İçeriğe geç

Sadece Hayatta Kalmak İstiyorum

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Sadece Hayatta Kalmak İstiyorum

Bölüm 6

6. Bölüm

Zindanlar, taş duvarlardan sızan keskin bir rutubet ve küf kokusuyla doluydu. Sarayın ihtişamı, bu soğuk, nemli labirentte bir anda silinip gitmişti. Her adımımız, kaygan taşlarda yankılanıyor, uzaklardan damlayan suyun tekdüze ve rahatsız edici sesi bu kasvetli senfoniye eşlik ediyordu. Önümüzdeki muhafız elindeki meşaleyle karanlık koridoru aydınlatıyordu.

Kral Lucius, tam da söylediği gibi yanımda bana eşlik ediyordu. Gümüşi kanatları bu dar koridorda neredeyse duvarlara sürtünüyor, her hareketiyle adeta güç ve ihtişam gösterisi yapıyor gibiydi. Bugün yanımdaki varlığı koruyucudan ziyade, nihai bir yargıç gibi hissettiriyordu. Normal bir fantastik kitapta bu tarz bir karakter ya sorgusuz sualsiz ana karaktere yardım ederdi ya da ilk kitapta aşk yaşanıp terk edilen trajik figüran olurdu. Neden mi? Cevap barizdi: Çünkü sarışındı.

Onun hakkında düşündüğümü anlamış gibi "Umarım dün gece iyi dinlenebilmişsindir, Üstat Regina." dedi. Bu bir soru değil, bir gözlemdi; yorgunlukla kararmış göz altlarıma bakarak söylemişti. Sadece başımı sallayarak cevap verdim. Aşk üçgenindeki üçüncü sarışın yakışıklı tekerlek seni!

Benimle alay ediyordu, gece tabii ki uyuyamamıştım. Brev odadan ayrıldıktan sonra, kitabın özetini hatırlamak ve bana bir çıkış yolu sunacak bir şeyler bulmak için saatlerce kafa patlatmıştım. Regina tören sahnesinde suçlu olmaktan şüphelenilen bir yan karakter hatta figürandı. Özette ismi sadece bu kısımda geçiyordu.

Sonunda bir kapının ardında durduk. Muhafız anahtarı deliğe sokup kapıyı açtığında şok oldum. Leina siyah saçları yüzünü örtmüş, üzeri çamur ve kurumuş kan içinde, duvardaki zincirlere bağlı bir halde duruyordu. En rahatsız edici olan ise, sol ayağının doğal olmayan bir açıyla bükülmüş olmasıydı. Bir romantasy romanı için fazlasıyla karanlık bir sahneydi bu.

Leina geldiğimizi fark edince başını kaldırdı ve bakışlarını doğrudan bana dikti. Yüzü morluklar ve şişlikler içindeydi, sağ gözü tamamen kapanmıştı. Mavi gözü, saf ve katıksız bir nefretle yanıp tutuşuyordu. İçimde bir şey kıpırdadı; bu kadının bu kadar ağır işkenceye maruz kalması büyük oranda benim suçumdu.

"Kral Lucius," diye başladı. Sesi, beklenmedik şekilde pürüzsüz ve sakindi "Beni ziyaretinizle onurlandırdınız. Ve yanınızda... Callidus'un Üstat Büyücüsü. Törendeki gösteriniz hâlâ herkesin dilinde." "Gösteri" kelimesini hafifçe vurgulamıştı. Onun suçunu falla görüp kanıtladığımı -asıl amacım bu olmasa da- duymuştu demek.

Kral Lucius, kollarını göğsünde bağlamış, bizi izliyordu. Bakışları, Leina'nın her hecesini, benim her tepkimi kaydeden bir yargıç gibiydi.

Leina'ya bir adım daha yaklaştı. "Neden bu kadar direniyorsun? Bu senin için bir oyun mu? Senin gibi birisi küstahça, Üstat bir büyücüyle görüşme talep ederken ne düşünüyordu? Büyücü Regina'nın sana yardım edeceğini mi sanıyordun yoksa?" Onu sınıyor, kızdırmaya çalışıyor, ağzından çıkacak yanlış bir sözle ikimizi de ölüme mahkum etmeye hazırlanıyordu.

Leina'nın gözleri anlamsız bir ifadeye büründü. "Ben sadece... yanlış yerde bulunmuş biriyim. Tıpkı Üstat Regina gibi. O da beklenmedik bir yerde, beklenmedik bir rolde değil mi?" Hala casus olduğunu inkar ediyordu ama inkarı beni yalancı konumuna düşürebilirdi. Leina bakışlarını bana çevirdi. "Törende o kadar... yaratıcıydınız ki. O karanlık iksiri hazırlama fikri, gerçekten çok etkileyiciydi."

Bu bir suçlama değil, üstü kapalı bir soruydu. Onu neden bu duruma sürüklediğimi merak ediyordu. Verebilecek bir cevabım yoktu sadece büyük bir hata ve yanlış anlaşılmaydı. "Kadim bir aile geleneğidir," dedim, sesimi olabildiğince nötr tutmaya çalışarak.

"Tabii... Aile..." Leina'nın dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. Aniden, "Beni de mi öldürmeye mi geldin, Regina?" diye tısladı. "Callidus köpeği seni! Sırf yasaklı ,siktiğimin, kabus otunu getirmeyi reddettiği için babamı öldürdün kalpsiz kaltak!" Sözleri zindanın soğuk duvarlarında yankılandı. İkimiz de aynı yetimhaneden çıkmıştık ,babası falan yoktu. Callidus'la bağının olmadığını kanıtlamak için rol yapıyordu. Eğer Callidus'tan geldiği anlaşılırsa ikimiz de yanardık. Çünkü Callidus Krallığı'nın, Stultus Krallığın'na bir casus göndermiş olması savaş sebebi sayılırdı. Barış için gelen beni de, Kral Lucius en iyi ihtimalle zindanlarda çürümeye bırakırdı. Daha da kötüsü Leina ile aynı amaçla gönderildiğimi düşünseydi de muhtemelen öldürürdü.

Leina'nın delici bakışı hala üzerimdeydi. Gözlerindeki nefret o kadar gerçekti ki. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Kendimi onun hikayesinin figüranı sanıyordum, meğerse kötü adamıymışım.

Gözlerimden akan gözyaşlarına engel olamadım. Geriye doğru adım attım. Şimdiye kadar her şey bir oyun gibi gelmişti. Sanki hala kafedeymişim de D&D bir oyun oynuyormuşum gibi hissediyordum. Bu yaşadıklarımın gerçek olması ve şuan bu koğuşta duruyor olmam benim için fazlasıyla gerçekti artık. Elimden gelen en iyi şekilde rol yapsam da yetmeyebilirdi, tek hatamla sadece kendimi değil karşımdaki kadının da hayatını sonlandırırdım. Bunun farkındalığıyla yere yere yığılmak ve sadece ağlamak istiyordum, ama şimdi sırası değildi, dayanmalıydım.

Leiana'nın kanlı hali, Lucius'un ezici varlığı... Bu yük fazlasıyla ağırdı. Buradan uzaklaşmak istiyordum. Leina'yı bu cehennemden kurtaracak hiçbir gücüm yoktu. Bırak Leina'yı kendime bile nasıl yardım edeceğimi bilmiyordum. Geldiğim yere geri dönüp güvenli rutin hayatıma devam etmek için her şeyi yapardım. Ben sadece yarı zamanlı çalışan bir maliye öğrencisiydim. Regina olarak ise dost olmayan bir krallıkta mahsur kalmış, büyü yapamayan bir büyücüydüm.

Kral Lucius sessizliği bozup "Üstat Regina'yı nereden tanıyorsun?" diyerek sormak istediği asıl soruyu dile getirdi.

Leina tereddütsüz şekilde "Başta da size anlattığım gibi, bir tüccarın kızıyım. Büyücülerin... özellikle de Callidus Üstat Büyücüsünün pahalı talepleri olur. Mana eşyalarını kayıtsız el değiştirmenin cezası ağırdır. Babam öldüğünde, masasının çekmecesinde kayıt defteri duruyordu. Her müşterisinin kaydını titizlikle tutardı. Deftere sahip olduktan sonra katilinin kim olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekir." Planlanmış bir senaryoyu okudu. Bitap haldeyken bile güçlü duruşundan ödün vermeyip kendini savunurken bir yandan beni de korumuş oluyordu.

Lucius'un kaşları kalktı. Sıradaki tepkimi izliyordu. Hata yapamazdım. Leina'nın kurduğu oyunu mahvetmemeliydim. Kafemde D&D'de rol yapıyor gibi düşünmeli ve soğukkanlılıkla konuşmalıydım.

"Beni aşağılamak, seni bu paslı hücrenden kurtarmayacak," dedim. "Callidus'a hakaret etmek, sana sadece daha fazla acı getirir. Unutma, ben bu sarayın konuğuyum. Sen ise..." Gözlerimi kasıtlı olarak, o berbat şekilde bükülmüş ayağında gezdirdim. "...bir hiçsin."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.