İçeriğe geç

Sadece Yaz

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Sadece Yaz

Bölüm 8

Ve Zincirleri Kırılır

Akay ın ailesinin yazlığı İzmir in Foça ilçesindeydi. Deniz manzaralıydı ve sanırım huzur bir bina olsaydı bu yazlık olurdu. Denize yürüme mesafesi 5 dakika bile değildi. 3 katlıydı ve boyumun neredeyse 2 katı uzunluğunda tavanlarıyla kendimi cüce gibi hissetmeme neden oluyordu ama buna değerdi.

Gece eve girdiğimizde tozlu yataklarda yatamayacağımızdan küçük çaplı bir temizlik yapmıştık ama kesinlikle yeterli değildi.

Ben sabah uyandığım gibi odama yerleşmiştim.

Akay ın ailesi yani Candan teyze ve kemal amca benim öz ailem gibiydiler ve küçükken onlarla sık sık tatile gelirdim. Evet, arkadaşlarla toplu bir tatil yapmamıştık daha önce fakat neredeyse her yazım burada geçmişti. Fark sadece canım kankeytolarımın da bize katılacak olmasıydı.

Evin Zemin katında mutfak, mutfakla birleşik bir salon, küçük bir lavabo ve salonun bitiminde bir kış bahçesi vardı ama biz orayı genellikle tüm camları açarak teras olarak kullanırdık.

Üst katta Akay ın odası, benim odam, misafir odası ve yine bir lavabo daha vardı. Aynı zamanda kurutma ve çamaşır makinelerinin bulunduğu küçük bir oda da bulunuyordu.

En üst yani çatı katında ise Candan teyze ve Kemal amca nın yatak odası vardı.

Akay ailesinin yatak odasında kalacaktı, kendi yatak odasını da yiğit e verecekti. Benim odam misafir odasına göre çok daha genişti bu yüzden Eslem ve ben benim odamı paylaşacaktık. Mercan ise misafir odasında kalacaktı.

Normalde odamı mercan ile de paylaşabilirdim ama o asla biriyle odasını paylaşmazdı ve bundan nefret ederdi. Hanımefendi, düzeninin bozulmasından hoşlanmadığı için her şeyi kendine göre dekor eder ve kimseyle aynı odayı asla paylaşamazdı. Eğer paylaşsaydı bir sinir krizine kurban gidebilirdik ve bu benim güzel canım için büyük bir tehdit olduğundan asla mercan a bunula ilgili bir soru sormamıştım. Sormaya niyetim de yoktu. Hayatımla gayet mutluydum. ölümümün mercan ın elinden olmasına tabii ki izin vermeyecektim.

Odama yerleşme işim bitmişti. Mutfağa inip dolapları kontrol ettim. Tahmin ettiğim gibi yiyecek zerre bir şey yoktu. Derin derin nefesler alarak Akay ın odasına çıktım ve kapıyı öyle bir hışımla açmış olacağım ki bir anda yataktan fırlayıverdi.

“İnsan kapıyı çalar, sapık” diye mırıldandı ve yatağa geri yattı.

Yavaş ama korkutucu adımlarla yanına yaklaşmaya başladım. Eğer açsam,- hele ki sabah sabah- bu etrafımdakiler için pek hayırlı olmazdı.

Aslında rahat olur ve bir şeyler hazırlardım fakat evde ekmek bile yoktu. Hani oturup peynir ekmek bile yiyemezdik.

O yüzden Akay la alışveriş e gitme kararı aldım. Onu bunun için uyandıracaktım.

Akay ın dibine girip “alışveriş e gidiyoruz, dedim.

“kalk ve hazırlan, eğer ben giyinip gelene kadar hazır olmazsan, bitlenip saçlarını kazıttığında çektiğim fotoğrafları sosyal medyaya koyarım.”

En büyük kozum…. İyi ki varsın aşkitom.

Pis pis sırıtarak Akay a bakıyordum ki kalkıp yalvarmaya başadı.

“lütfen, lütfen, lütfen en sevdiğim arkadaşım. Seni çok seviyorum ve hemen üstümü giyiyorum. Sen endişelenme, arabaya geç bekle beni anahtar masanın üstünde, hemen geliyorum hemen.”

O koşa koşa tuvalete giderken arkasından tiz sesimle büyük bir kahkaha patlattım ve hızlıca odama çıktım. Altıma keten şortlarımdan birini giydim, üstümdeki tişörtü değiştirmeyecektim çünkü bu biz üşengeçlerin altın kurallarından biriydi.

Yüzüme de güneş kremi sürdüm ve saçlarımı tarayıp her zaman ki gibi topladım.

Odamdan çıktığımda Akay da tuvaletten çıkmıştı.

“Arabada 5 dakikadan fazla beklersem olacaklardan ben sorumlu değilim, diyeceğim ama” pis pis sırıttım; “ben sorumluyum.”

“tamam bebeğim, dediğim gibi hemen geliyorum.” Diyerek koşarak odasına gitti.

“Aferin, adam ol böyle” diye bağırdım ve hızlıca merdivenlerden inip arabanın anahtarlarını aldım ve arabaya geçip telefonumdan bir sayaç açtım. Beş dakikaya ayarlamıştım bile.

Şakam olmazdı. Hala açım.

3 dakika olmuştu ki Akay nefes nefese arabaya bindi. Omzunu pohpohlayıp “helal koçuma” diyerek onu biraz şımartayım derken elimi itti ve hıh, diyerek arabayı çalıştırdı. Tekrardan kahvaltı aman, müzik demişim, müzik açıp yola koyulduk.

Aklım hala yiyemediklerimdeydi…

Markete geldik ve kahvaltılık, canım aşkitolarım ballı peteklerim makarnalar ve çikolatalar, cips, sebze, yumurta, süt, meyve benzeri birçok şey alıp benden daha ağır olan alışveriş arabasıyla kasaya giderken Akay bir anda durdu ve birine seslendi.

“Güven!”

İsminin Güven olduğunu öğrendiğim çocuk bize bakıp gülümseyerek yanımıza geldi.

“vay, akay bey, sizi burada görmek büyük bir onur” diyerek Akay ın önünde küçük bir reverans yaptı.

Akay gülünce Güven ile tokalaşıp sarıldılar.

“Bu akşam topluca bize gelsenize, özledim sizi hem Burçak ile tanışırsınız” diyerek beni gösterdi Akay.

“güven, bu burçak, benim en yakın arkadaşım olur kendisi.”

“Selam Burçak, ben Güven, Güven Solmaz” diyerek bana elini uzattı.

“Selam Güven, ben de Burçak Eser” deyip karşılık verdim ve elini sıktım.

Kumral saçlı, yeşil gözlüydü ve fiziği çok güzeldi. Aynı tonlarda keten şortlu bir takım giyiyordu. Keskin yüz hatları vardı. Doğrusunu söylemek gerekirse taş gibi çocuktu maşallah. Akay, portre gibi arkadaş bulmuş kendine diye geçirdim içimden. Çocuk resmen Francisco Lachowski nin Türk versiyonu gibiydi.

Güven, vedalaşıp yanımızdan ayrıldı ve saat 21.00 da grupça geleceklerini söyledi. Akay arkadaşlarını çok özlemiş gibiydi. Hemen gidip güzel bir kahvaltı yapıp temizliğe girişmemiz gerekiyordu.

Hemen son birkaç şeyi de sepete attık ve kasaya geçip ödemeyi yaptık. Ne kadar ben ödemek istesem de akay asla izin vermedi ve cüzdanımı alıp cebine koydu. Bana hiç hesap ödetmeme gibi bir huyu da vardı ballı turtamın. Poşetleri arabaya doldurup eve dönerken Akay konuştu.

“Patlat bir müzik, temizlik için motivasyon gerek bebeğim.”

“yes, darlingciğim” diyerek İngilizce ve Türkçeyi harmanlayarak moda girdim, disco müziği açtım ve Ankara sokaklarına nispet yapar gibi son ses müzikle eve geri döndük.

………………………………………..

Eve gelmiş, malzemeleri yerleştirmiş ve güzel bir kahvaltı yapmıştık.

Türk uyudu sandınız değil mi? Hayır, kahvaltı yapıyordu.

Temizliğe girişmiştik. Akay toz alıyordu ve en üst kattaydı, ben de zemin katta elektrikli süper süpürgeyle cebelleşiyordum.

Alt katı bitirip bir üst kata çıktığımda Akay çoktan zemin kata iniyordu.

“kolay gelsin güzelim” diyerek göz kırptı.

“sağ ol yakışıklı, kolaysa başına gelsin” dedim ve ona bir öpücük attım.

Aşağı inerken de arkasından seslenerek toz işi bittikten sonra yerleri sileceğini söyledim.

Ben de o arada camları silecektim. Sonra da güzel bir yemek yerdik.

Tamam, diye seslendiğini duyunca işime geri döndüm.

……………………………….

Tüm temizlik işleri bitmişti ve saat 19.00 a geliyordu. Sırayla duşa girdik ve ben harika bir kremalı fırında makarna yaptım. Akay da ben yemeği pişirirken pofidik bir kakaolu kek yaptı.

Hamarat bebeğimden harika bir ev damadı olurdu gerçekten de.

Yemeklerimizi yerken Akay konuştu.

“çocukların gelmesine az kaldı, hepsini seveceğine eminim. Çok samimilerdir.”

“hm, hepsi İzmirli mi?” diye sordum.

“Hayır, Ayda Kütahyalı ve Cem de Eskişehirli. Burada yazlıkları var bizim gibi.”

Tam bir soru daha yöneltecektim ki kapı çaldı. Akay kalktı ve kapıya bakmaya gitti. Bende hayattaki en gamsız insan gibi yemeğimi yemeğe devam ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.