den tanıyarak hakkımda hükümler vermesi hoşuma gitmiyordu.
“Anlamadım?” dedi Arya. Şaşkınlıkla bana bakıyordu.
“Ege’ye değer verdiğim doğru fakat ben her zaman adaletin ve doğrunun yanındayım, Arya. Ortada bir yanlış varsa gözlerimi bağlamanıza, kulaklarımı kapamanıza ve dudaklarıma fermuar çekmenize izin veremem. Ne olduğunu, kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmeden kimsenin yanında yer alamam.”
Söylediklerim kalbimden geliyordu. Doğru olan buydu. Ege’ye koşulsuz güvenmek, onun yanında hiç şüphesiz yer almak benim en çok istediğim şeydi. Ancak Ege, konuşmayarak ona olan güvenimi sarsıyor ve beni bilinmezliklerle dolu olan bir yola sürüklüyordu.
“Daha önce de söylediğim gibi. Ben bir hukukçuyum, Vera. Emin ol adalet terazimi asla kaybetmem. Değil arkadaşlarım, annem babam suçlu olsun. Onları savunmak için iki adım ileri atmam. Kimseyi üç maymunu oynatmaya zorlayacak da değilim.”
“Güzel. Öyleyse bütün detaylarını bildiğin bir gecenin ardındaki gerçeklerini savunmada sana bol şans, Arya. Ne yazık ki hepimiz bu fırsata sahip değiliz.”
Koltuğun üzerindeki çantamı alıp ikisine de arkamı dönerek evden çıktım. Tam bahçesinden de çıkıyordum ki Ege'nin bileğimi tutup beni kendisine çevirmesiyle durmak zorunda kaldım.
"Vera! Bekle lütfen." Bir şey söylemesini umut ederek yüzüne baktım. Gözlerini kapattı ve birkaç saniye sonra sakinleşerek yeniden açtı. Tuttuğu nefesi dışarıya bıraktı. Verdiği bu nefesle içinde biriktirdiği ne varsa dışarı dökmüş gibi hissettim.
"Sana tüm olan biteni anlatacağım. Narin'in öldüğü gecenin birkaç gün öncesinden bugüne kadar olan her şeyi. Yalnızca birkaç gün toparlanmama izin vermeni istiyorum. Üç gün. Tamam mı? Üç gün sonra her şeyi bileceksin."
Çaresizliğini, bana yalvarırcasına bakan gözlerinde kaybolmaya başladığımı hissettim. Ege, benim bütün kendime olan inancımı kırıyor, kendime verdiğim sözleri saniyeler içerisinde yutmama neden oluyordu. Birine bu kadar kolay bağlandığım için kendime kızgındım. Baba kelimesinin anlamını yitirdiğim o küçük yaşımda erkeklere güvenemeyeceğimi öğrendiğimi sanmıştım. Fakat şimdi tam karşımda duran, güvenmek istediğim için paramparça hissettiğim adama bakarken kendime ihanet etmiş gibi hissediyordum.
"Tamam." Ağzımdan çıkan bu buruk kelime karşısında yeniden gözleri canlandı. Beni uçurumun kenarından çekip kurtarmış gibi garip bir sevinçti bu. Hızla başını salladı.
"Teşekkür ederim. Bana bir şans daha verdiğin için. Senden tek ricam tek başına hareket etmemen. Kadir'i arayacağım. Sana eşlik etmesine izin ver. Tüm bunların yanında seni takip eden bir düşmanımızın olduğunu unutma. Her şeye ben sebep olduysam benim çözmeme engel olma."
Bir kez daha başımı salladım. Gözümden bir damla yaş aktığında görmemesi adına ona sırtımı çevirdim. Hiçbir şey yapamamak, elimin kolumun birbirine bağlanması sinirlerimi yıpratmıştı. Ege daha fazla yanımda durup canımı yakmamak için Kadir'e telefon açtıktan hemen sonra yanımdan ayrıldı. Yaklaşık beş dakika sonra Kadir arabasıyla gelip beni aldı.
"Hoş geldin, Vera. Sakıncası yoksa birkaç gün sana eşlik edeceğim."
"Sağ ol, Kadir. Evimi biliyorsun değil mi? Doğruca oraya gidelim."
"Üzgünüm ama sizi çiftliğe götürmem söylendi. Bana soracak olursan orası senin için en güvenli yer olacaktır."
Hayretle ön koltuğa doğru başımı eğip ona baktım. Ege benim yerime ne çeşit kararlar alıyordu?
"Çiftlik mi? Ne çiftliği?" Kadir çoktan arabayı sürmeye başlamıştı. Mahcup bir şekilde arabanın ön aynasından bana baktı. "Merak etme, yarın Ege ve Arya Hanım da gelecek. Yalnız olmayacaksın." Tüm bu gelişmelere inanamayarak kafamı salladım. Titreyen telefonumu çantamdan çıkardım. Arayan Taner'di.
"Neredesin? Beni habersiz bırakıp çekip gitmelerinden bıktım artık Vera! Bir gün gerçekten senin yüzünden kalpten gideceğim."
"Taner emin ol ben de şu an nereye gittiğimizi ve neler olduğunu anlayamıyorum. Bildiğim tek şey bir çiftliğe gidiyor olmam."
"Ne diyorsun Vera? Başın belada mı?"
"Hayır. Başı belada olan başkaları var. Ben de onların yanında sürüklenip gidiyorum." dedim gözlerimi devirerek.
"Şifreli konuşuyorsan anlayamıyorum."
"Şifreli konuşmuyorum, Taner. Daha detaylı bilgi alabildiğimde seni haberdar ederim. Sen okuluna odaklan. En azından birimiz hayatına doğruca devam edebilsin..."
Taner'in kafasını daha fazla karıştırmadan telefonu kapattım. Telefonu kapattığımda Kadir ile göz göze geldim. Bir şey söylemek istiyor da söylemiyor gibiydi. Benim adıma üzgün olduğunu söyleyecekmiş gibi bir bakış vardı gözlerinde. Gözlerimi ondan kaçırıp dışarısını seyrettim. Bitecekti. Üç gün sonra tüm sorularıma yanıt alacak ve kendi yolumu çizebilecektim.
Yaklaşık bir saat sonra Kadir bizi Ege'nin bahsettiği çiftlik evine getirdiğinde evin tam önüne park edilmiş olan kırmızı vosvosu görünce şaşkınlıkla araçtan indim. Plakaya baktığımda bu arabanın Menekşe'nin arabası olduğunu anladım.
"Menekşe de mi burada?" dedim arabayı düzgün park edip etmediğini kontrol eden Kadir'e dönerek.
"Bir bilgim yok." dedi omuz silkerek. Tam o sırada iki katlı ahşap evin tam girişinden çıkan Menekşe kocaman gülümsemeyle bana çılgınlar gibi el salladı. Evin çatısı bana küçükken çizdiğim küçük evleri anımsatıyordu. Yemyeşil çam ağaçlarının çevrelediği eve hayranlıkla bakarken uzun yürüyüş yoluna doğru yöneldim. Bahçenin hemen sağ tarafında küçük bir süs havuzu vardı. Evin hemen verandasında ise sallanan, oldukça rahat görünen bir sandalye... Buranın kimin çiftlik evi olduğunu merak ederek Menekşe'nin yanına gittim. Menekşe hemen beni kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı.
"Biraz dinlenebildin mi?" dedi sağlığım adına endişe edip eliyle yüzümü tutup kendine doğru kaldırdığında.
"Bir saat kadar Ege'nin arabasında uyumuşum."
"Sen gelmeden hemen sana yatak hazırlattım. Bugün bol bol uyur, güzelce dinlenirsin."
"Burası kimin evi ve neden buradayız Menekşe?" dedim etrafıma hızla göz gezdirerek.





