Eylül, fotoğrafı elinde tutarak uzun süre kıpırdamadı.
“Beni o gün yalnız bırakma.”
Cümle zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.
18 Eylül.
Derin’in öldüğü gün.
Eylül fotoğrafın ön yüzüne tekrar baktı.
Fotoğrafta ikisi de gülümsüyordu.
Derin kameraya bakarken Eylül ona bakıyordu.
Fotoğrafın ne zaman çekildiğini hatırlamaya çalıştı.
Hatırlayamıyordu.
Daha garip olan ise fotoğrafın arkasındaki yazıydı.
Bu Derin’in el yazısıydı.
Eylül bunu biliyordu.
Çünkü yıllarca Derin’in defterlerini, notlarını ve mesajlarını görmüştü.
Ama neden böyle bir şey yazmıştı?
Eylül defteri tekrar açtı.
18 Eylül’ü bulmaya çalıştı.
17 Eylül’den sonraki sayfa boştu.
Bir sonraki de.
Sonraki de.
Sayfaların tamamı boştu.
Sanki Derin yazmaya devam etmek istemiş ama bir anda bırakmıştı.
Eylül parmağını sayfanın üzerinde gezdirdi.
Sonra defterin arka kapağında küçük bir çıkıntı fark etti.
Defteri ters çevirdi.
Kapağın içinde küçük, gizli bir cep vardı.
Eylül dikkatlice açtı.
İçinden katlanmış bir kâğıt çıktı.
Kâğıdın üzerinde sadece üç kelime vardı:
“Bana güvenme, Eylül.”
Eylül’ün yüzündeki ifade değişti.
Kâğıdı tekrar okudu.
“Bana güvenme…”
Bu cümleyi Derin yazmıştı.
Ama neden?
Derin neden kendi arkadaşına güvenmemesini söylüyordu?
Eylül kâğıdı cebine koydu.
Tam o sırada telefonunun ekranı aydınlandı.
Yeni mesaj.
“Defteri kapat.”
Eylül ekrana baktı.
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Henüz hazır değilsin.”
Eylül sinirlenmişti.
Bu kez beklemeden yazdı.
“Beni nereden tanıyorsun?”
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
“Derin’den.”
Eylül’ün parmakları klavyenin üzerinde kaldı.
“Derin sana ne anlattı?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra tek bir cevap geldi.
“Her şeyi değil.”
Eylül telefonu cebine koydu.
Artık bu evde kalmak istemiyordu.
Defteri çantasına koydu ve odadan çıktı.
Koridora geldiğinde bir şey dikkatini çekti.
Duvarın üzerinde eski bir takvim vardı.
Eylül takvime yaklaştı.
Sayfa 18 Eylül’de açık kalmıştı.
Kırmızı kalemle bir saat işaretlenmişti.
21.30.
Altında ise küçük bir not vardı.
“Toplantı.”
Eylül’ün kalbi hızlandı.
Toplantı mı?
Kimlerle?
Nerede?
Neden?
Eylül takvime daha yakından baktı.
Notun altında bir adres vardı.
Eylül adresi okuduğunda yüzü değişti.
Burası ona tanıdık geliyordu.
Dört yıl önce Derin’le buluşmak için sözleştikleri yerdi.
Eylül gitmemişti.
O gece Derin yalnız gitmişti.
Ve birkaç saat sonra…
Ölmüştü.
Eylül bir anda başını kaldırdı.
Telefonu yeniden titredi.
Bu kez mesaj çok daha kısaydı.
“Şimdi hatırladın mı?”
Eylül cevap vermedi.
Çünkü o anda zihninde yıllardır hatırlamadığı bir şey canlanmıştı.
18 Eylül sabahı Derin ona bir şey söylemişti.
Eylül bunu tamamen unutmuştu.
Derin ona şöyle demişti:
“Eğer bugün sana bir şey olursa, sakın…”
Cümle yarım kalmıştı.
Eylül devamını hatırlayamıyordu.
Ama artık biliyordu.
O cümleyi hatırlaması gerekiyordu.
Ve belki de dört yıl boyunca unuttuğu şey, Derin’in ölümünün gerçek nedeniydi.