Eylül, elindeki telefonu uzun süre kıpırdamadan tuttu.
Ekranda hâlâ aynı mesaj duruyordu.
“Derin’in sana anlattıklarının hepsi doğru değildi.”
Mesajı tekrar okudu.
Bir kez.
İki kez.
Üçüncüde ise kelimeler birbirine karışmaya başladı.
Derin’in sana anlattıkları…
Eylül’ün aklına yüzlerce küçük anı geldi.
Okulun koridorları.
Birlikte yaptıkları konuşmalar.
Derin’in sustuğu anlar.
Bir şey anlatacakmış gibi olup vazgeçtiği geceler.
Ve özellikle de…
Ölmeden birkaç gün önceki hali.
Eylül telefonu masanın üzerine bıraktı.
Sonra tekrar aldı.
Mesajın üzerine basılı tuttu.
Numara hâlâ kayıtlı değildi.
Aramak istedi.
Parmağı arama simgesinin üzerinde birkaç saniye bekledi.
Sonunda vazgeçti.
“Ya gerçekten Derin hakkında bir şey biliyorsa?”
Bu düşünce, Eylül’ün içini garip bir şekilde sıkıştırdı.
Ama daha korkutucu olan başka bir ihtimal vardı.
Ya mesajı gönderen kişi, Eylül’ün bilmediği bir şeyi gerçekten biliyorsa?
Telefon yeniden titredi.
Eylül irkildi.
Yeni bir mesaj gelmişti.
Gönderen yine aynı numaraydı.
“Bana cevap vermek zorunda değilsin.”
Eylül ekrana baktı.
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Ama geçmişi değiştirmeye başlamadan önce bazı şeyleri bilmen gerekiyor.”
Eylül’ün nefesi kesildi.
Geçmişi değiştirmek…
Bu cümle neden ona bu kadar tanıdık gelmişti?
Bir anlığına sabah gördüğü okul koridoru gözünün önüne geldi.
Derin.
Barış.
Eski sınıf.
Eski arkadaşları.
Her şey fazlasıyla gerçekti.
Ama o gün yaşananların bazıları, hatırladığı geçmişle aynı değildi.
Eylül yatağının kenarına oturdu.
“Ben ne yaptım?”
Telefonu tekrar eline aldı.
Bu kez yazdı:
“Sen kimsin?”
Mesaj gönderildi.
Eylül bekledi.
Bir dakika.
İki dakika.
Beş dakika.
Cevap yoktu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktı.
Tam ayağa kalkacakken ekran yeniden aydınlandı.
Tek bir cümle vardı.
“Bunu öğrenmek için önce Derin’in evine git.”
Eylül donup kaldı.
Derin’in evi…
Dört yıldır oraya gitmemişti.
Hatta o evin önünden geçerken bile başını diğer tarafa çevirmişti.
Çünkü o ev, Derin’in olmadığı ilk yerdi.
Eylül montunu aldı.
Kapıya doğru ilerledi.
Tam ayakkabılarını giyecekken durdu.
Telefonuna baktı.
Yeni bir mesaj daha gelmişti.
“Yalnız git.”
Eylül’ün içindeki bütün merak, yerini huzursuzluğa bıraktı.
Bu kişi onu tanıyordu.
Nereye gideceğini biliyordu.
Derin’in evini biliyordu.
Ve en önemlisi…
Eylül’ün geçmişini biliyordu.
Ama Eylül’ün bilmediği bir şeyi daha vardı.
Bu mesajı gönderen kişi, onun yalnızca geçmişini değil, geleceğini de takip ediyordu.
Eylül kapıyı açtı.
Dışarı çıktı.
Derin’in evine doğru yürümeye başladığında, telefonunun ekranı cebinde bir kez daha yandı.
Bu kez mesajın altında yalnızca tek bir kelime vardı:
“Hatırla.”
Eylül mesajı görmedi.
Henüz.