Taner'in evinin tam önünde duran taksinin içinde en yakın arkadaşımı beklerken sabırsızlanmaya başlamıştım. Buraya gelmeden önce çok özlediğim evimde hızlı bir duş alıp üzerimi değiştirmiştim. Ardından evde hiç oyalanmadan bir taksiye atlayıp Taner'e koştum. Onunla konuşmaya, dertleşmeye, en önemlisi de ondan akıl almaya ihtiyacım vardı. Taner evinden çıkarken birinden gizleniyormuş gibi önce başını uzatıp etrafına bakındığında bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım. Kime baktığını anlamayarak taksinin camından başımı uzatıp yola baktım. Görünürde kimse yoktu. Taner endişeli sayılabilecek bakışlarla taksiye koştuğunda yanıma oturabilmesi için sola doğru kaydım. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde ona sarıldım.
"Ne bu halin? Birinden mi kaçıyorsun sen?" dedim ne olup bittiğini öğrenmek adına.
"Senin olanlardan haberin var mı?" dediğinde kısa süreliğine muhabbetimize ara verip taksiciye döndüm.
"Sümbüllü Restoran'a gideceğiz." Taner büyük bir şaşkınlıkla suratını gözlerimin önüne getirerek bana baktı. Sargılı bileğimi fark edince daha da büyüyen gözleriyle elimi işaret etti.
"Pardon? Neden oraya gidiyoruz? Ve bu elinin hali ne? Yine neden olayları geriden takip ediyorum, Vera?" Elimle onu geçiştiren bir hareket yaptım. Sümbüllü Restoran'a gidip Narin'in öldüğü geceyi araştırmak en başta yapmam gereken bir hareketti, geç kalmış bile sayılırdım. Ege, benden o adamı ilgilendiren konulardan uzak durmamı istemişti. Narin'i ve geçmişi araştırmak kural dışına çıkmak sayılmazdı. Kitabıma kaynaklık edecek her şeyin peşine düşebilirdim, bunda hiçbir sakınca yoktu.
"Sen her şeyi bir kenara bırak. Oraya gidince anlatırım. Söyle bakalım ne olup bitiyormuş?" Taner bana inanamayarak gözlerini devirdi. Yanından asla ayırmadığı ve şarjını sonuna kadar doldurmuş olduğuna emin olduğum telefonunu çıkarak internete bir şeyler yazmaya koyuldu.
Açılan sayfayı büyüterek telefonunun ekranını yüzüme tuttu. Kırmızı başlıkla yazılmış haberden gözlerimin algıladığı, dikkatimi geçen cümleleri okudum. Narin Durukan'ın ölümüyle birçok teoriye maruz bırakılmış şahıslardan biri olan Ege Köksal'ın birkaç hafta önce ilk defa görüşmeyi seçtiği gazeteciyle buluşmalarının başladığı duyrulmuştu. İşte o gazetecinin kimliği haberimizin devamında... Kalp atışlarım hızlanmaya başlamışken Taner hafifçe parmağını ekranda aşağıya doğru gezdirdi ve haberin devamını okumamı sağladı.
Çok şaşıracaksınız! Ege Köksal'ın görüşmeyi seçtiği gazetecinin asıl mesleğinin yayınevi müdürlüğü ve yazarlık olduğu öğrenildi. Vera Toksöz, eski gazeteci kimliğinin yanında şu sıralar bir yayınevinde çalıştığı gibi aynı zamanda kendi kitaplarını yazmanın peşinde. Vera Toksöz'ün Narin Durukan'ın hayatını kaleme alacağı dedikodular arasında... Ege Köksal, sosyal medyada çoktan topa tutulmaya başladı. Haberi okuyan kullanıcılar, Ege Köksal'ın Narin'in ölümünün üzerinden böyle bir teklifi kabul etmesinin samimi olmadığına dair yorumlar atmaya başladı. "Ege Köksal, gerçek bir ikiyüzlüsün." "Ege, kız arkadaşının hayat hikayesini anlatmayı kabul etmiş. Sen kimsin?" "Narin'in ailesinin bu olaya el atması gerekiyor." Bu gibi yorumlar, sabah saatleriyle sosyal medyanın gündemine otururken Narin Durukan'ın ailesinin konuyla ilgili yapacağı açıklama merak konusu oldu.
Stresten tırnaklarımı kemirmeye başlamışken Taner haberi kapattı.
"Twitter'ı açmama gerek bile yok. Bir numara Narin, iki numara Ege Köksal, üç numara hayat hikayesi, dört numara Vera Toksöz." Taner parmaklarıyla tüm bu gündem maddelerini sayarken korkuyla yüzümü ellerimin arasına aldım.
"Bu haberi kim uçurdu? Nasıl öğrenebildiler? Taner gerçekten aklım almıyor. Sana anlatacağım çok şey var... Ne olur bana bir akıl ver." Taner'e bana bir fikir vermesi adına yalvarıyorken Sümbüllü Restoran'a gitmek için doğru bir zaman olup olmadığını düşünmeye başladım.
Lanet olsun, bu haberin patlamasına sebep olan kişi her kimse işleri sarpa sarmayı başarmıştı. Ege'nin sabah bir hayli keyifli olduğunu düşünürsek olanlardan tıpkı benim gibi habersiz olmalıydı. Öğrenmesi çok uzun sürmezdi. Düşmanımızın tehlikesinden sonra aldığı önlemlerin ardından tüm bu olanlar onun kafasını karıştıracaktı. Onu az çok tanıyabildiysem ya onunla bir mağarada buluşmaya devam ederdim ya da bu kitap işini bitirirdi. Mağarada buluşmayı seçerdim. Sümbüllü Restoran'a doğru yaklaşırken Taner, siyah sırt çantasını açtı ve içinden siyah bir kep şapka ve lastik bir toka çıkarıp bana uzattı.
"Saçını topla ve şu şapkayı tak. Sümbüllü Restoran'da gazetecilere yakalanmak istemezsin değil mi? Şu an bile haber başlığını düşünebiliyorum. Vera Toksöz, Narin'in öldüğü yerde ne arıyordu? Sen artık bir ünlü sayılırsın, canımın içi. Seni her an her yerde yakalayabilirler. Buna uygun davran." Taner'in dizlerine kapanabilirdim. Ben tüm dünyadan bihaber yaşarken onun benim için her şeyi düşünmesi minnet duygumu kabartıyordu. Restoran'ın önüne geldiğimizde taksiciden biraz müsaade isteyip saçlarımı alttan küçük bir topuz yaparak şapkayı başıma geçirdim.
Üzerime giydiklerime kısa bir bakış attım. Beli ve bilek kısımları lastikli beyaz eşofmanımın üzerine giydiğim süt mavisi, ip askılı üzerime yapışan atletin üzerine dirseklerime kadar çektiğim eşofmanımın takımı olan, kapüşonlu beyaz hırkamı geçirmiştim. Mevsim geçişlerinde olduğumuz için çözümü bu şekilde buluyordum. Sıcak geldiğinde hırkamı çıkarıyor, hava esmeye başladığında hırkamı üzerime geçiriyordum. Kapüşonlu hırkamı üzerime aldığım için şükrederek taktığım siyah şapkanın üzerinden bir de kapüşonumu geçirdim. Taksiden indiğimizde Taner hayranlıkla bana baktı.
"Çok güzelsin be kızım!" Gülümseyerek koluna girdim ve dikkat çekmemeyi umarak başımı öne eğdim.
"Sorma! Umarım insanlar bana ajan gözüyle bakmaz. Bu haldeyken şimdiden utanmaya başladım." Restorana girer girmez içerisinin ne kadar kalabalık olduğunu fark ettim. Gündüzleri kafe, akşamları restoran olarak çalışan bu işletme lüks olduğunu bağırırcasına dekore edilmişti. Etraftaki gold işlemeler göze çarpıyordu. Gösterişli, her an düşecekmiş gibi duran büyük sarkıtmalı avizeler hemen hemen her masanın üzerinde bulunuyordu.
Sol taraf küçük masalarla ve daha sade bir şekilde dizayn edilmişken, sağ taraf uzun masalar ve ters çevrilmiş kadehlerle doluydu. Anlaşılan sağ tarafı, geceleri aktif hale getiriyorlardı. Beyaz, üzerinde altın rengindeki simlerle dikkat çeken masa örtüleriyle ve yüksek, turkuaz rengindeki sandalyeleriyle soylu insanların verdiği yemekleri anımsatan bu kısım hemen zihnimi canlandırdı. Bu masanın altında kendi gümüş, saten elbisesiyle kanlar içerisinde uzanan Narin'i görmemle gözlerimi kapatıp açtım. Taner beni hızla yönlendirerek kalabalığın bulunduğu sol tarafa, kafe kısmına doğru çekiştirdi.
İnsanların Narin'in ölümünden sonra hala buraya gelme cesaretinde bulunmasına şaşırarak etrafta boş bir masa aradık. Olay yeri incelemesine dönmüş bu yerin yeniden servise açıldığını duyduğum zaman bir hayli şaşırmıştım. Yapılan incelemelerden sonra restoran müdürünün ve restoranın tüm bu olanlardan aklanmış olmasıyla kullanıma yeniden açılmıştı. Fakat böyle bir kalabalığın tekrardan geleceğini düşünmezdim. Her ne kadar restoranın olaylarla bir ilgisi olmasa da burada genç bir kız hayatını kaybetmişti. Bu acı verici ölümden sonra burada sakince oturup yemeğini yemek, içeceğini yudumlamak midesizlik gerektirirdi.
Tüm bu düşüncelerimden Taner'in panik dolu tavırlarıyla çıktım. Beni herkese sırtımı göstereceğim bir sandalyeye oturtup, kendisi karşı sandalyeme oturdu.
"Önce bir şeyler söyleyelim. Bana olanları anlat, sonrasında buraya ne yapmak için geldiysen onu yaparsın." Sipariş vermek için gözleriyle bir garson aradı.
"Burada oturup bir şey yiyemem, Taner." dedim ona doğru yaklaşarak.
"Ben de yemeyeceğim, akıllı bıdığım. Amaç dikkat çekmemek." Ona hak vererek sandalyenin arkasına iyice yaslandım ve oturduğum yerde gömülerek sipariş vermesini bekledim. Garson yanımıza geldiğinde tek kolumu masaya yaslayıp başımı aksi yönde çevirerek yüzümü görmesini engelledim. Bu yaptığım son derece saçma bir hareketti! Kendimi gereksiz yere büyütüyormuş gibi hissediyorum fakat Taner haklıydı. Şu anda sosyal medyanın gündemine oturmuş biri olduğum için dünyanın en tanınır ünlüsüymüş gibi davranmalıydım. Kimseye yakalanmak istemiyordum.
Taner hızlıca menüden rastgele iki içecek seçip garsonu yanımızdan uzaklaştırdı. Ona hızlıca dün gece olanları anlatmaya başladım. Ege ile oynadığımız oyundan, onun odasında uyuduğum son ana kadar eksiksiz her şeyi anlattığımda gözleri yuvalarından fırlarcasına bakıyordu. Ellerini zayıf yüzüne koyup bir süre anlattıklarıma adapte olmaya çalıştı.
"Sen aptalsın." Söylediği ilk cümle bu olmuştu.
"Sağ ol, Taner." dedim gelen limonata bardağını bir kenara iterek.
"Hayır, gerçekten Ege haklı. Ne yapmayı düşünüyordun? Bir de bana her şeyin yolunda olduğunu söylediğin bir mesaj atıyorsun. Sana inanamıyorum."
"Bütün hakaretlerini ve öfkeni kabul ediyorum. Şimdi bana ne yapmam gerektiğini söyleyebilir misin bay dahi?" dedim kollarımı birleştirerek. Düşünüyormuş gibi parmaklarının uçlarını alnına yasladı ve gözlerini kapattı. Birkaç saniye sonra gözlerini açtığında harika tavsiyelerini bekledim.
"Ve sen Ege'ye adamın teklifinden bahsetmedin, öyle mi? Doğru mu anladım?" İşte can alıcı noktaya gelmişti. Kendimin bile sormaktan çekindiği sorulara parmak basıyordu. Bu yüzden onu seviyordum. Yalnızca beni dinlemiyor, üstüne kendimle yüzleşmemi sağlıyordu. Onu onaylayarak, biraz da pişmanlık dolu yavru kedi bakışımla başımı salladım. Taner anında yüzümdeki ifadeyle yumuşayarak dudaklarını büktü ve destek verircesine elime sıktı.
"Neden anlatmadın Vera? Adamla gerçekten işbirliği yapmayı düşünüyor musun?"
Sıkkın bir tavırla derin bir nefes aldım.
"Ne yapacağımı bilmiyorum Taner, bir yanım engel olamadığım bir şekilde adamla görüşmek istiyor. Merakım buna neden oluyor-" Cümlemi yarıda keserek elini elimden çekti ve arkasına yaslandı.
"Sen kafayı yemişsin. Bileğini bu hale getiren üzerine atlayan bir adamla görüşmek istemeni aklım almıyor."
"Onunla çalışmayı kabul edersem üzerime atlamayacak, Taner."
"Peki Ege ne olacak? Onunla yollarını ayıracak mısın? Çünkü adam tam da böyle söylemiş..."
Başımı masaya yatırarak kendi kabuğuma çekilip tüm bu olanlardan kaçmak istedim.
"Ege apayrı bir konu..." dedim yattığım yerden boğuk çıkan sesimle. Ağlamak istiyordum. Sebepsiz yere, saatlerce ağlamak.
"Apayrı bir konu çünkü?" dedi Taner beni sıkıştırmaya devam ederek. İkimizin arasına başka bir ses katıldığında başımı hafifçe kaldırarak baktım. Garson, Taner'e içecekte bir problem olup olmadığını soruyordu. Taner bir problem olmadığını söyleyip limonatasından sahte bir tavırla koca bir yudum aldığında adam gülümseyerek yanımızdan çekildi.
"Ege kafamı çok karıştırıyor Taner. Onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Onda garip bir şey var... Şeytan tüyü gibi bir şey. Yanından kaçıp gitmek istiyorum ama bir tarafım yanında kalmamı söylüyor. Benimle cehenneme gel dese gidecek kadar savunmasız hissediyorum kendimi."
"Ege, ona şeytan tüyü dediğini duysa çok gülerdi." dedi Taner sırıtarak.
"Dalga geçme, ciddiyim. Erkekler konusundaki güven problemimi biliyorsun. Fakat kendime inanamadığım bir şekilde Ege'ye çok güveniyorum çünkü bana öyle bir bakıyor ki içimi görüyor. Bense onun içini göremesem de hissettiklerini anlayabiliyorum. Sürekli onunla buluşmak istiyorum, bana hikayeyi anlatmasından çok kendinden bahsetmesini istiyorum. Benimle daha çok an paylaşmasını istiyorum. Öyle bir gülüyor ki onu mutlu etmeyi kendime görev biliyorum. Kafayı yiyeceğim, Taner. Duvarlarımı nasıl bu kadar kolay yıkabilirim?"
Ettiğim itiraflar karşısında ben bile kendime şaşırmışken gözlerimin dolduğunu hissettim. Tüm bunları anlatırken farkında olmadan ellerimi yumruk yapmış, tırnaklarımı avuç içlerime batırmıştım. Cümlem bittiğinde rahatlayarak ellerimi açtığımı fark ettim. Gerçekten de içimdekileri boşaltmak, hissettiklerimi cümlelere dökmek iyi hissettirmişti.
"Bu sabah aramıza mesafe koymamı istedi. İnanabiliyor musun?"
Taner bu dediğime küçük bir kahkaha atarak başını arkaya yasladı.
"Aşk öyle bir şey ki Vera, iki yıl olmuş, iki gün olmuş... Zaman bakmaksızın gelir kapına." Taner'in bu dediğine gözlerimi kısarak baktım.
"Aşk mı? Benim hissettiğim duygu bu değil. Hayır, değil. Ben o kapıları kapattım."
"O zaman neden aranıza mesafe koyma isteğine sinirleniyorsun?" Ona karşı durarak başımı hızla salladım ve ellerimi kabul etmediğimi gösterircesine iki yana açtım.
"Ben de ona bundan hoşnut olduğumu ve bir daha umurumda olmayacağını söyledim."
Taner bu dediğime inanmış gibi alayla başını aşağı yukarı salladı. Birkaç dakika hiçbir şey söylemeden birbirimize baktık. Az önce hislerimi açıklarken söylediklerimi düşündüm. Ege'yi zihnimden atamadığım bir gerçekti. Fakat daha da önemlisi kalbimle ilgili bir problemim vardı. Aşk denilen duygu, üstesinden gelinmesi gereken ciddi bir problemdi. Benim hissettiğim ise aşk olmayabilirdi. Aşk veya başka bir duygu, her türlüsü kalbimi sızlatıyor, aklımı karıştırıyordu. Bu isim veremediğim duygu beni içten içe kemirmeye başlayan bir fareydi. Fareyi kapana kıstırmalıydım. Evet, bunu yapmak benim için en iyi yoldu.
"Ona adamın bu teklifinden bahsetmeyeceğim. Bahsedersem iyice öfkelenecek. Benimle yollarını tamamen ayırır diye korkuyorum, Taner."
"Mesele kitabını yazmak yani... Öyle mi?"
"Sıkıştırma beni Taner! Ne olursa olsun Ege'yle buluşmaya devam edecek ve bu kitabı yazacağım. O gecenin üzerini kapatacağım. Kendi yoluma bakıp hikayeye odaklanacağım. Buraya bu yüzden geldim. Restoranın sahibi Hazan Hanım ile görüşeceğim."
"Bence kendi yolundan giderken, Ege'nin koyduğu kurallara uyum sağlamaya çalışmalısın. O hain adam, senin başına sokağın birinde çuval geçirecek diye ödüm kopmaya başladı. Bundan sonra asla yalnız gezme, sen nereye ben oraya!"
Ona teşekkür ederek elini sıktım. Ne olursa olsun yanımda olduğu için kendimi güvende hissediyordum. Şimdi, daha fazla oyalanmadan Hazan Hanım ile konuşmalıydım. Ona nasıl ulaşacağımı merak ederek çaktırmadan etrafı süzüyordum ki bir anda masamızın dibinde biten esmer bir kadının sesi irkilmeme neden oldu.
"Merhaba, Vera hanım değil mi? Sizi restoranımızda gördüğüm için hem çok şaşkın hem de çok memnunum. Hazan Pektaş, Sümbüllü Restoran'ın sahibiyim." Uzattığı elini sıkmak için oturduğum yerden toparlanarak başımdaki beyaz kapüşonu çıkardım ve elimi uzattım.
Gökte ararken yerde bulmak deyimi bu olsa gerekti.





