İçeriğe geç

Şafak Işığı

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Şafak Işığı

Bölüm 7

6. Bölüm esir

Odanın kapısı bir anda açıldı.

Emre'ye bir şey soramamıştım.

Belli ki onları çok korkutmuştum.

İlk içeri giren Ahsen oldu.

Beni görür görmez gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

"Asena!"

Bir anda boynuma sarıldı.

Canım acımasına rağmen onu itmedim.

Çünkü titrediğini hissediyordum.

Gerçekten korkmuştu.

"Salak."

dedi burnunu çekerek.

"Bizi çok korkuttun."

Ne diyeceğimi bilemedim.

Sadece başımı eğdim.

Haklıydı.

Ben bile ne olduğunu anlamamıştım.

Arkasından Mitra girdi.

Normalde duygularını göstermeyen biriydi.

Ama gözleri kıpkırmızıydı.

Sessizce yanıma oturdu.

Elimi tuttu.

Bir şey söylemedi.

Nedense bu daha çok dokundu bana.

Çağrı kapıdan kafasını uzattı.

"Yaşıyor mu?"

Ahsen döndü.

"Çağrı!"

"Ne var kontrol ediyorum."

İstemeden güldüm.

Sanırım günler sonra ilk kez gülüyordum.

Selçuk da içeri girdi.

Kollarını bağlamıştı.

Her zamanki gibi ciddi görünüyordu.

Ama gözlerinin altında oluşan morlukları fark ettim.

O da uyumamıştı.

"Bir daha bayılırsan haber ver."

dedi.

Kaşlarımı çattım.

"Bayılmadan nasıl haber vereyim?"

İlk kez yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Orasını da sen düşün."

Bir anda odadaki hava değişti.

Sanki herkes yeniden nefes alabilmişti.

Çünkü üç gündür ilk kez gözlerimi açmıştım.

Ve o an anladım.

Bu insanlar artık sadece ekip arkadaşım değildi.

Ailem diyemiyordum. Çünkü ailem dediğim herkesi kaybediyordum aileden öyleydi

Aileden bile daha güzel bir şeydi

Bir süre daha konuştuk.

Daha doğrusu onlar konuştu.

Ben dinledim.

Üç gün boyunca neler yaşandığını anlattılar.

Ahsen'in üç kez doktorla kavga ettiğini öğrendim.

Çağrı'nın gece yarısı gizlice yoğun bakıma girmeye çalıştığını öğrendim.

Selçuk'un bunu duyunca "aptal" dediğini öğrendim.

Mitra'nın ise üç gün boyunca neredeyse hiç uyumadığını.

Ve Emre'nin...

Emre'nin hastaneden bir kere bile çıkmadığını öğrendim.

Bunu duyduğumda istemsizce ona baktım.

Gözlerini kaçırdı.

Sanki konu hiç onunla ilgili değilmiş gibi.

O an içimde garip bir sıcaklık oluştu.

Ama üzerinde durmadım.

Çünkü utanıyordum.

Bir süre sonra doktor herkesi dışarı çıkardı.

Sadece Emre ve Mitra kaldı.

İlk gece çok konuşmadık.

Mitra pencerenin yanında oturup kitap okuyordu.

Emre ise sandalyede uyuyakalıyordu.

Başını duvara yaslamıştı.

İlk kez onu bu kadar yorgun görüyordum.

Ertesi gün biraz daha iyiydim.

Ayağa kalkabiliyordum.

Yürüyebiliyordum.

Ama doktor hâlâ taburcu etmiyordu.

Bu yüzden bütün gün sıkıntıdan ölüyordum.

"Canım sıkılıyor."

dedim.

Mitra kitabından gözlerini kaldırdı.

"Ölmekten iyidir."

"Bu kızın moral verme şekli çok kötü."

dedim.

Emre gülmeye başladı.

"Harbiden kötü."

"İkiniz de susun."

dedi Mitra.

İlk kez üçümüz aynı anda kahkaha attık.

İki gün sonra sonunda taburcu oldum.

Koğuşa geri döndüğümde Ahsen üzerime atladı.

"Özledim seni."

"İki gün oldu."

"İki yıl gibi geldi."

Çağrı araya girdi.

"Yalan söylüyor."

"Neden?"

"Çünkü ilk gün yatağını ele geçirdi."

"ÇAĞRI!"

Koğuş kahkahaya boğuldu.

Günler geçmeye başladı.

Eğitim.

Koşu.

Atış.

Temizlik.

Eğitim.

Koşu.

Atış.

Tekrar.

Bir süre sonra hepimiz bunalmaya başladık.

Bir akşam Çağrı yatağının üstüne çıktı.

"Arkadaşlar."

Bu tonunu biliyorduk.

Bu ton bela demekti.

"Hadi dışarı kaçalım."

Selçuk başını kaldırdı.

"Hayır."

"Tamam Selçuk sen gelme."

"Hayır siz de gitmeyeceksiniz."

Çağrı sırıtıyordu.

Bu hiç iyiye işaret değildi.

O gece saat iki civarında koğuştan çıktık.

Ben.

Emre.

Mitra.

Ahsen.

Çağrı.

Ve istemeye istemeye Selçuk.

Duvarın arkasından geçtik.

Nöbetçilerin olmadığı tarafı kullandık.

Yaklaşık yarım saat sonra küçük bir kasabaya ulaştık.

İlk kez haftalardır askeriyenin dışını görüyorduk.

Kendimi özgür hissediyordum.

Ahsen bir dükkândan abur cubur aldı.

Çağrı üç paket cips aldı.

Selçuk bunun saçmalık olduğunu söyledi.

Ama beş dakika sonra onun da elinde cips vardı.

"Yakalandığımızda hepiniz suçlusunuz."

"Tamam dede."

dedi Çağrı

Mitra gülmekten yere çöktü.

Yaklaşık iki saat boyunca dolaştık.

O kadar eğleniyorduk ki zamanı unutmuştuk.

Ve tam geri dönerken...

Bir ses duyduk.

"Ne yaptığınızı açıklamak ister misiniz?"

Donup kaldık.

Karşımızda komutan duruyordu.

Kimse konuşamadı.

Çağrı yavaşça elindeki cips paketini arkasına sakladı.

Komutan ona baktı.

Sonra cipse baktı.

Sonra tekrar ona baktı.

"Bu gerçekten işe yaradı mı?"

"Denedim komutanım."

O an hepimiz gülmemek için dudaklarımızı ısırıyorduk.

Ertesi gün kapının çok sert açılma sesiyle uyandik komutan çıldırmış gibi bağırıyor ve cezaları sayıyordu biliyorduk sonumuzun böyle olacağını ama yine de guzeldi

Sabahın beşinde kalktık.

Saatlerce koşu yaptık.

Koğuş temizledik.

Bahçe temizledik.

Tuvalet temizledik.

Çağrı hayatı boyunca verdiği bütün kararları sorguluyordu.

Ahsen onu öldürmekle tehdit ediyordu.

Mitra hâlâ gülüyordu.

Ben ise uzun zamandır ilk kez mutlu hissediyordum.

Ama mutluluk savaşta uzun sürmüyordu.

Yaklaşık üç hafta sonra koğuşun kapısı yeniden açıldı.

Komutan içeri girdi.

Bu kez yüzünde en ufak bir gülümseme yoktu.

Herkes ayağa kalktı.

İçimde kötü bir his oluştu.

Komutan birkaç saniye sustu.

Sonra elindeki dosyayı masaya bıraktı.

"Yeni görev emri geldi."

Koğuş bir anda sessizleşti.

Ve nedense...

Kalbim yeniden hızlanmaya başladı.

Komutanın yüzüne baktım.

Bir şeyler ters gidiyordu.

Bunu hepimiz anlamıştık.

Normal görev emri geldiğinde bu kadar sessiz olmazdı.

Bu kadar gergin görünmezdi.

Dosyayı açtı.

Birkaç saniye boyunca sayfalara baktı.

Sonra başını kaldırdı.

"Birliklerimizden biri dün gece saldırıya uğradı."

Koğuş sessizleşti.

"Şu an bölgede aktif çatışma var."

Kimse konuşmuyordu.

Nefes alışlarımız bile duyuluyordu.

"Bir saat sonra hareket ediyoruz."

Hazırlanmamız uzun sürmedi.

Artık hepimiz ne yapacağımızı biliyorduk.

Ama ilk görevimizden farklıydı.

Bu kez kimse şaka yapmıyordu.

Çağrı bile.

Araçta giderken camdan dışarı baktım.

Gökyüzü kapalıydı.

İçimdeki his de öyleydi.

Yanımda oturan Emre sessizdi.

Karşımda Mitra vardı.

Ahsen ellerini kenetlemişti.

Selçuk ise gözlerini kapatmıştı.

Sanki dinlenmeye çalışıyordu.

Saatler sonra görev bölgesine ulaştık.

Burası önceki yere benzemiyordu.

Uzaktan bile dumanlar görünüyordu.

Yıkılmış binalar.

Yanmış araçlar.

Sessizlik.

Korkutucu bir sessizlik.

"Pozisyon alın."

komutanın sesi duyuldu.

Herkes dağıldı.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini duyabiliyordum.

İlk silah sesi duyulduğunda irkildim.

Sonra ikinci.

Sonra üçüncü.

Ve bir anda her yer cehenneme döndü.

Kurşun sesleri.

Patlamalar.

Bağırışlar.

Telsiz sesleri.

Bir duvarın arkasına sığındım.

Emre hemen yanımdaydı.

"Asena!"

"İyiyim!"

Yalan söylüyordum.

Hiç iyi değildim.

Ellerim titriyordu.

Mitra karşı taraftan bağırdı.

"Sağ taraf temiz!"

Çağrı bir şey söyledi ama duyamadım.

Bir patlama sesi her şeyi bastırdı.

Dakikalar saat gibi geçiyordu.

Sonunda çatışma yavaşlamaya başladı.

Telsizlerden sesler geliyordu.

"Düşman geri çekiliyor."

Derin nefes aldım.

Bitmişti.

Sanmıştım.

Sonra...

Bir çığlık duyuldu.

"SELÇUK!"

Çağrı'nın sesiydi.

Hepimiz döndük.

Selçuk birkaç metre ilerideydi.

Ama yalnız değildi.

Dört düşman askeri etrafını sarmıştı.

Silahını kaldırmaya çalıştı.

Birisi arkadan vurdu.

Yere düştü.

"SELÇUK!"

Ahsen bağırdı.

Koşmaya çalıştım.

Emre kolumdan tuttu.

"Asena dur!"

"Bırak beni!"

"Geç kaldık!"

O cümle beni olduğum yerde durdurdu.

Selçuk ayağa kalkmaya çalışıyordu.

Yüzü kan içindeydi.

Ama hâlâ mücadele ediyordu

Bir asker onu sertçe yere itti.

Sonra ellerini bağladılar.

"SELÇUK!"

Bu kez bağıran Mitra oldu.

İlk kez sesinde korku vardı.

Gerçek korku.

Selçuk başını kaldırdı.

Bize baktı.

Sonra çok hafif gülümsedi.

Sanki bizi sakinleştirmeye çalışıyordu.

Delirmişti.

Gerçekten delirmişti.

Esir alınırken bile bizi düşünüyordu.

Bir araç geldi.

Onu içine attılar

Ve araç uzaklaşmaya başladı.

Ben hâlâ olduğu yerde donmuş şekilde bakıyordum.

Çağrı yumruğunu duvara geçirdi.

Kanadı.

Umursamadı.

Ahsen ağlıyordu.

Mitra hiçbir şey söylemiyordu.

Bu daha korkutucuydu.

Emre'nin eli hâlâ kolumdaydı.

Çünkü dizlerimin üstüne çökmüştüm.

Ve ilk kez savaşın ne demek olduğunu gerçekten anlamaya başlamıştım.

O gün çatışma sonunda yirmi düşman askeri etkisiz hale getirildi.

Ama bunun hiçbir önemi yoktu.

Çünkü aynı gün...

On üç askerimizi kaybetmiştik.

On üç aile parçalanmıştı.

On üç ev sessizliğe gömülmüştü.

Ve biz...

Selçuk'u geride bırakmıştık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.