Ankara'nın kemikleri donduran kış rüzgarı, montumun yakasını havalandırarak çıplak tenimi ısırıyordu. Otobüs durağındaki demir direğe yaslandım. Gözlerim, şehrin cılız sabah ışığına alışmaya çalışırken, zihnim hâlâ gece okuduğum kitaptaki o son diyalogdaydı: "Beni mahvetmek istiyorsan, lütfen sonuna kadar devam et. Çünkü senin cehennemin, senin olmadığın her cennetten daha güzel."
Maliye derslerinin soğuk, rakamlarla dolu dünyasıyla; kitaplarımın tutkulu, gri tonlardaki ahlak anlayışına sahip karanlık evreni arasında gidip gelmek, her sabah yeniden başlayan bir döngüydü. Otobüs geldi, içeriye itişe kakışa doluşan kalabalığın arasında kayboldum. Kulaklığımı takar takmaz, en sevdiğim dark romance çalma listesi devreye girdi. Dünya, bir anda daha katlanılır, daha anlamlı bir hale geliverdi.
Üniversite, birbirinin aynısı akan saatlerden ibaretti. Hocanın monoton sesiyle anlattığı vergi mevzuatı dersindeydim. Defterime not düştüğüm; sınav için ezberlemem gereken formüllerle, o gece çekeceğim video için aklımda tutmaya çalıştığım pazarlama cümlelerine baktım. "Borçlanmanın makroekonomik etkileri..." ve "...okuyucuyu alıp bambaşka diyarlara götüren bir başyapıt..." ifadeleri yan yana duruyordu.
Ders biter bitmez, sırtıma görünmez bir yük daha binmiş gibi hissettim. Doğruca çalıştığım kafeye gittim. Müşterilere göre burası "kafe"den ziyade, epik fantezi hayranlarının uygun fiyata kahve içip hayali maceralar yaşadığı, Dungeons & Dragons temalı bir sığınaktı.
Kafenin kapısından içeri girer girmez, hava anında değişiverdi.Duvar kağıtlarındaki ejderha figürleri, raflardaki polyhedral zarlar, duvara asılı devasa bir "Harita" ve masalardaki kural kitapları, büyücü ve savaşçı minyatürleri...
Üniformamı – üzerinde birkaç inatçı kahve lekesi bulunan siyah bir önlük – giyerken, patronum Barış abinin sesi duyuldu: "Geldiğin iyi oldu! Kasa kayıtlarıyla uğraşacaktın, unutma!" Sesinde her zamanki telaşlı ton vardı.
İronikti, değil mi? Fantastik edebiyattan hazzetmeyen biri olarak, epik fantezi temalı bir kafede çalışıyordum. Ama kiranızı ödemek zorundaysanız, bazı şeylere göz yummak zorundaydınız. İş görüşmesinde kitap kurdu olduğumu ve Maliye okuduğumu söylediğimde, bu işi kapmıştım. Sayılarla aramın iyi olduğunu düşünmüşlerdi.
"Unutmadım Barış abi," dedim, zoraki bir gülümsemeyle. "Hemen başlıyorum."
Akşam, bir rutinler silsilesiydi: sipariş al, kahveyi yap, masaları sil, kasanın başına geç. Bir köşede, D&D karakterleriyle kendilerinden geçmiş bir grup vardı. Zar yuvarlıyor, kahkahalar atıyor, bambaşka bir dünyada yaşıyorlardı.
"Büyücüm, drudwarflara ateş topu atıyor!" diye bağıran bir genç, zarı masaya fırlattı. Acemi olmalıydı, çünkü dwarflarla savaşmaktansa onları ikna etmek çok daha akıllıca olurdu. Onlar için en değerli şey, topluma ait hissedebilmekti. Bir iş verirseniz yaparlardı. Dökümhanelerine veya madenlerine bir tehdit varsa, onu ortadan kaldırmak için her türlü anlaşmaya açıktılar. Yaklaşık 2 yıldır burada çalıştığım için çoğu senaryoya hakimdim.
İçimden bir ses, "Ah, keşke gerçek hayat da bir zar atışıyla çözülebilseydi," dedi.
Saatler, sürekli sıcak süt köpürtmenin, bitmek bilmeyen siparişlerin ve bazen görmezden gelmekte zorlandığım müşteri tavırlarının içinde akıp gitti. Ayaklarım ağrıdı, yüzümdeki yapay gülümseme eridi. Ama zihnim hep başka bir yerdeydi. Mola verdiğim o kısa anlarda, telefonumu açıp BookTok hesabıma göz atıyordum: "Dark_Okur". Takipçilerim beni eleştirel, keskin yorumlarımla ve karanlık temalara olan düşkünlüğümle tanırdı.
Telefonum titredi. Ajansın menajeriydi.
" 'Kader ve Karanlığın Tahtı' videosu için son tarih yarın. Etkileşimler iyi gelirse bonus var. Linki sabaha kadar at, lütfen."
Bir sonraki kirayı nasıl ödeyeceğimi düşünmek, borç stokunun milli gelire oranını hesaplamaktan daha stresliydi. Ajansın gönderdiği çek, neredeyse bir aylık kiraya denk geliyordu. Sadece bir video için. Okumadığım bir kitabı övmek, ahlaki sınırlarımı zorluyordu ama faturalar, etik tartışmalardan daha gürültülü ve acımasızdı.
Nihayet mesai bitti. Ev arkadaşlarımla kaldığım daireme döndüm. Yapacaklarım sırası belliydi: Üniformayı çıkar, hızlı bir duş al, makarna ye, videoyu çek, derse çalışmaya çalış, uyu. Kendime ayırabildiğim geriye kalan o kıymetli saatler romanlara dalıp gitmek için kullanılırdı. Mutfak tezgahının üzerinde, kapağını bile açmaya fırsat bulamadığım ciltli bir fantastik kitap duruyordu: "Kader ve Karanlığın Tahtı". Yarın videomdan sonra satışa sunulacaktı. Listemde daha bir sürü kitap olsa da bu kitabı yarın okumaya söz verdim ve vicdanım bir nebze olsun rahatladı.
Söylemem gerekenlerin üzerinden son kez geçtim. Kısaca kitap, kadın karakter olan Leina'nın Stultus Sarayı'na eğitimli bir casus olarak sızmasıyla başlıyor. Krala duyduğu nefretten dolayı , Prens İnanis ile tehlikeli bir ittifak kuruyorlar. Prens hak ettiği taht için, Leina ise intikam almak için kralı devirmeyi amaçlıyor. İnanis ile arasında eş bağı olduğunu öğreniyor. Sonda aslında yanlış kişiden intikam aldığını öğrenmesiyle seri devam ediyordu.
