GöldeOkul çıkışı hava serindi ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Bütün gün boyunca o çocuğun — yeni gelenin — varlığı aklımdan çıkmadı. Sanki nefes aldığım her an, bir yerlerde beni izliyormuş gibi hissettim.Kafamı dağıtmak için göle gitmeye karar verdim. Sessizliği severim. Suya bakınca içimdeki karmaşa biraz olsun durulur.Gölün kenarına vardığımda ayaklarım durdu. Çünkü orada… bir kurt vardı.Gerçek bir kurt. Kocaman, gri, gözleri sarı. Bana bakıyordu.Normalde korkmam gerekirdi. Bağırmam, kaçmam, en azından geri adım atmam. Ama hiçbir şey hissetmedim. Ne korku… ne panik. Sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi bir sakinlik çöktü üzerime.Bu daha da tuhaftı.“Hayvan işte,” dedim kendi kendime. “Bir şey yapmaz.”Ayakkabılarımı çıkardım. Sonra üstümü. Suya girmek istiyordum; içimdeki sıkışmış hissi ancak su alırdı.Kurt hâlâ oradaydı. Hiç kıpırdamadan. Sanki beni izliyordu.Suya girdim. Soğuk bir bıçak gibi tenime değdi ama hoşuma gitti. Biraz yüzdüm, biraz suyun içinde durdum. Ama gözüm hep kıyıdaydı.Kurt hâlâ gitmemişti.Elimi suya vurup ses çıkardım.“Kışt! Git artık,” dedim. Sanki beni anlıyormuş gibi konuştum. Neden böyle yaptığımı bilmiyorum.Ama o gitmedi. Sadece başını hafifçe yana eğdi. Sanki beni dinliyordu. Sanki… beni tanıyordu.Bu his içimi ürpertti. Korkudan değil. Korku yoktu. Ama bir şey vardı… Adını koyamadığım bir şey.Kıyıya doğru yüzdüm. Sudan çıkarken kurt bir adım bile geri çekilmedi. Sanki beni bekliyordu.Ve o an içimden bir cümle geçti, nereden geldiğini bilmediğim bir cümle:“Ben neden korkmuyorum?”Bu sorunun cevabını bilmiyordum. Ama bir şey kesin: Bu normal değildi. Hiçbir şey normal değildi.
Bölüm 2
Göl ve kurt

