Bir hafta sonra ilk görev emri geldi.
Sabahın köründe koğuşun ışıkları yandı.
Kapı sertçe açıldı.
"On dakika içinde hazır olun!"
Herkes bir anda yataklarından fırladı.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Bu eğitim değildi.
Gerçek görevdi.
Üniformamı giyerken ellerim titriyordu.
Ahsen bunu fark etti.
"Korkuyor musun?"
"Biraz."
"Ben çok korkuyorum."
İkimiz de istemsizce güldük.
Bahçeye çıktığımızda Mitra çoktan hazırdı.
Selçuk her zamanki gibi ciddi görünüyordu.
Çağrı ise gergin olduğu belli olmasın diye sürekli konuşuyordu.
Emre yanıma geldi.
"Sakın benden uzaklaşma."
"Tamam."
"Söz?"
"Söz."
Araçlara bindik.
Kimse konuşmuyordu.
Motor sesi dışında hiçbir şey yoktu.
Yaklaşık bir saat sonra görev bölgesine ulaştık.
Yıkılmış binalar.
Boş sokaklar.
Kırılmış camlar.
Daha önce televizyonda gördüğüm görüntülerin içindeydim artık.
Komutan kısa bir brifing verdi.
"Kayıp sivillerin olduğu ihbarı geldi."
"Çevre kontrol edilecek."
"Panik yok."
Panik yok demesi panik olmamamı sağlamadı.
Tam tersine daha çok korktum.
Binaya girdik.
Toz kokusu burnumu yaktı.
Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu.
Bir ses duyuldu.
Herkes durdu.
Nefes bile almıyorduk.
Selçuk silahını kaldırdı.
Mitra çevreyi kontrol etti.
Sonra ses tekrar geldi.
Ve bir kedi ortaya çıktı.
Çağrı derin nefes verdi.
"Hayatım gözlerimin önünden geçti."
Ahsen sinirli şekilde güldü.
Ben de gülmeye çalıştım.
Ama içimdeki korku geçmiyordu.
Görev ilerledikçe başım dönmeye başladı.
Son birkaç gündür doğru düzgün uyumamıştım.
Doğru düzgün yemek yememiştim.
Ama bunu kimseye söylemedim.
Emre birkaç kez bana baktı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Yalan söylüyordum.
Merdivenlerden çıkarken gözüm karardı.
Duvara tutundum.
"Asena?"
Emre'nin sesi uzaktan geliyor gibiydi.
"İyiyim..."
Ama değildim.
Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Ve her şey karardı.
Ayakta duramiyor nefes alamiyordum tetiklenmiştim
Ve o an yere yigildigimi hissetim
Gözlerimi açtığımda tavana bakıyordum.
Beyaz bir tavandı.
Başımı oynatmaya çalıştım.
Canım yandı.
"Doktor!"
Bir ses duyuldu.
Kapı açıldı.
Sonra başka bir ses.
Tanıdık bir ses.
"Asena?"
Emre.
Başımı çevirdim.
Gözlerinin altı morarmıştı.
Sanki günlerdir uyumamış gibiydi.
"Noldu?" diye fısıldadım.
Emre uzun süre cevap veremedi.
Sonra gözlerini kaçırdı.
"Üç gündür uyuyorsun."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Ne?"
"Yoğun bakımdaydın."
O an odanın sessizliği üzerime çöktü.
Ve ilk düşündüğüm şey kendim olmadım.
"Diğerleri?"
Emre ilk kez hafifçe gülümsedi.
"Mitra iyi."
"Ahsen iyi."
"Çağrı iyi."
"Selçuk iyi."
Derin bir nefes aldım.
Kimseye bir şey olmamıştı.
Ama nedense içimde kötü bir his vardı.
Çünkü savaşta bazen ilk kayıp insanlar olmazdı.
Bazen ilk kayıp...
İnsanın içindeki huzur olurdu
