Kameramın açısı mükemmeldi. Arkamda pahalı görünen bir kitaplık, yan masada ise zarif bir bardakta latte duruyordu. Ama bugün farklıydı. Rol yapmam gerekiyordu. Yüzümdeki ifade, o her zamanki eleştirel derinliğimden ziyade, pazarlanmış bir coşkuyu yansıtıyordu.
Sesimi yapay bir neşe katarak "Videoma hoşgeldiniz Dark okurlarım!" dedim. "Bugün sizlere edebiyat dünyasının en yeni fenomeni, Kader ve Karanlığın Tahtı'ndan bahsedeceğim. İtiraf etmeliyim ki, fantastik kitaplar benim tercih ettiğim bir tür değil. Siz de bilirsiniz, beni asıl çeken şey, Dark romance'un o karanlık, gri tonlarındaki ahlak anlayışları, yasak aşklar ve maskeler ardındaki yakışıklı yüzlerdir."
Kameraya anlamlı, derin bir bakış fırlattım. "Ama bazen ejderhaların kanat çırptığı, büyünün havada dans ettiği, sivri kulaklı ve kanatlı erkeklerin olduğu diyarlara da yolculuk etmek gerekiyor. Ve bu kitap, işte o yolculuk için kesinlikle okunması gereken bir başyapıt!"
Önümdeki ciltli kitabı iki elimle kavrayıp kaldırdım, kapağını okşarcasına gösterdim. Halbuki içindeki tek bir sayfayı bile okumamıştım. Ajans, kitabın kapsamlı özetini, "vurucu" cümleleri ve pazarlanacak anahtar kelimeleri bir dosya halinde önceden göndermişti. 482 bin takipçi gücü, bir videomla binlerce insanı o kitabı satın almaya ikna edebiliyordu. Bu seferki anlaşma için alacağım çek, çalıştığım kafede bir ay boyunca ayakta durmamın karşılığından daha fazlaydı.
Ajans notlarındaki cümleleri ezberden söylerken "Büyü sistemi... öyle orijinal ki!" diye devam ettim. "Karakterler o kadar yakışıklı ve derinler ki... kendinizi onların yerine koymamak elde değil. Ve olay örgüsündeki şaşırtmacalar... yani, kitabı elimden bırakamadım diyebilirim!"
Bu, kocaman bir yalandı. Fantastik denince aklıma gelen tek şey, sıkıcı elf sohbetleri ve gereksiz derecede uzun savaş sahneleriydi.
"Kesinlikle tavsiye ediyorum, arkadaşlar. Fantastik aşıkları için mükemmel bir kitap. Link bio'da! Bir sonraki kitap incelememde görüşmek üzere, Dark okurlarım!"
Videoyu durdurdum, yayınladım ve anında yapay neşe ifadesi yüzümden kayboldu. Kamerayı bir çırpıda kaldırıp kenara fırlattım. Yatağıma uzandım ve elimle, cildi kararmış, kenarları yıpranmış bir dark romance romanı aldım. "İşte bu," diye mırıldandım, "gerçek başyapıt."
O gece rüyalarımda ne ejderhalar vardı ne de büyüler. Karanlık sokaklarda kovalanıyor, yasak aşklar yaşıyor ve maskeli psikopatların peşinden koşuyordum. Ya da onlar beni kovalıyorlardı. Ta ki kendimi, aniden, dipsiz ve sessiz bir karanlık boşluğun içinde, süzülürken bulana kadar.
Gözlerimi açtığımda farklı bir yatakta olduğumu fark ettim. Başım zonkluyordu.
Alabildiğine yüksek, taş oymalarla süslü bir tavan. Duvarlarda, soluk, turuncu alevlerle titreyen meşaleler. Burası kesinlikle küçük yatak odam değildi.
"Rüya," diye homurdandım. Gece çok fazla kurgu okudum ve sonunda beynim eridi sanırım diye düşündüm.
Ayağa kalkmaya çalıştım, vücudum yorgun ve kurşun gibi ağırdı. Karşımda, antika bir çerçeve içinde büyük bir ayna vardı. Önüne geçtiğim an, kalbim göğüs kafesimden fırlayacak gibi oldu. Aynadaki yansıma, ben değildim. Yani kısmen ben değildim.
Yüz hatlarım aynıydı belki, ama artık gümüşi dalga dalga saçlarım ve yakut renginde, koyu kırmızı gözlerim vardı. Üzerimde, daha önce hiç görmediğim, ipeksi lila renginde bir gecelikle duruyordum.
Panik içinde etrafa bakındım. Oda, yontma taşlardan yapılma, soğuk ve kasvetli bir hücreyi andırıyordu. Yerdeki solmuş kırmızı halının üzeri ve duvarlara oyulmuş raflar, deri ciltli kitaplarla doluydu. Yatağın kenarındaki siyah bir cübbenin üzerinde bir tomar parşömen ve mühürlü bir zarf duruyordu. Zarfı titreyen parmaklarımla açtım. İçindeki yazı, anlamadığım semboller ve çizgilerle doluydu. Bazı harfler hafifçe parlıyor, sanki kıpırdıyor gibiydiler. Gerçekten beynim eridi sanırım. Zarfı hemen geri bıraktım.
Tam o sırada, odanın gölgeli köşesinde sessizce bir figür belirdi. Boyu ancak dizime gelen, yüzü yaşının getirdiği kırışıklıklarla oyulmuş, yaşlı bir adam. Biraz yeşil miydi bu adam? Zarifçe eğilerek selam verdi.
Sakin ve hürmet dolu sesiyle "Uyanmışsınız, Üstat Regina. Hizmetkârınız olarak, yolculuğunuzun yorgunluğunu üzerinizden atabildiğinizi umuyorum." dedi. Gözleri beni inceliyordu.
Şaşkınlıktan donakaldım. Regina? Hizmetkar? Bacaklarımdaki gücü kaybettim ve yatağa kendimi tekrar bıraktım. Aklıma gelen düşünceyle kaskatı kesildim.
"Hayır," diye fısıldadım, "Bu olamaz. Bu... bu tam bir fantastik klişesi!" Avuçlarımı yüzüme kapadım. Bu, her yerde gördüğüm ama okumayı sevmediğim "isekai" romanların girişiydi!
Hizmetkar, şaşkınlığımı fark etmiş olmalıydı. Sessizce yaklaştı ve zarfı yatağın üzerinden aldı. "Tören için hazırlıklar tamam, Üstat Regina. Kraliyet davetiyesini sizin için bir kez daha okumamı arzu eder misiniz?" Gözlerindeki bağlılığın gölgesinde, silik bir endişe de vardı.
Yaşadığım şoka rağmen, zar zor başımı sallayabildim. Yanlış bir hamle yapmadan önce, içine düştüğüm bu tuhaf durumu anlamalıydım. Önümdeki hizmetkar, bu numarayı bozulmamış bir şekilde sürdürebilmenin anahtarı gibi görünüyordu.
Hizmetkar, parşömeni açtı ve monoton bir sesle okumaya başladı:
"Saygıdeğer Callidus'tan Üstat Büyücü,
Sizi Krallığımızda ağırlamak, büyük bir şereftir. Kırılgan ittifakımızı perçinleyecek 'Niyet ve Bereket Töreni' için, sizin gibi bir bilgenin rehberliğine muhtacız. Gücünüze olan sarsılmaz inancımızı bildiriyor, kimliğinizi ifşa etmemenizi sessiz ve mütevazı tabiatınıza bağlıyor ve saygı duyuyoruz. Hizmetkârlarımız, sizi tören alanına götürmek için emrinizdedir. Güneşin ufku öptüğü vakitte buluşmak üzere.
Kral II. Lucius adına,
Saray Nazırı Valerius."
Zaten oturuyor olmasaydım yere yığılırdım. Bu yerler ve kişiler çok tanıdıktı.
Kader ve Karanlığın Tahtı...
Büyücü Regina...
"Hayır," diye inledim, başımı ellerimin arasına aldım. Ben ne bir büyücüydüm, ne de bu saçmalığın bir parçası olabilirdim. Aklıma gece çektiğim son video geldi. O yapay, parayla satın alınmış övgüler.
Para karşılığında methettiğim o lanet olası kitabın, kimsenin yüzünü bilmediği, büyücü bir karakteriydim! Kitabı okumamıştım bile, sadece özetini biliyordum.
"Tanrım," diye düşündüm, deliliğin eşiğindeki bir sakinlikle, "Para için yaptığım o saçma tanıtım yüzünden mi buraya düştüm? Bu, bir ceza mı?"
Oval kapının sert ve aceleci bir şekilde vurulması beni düşüncelerimden çıkarı. "Üstat Büyücü!" diye seslendi kaba bir ses, "Tören için vakit daralıyor. Hazır olduğunuzda size eşlik etmek için buradayız." dedi.
Hizmetkar, aceleyle yatağın üstündeki parşömen ve zarf yığınlarını toplamaya koyuldu.
Aklıma söyleyecek veya yapabilecek hiçbir şey gelmiyordu. Kafamı aynaya çevirmemle, ne kadar yabancı da olsa tanıdık gelen yüzle tekrar bakıştım. Ezberlediğim özette, kitap tören anında Regina casus şüphesiyle tutuklanıyordu.
Hizmetkar hala mektuplar ve zarflarla uğraşıyor, bazılarını ateşe atıyordu. Çevremde olanları pek idrak edemesem de aynada içi şok ve korkuyla dolu kırmızı gözlerime bakarken tek bir düşünce zihnimde yankılandı:
"Okumayı reddettiğim o lanet kitabın içindeyim. Ve şimdi tek istediğim, kimseye bulaşmadan, sakin ve uzun bir hayat yaşayıp, evime, kitaplığıma dönmek. Yani tek planım, bu saçma törende, kitaptaki gibi saçma bir entrika yüzünden ölmemek.