KARDELEN ŞİMŞEK
(Ertesi Gün)
Sabah uyandığımız gibi ağzımıza birkaç şey attıktan sonra ormana girdik. Nil yolu belki bulabileceğini söyledi. Ama o da bulabileceğinden emin değil. Nil önde Emir ve İpek onun arkasında yan yana yürüyorlardı ben ise arkalarında yürüyordum. Hepimiz yanımıza birer bıçak almıştık. Nil kaçırıldığı yerdeki adamların pek de arkadaş canlısı olmadığını şiddete eğilimli olduklarını söyledi. Kerem'in şiddete uğruyor olduğunu düşünmek canımı yakıyordu. Sanırım hayatımda biri için hiç bu kadar endişelenmemiştim. Kardeşim evden kaçtığında bile... Tabii ki kardeşim evden kaçınca endişelenmiştim ama Kerem'in kaybolmasında endişelendiğim gibi değil. Kerem'i en son gördüğüm gece İpek'in söyledikleri geldi aklıma. Acaba gerçekten benden hoşlanıyor muydu? Peki bu neden benim umurumdaydı? Saçmalıyorum o benim çocukluk arkadaşım ona karşı bu tarz bir şey hissetmiyorum. Kendine yalan söyleme Kardelen gayet de hissediyorsun. Tamam kabul ediyorum yakışıklı ve düşünceli biri ama bazen çok sinir bozucu oluyor. Mesela bana o gece prenses dediğinde çok sinir olmuştum ona. Hayır olmamıştın sadece ona öyle söylemiştin. Bunu da nerden çıkardın? Çünkü bu olaydan sonraki gün Kerem'i ararken sürekli bu anı düşündün. Doğru...
"Dünyadan Kardelen'e. Dünyadan Kardelen'e burada mısın acaba?" dedi Emir kafama vurarak. Kafamı yerden kaldırınca hepsinin bana baktığını fark ettim sanırım düşüncelerimle boğuşurken onları duymamıştım.
"Çok şükür aramıza döndün. Sabahtan beri sana sesleniyoruz. Hiç cevap vermiyorsun." dedi İpek
"Kusura bakmayın dalmışım. Ne diyordunuz?" diye sordum bu sırada gözüm Nil'e kaydı. Gerçekten de Kerem'e çok benziyordu. Fakat kafası karışmış gibiydi sanırım yolu bulamayacaktık.
"Sanırım kaybolduk." dedi bir çırpıda Emir.
"Ne?" dedim kafam karışmış bir şekilde.
"Her yer birbirine benziyor. Kafam karıştı." dedi Nil mahcup bir şekilde.
Onu rahatlatmak için "Tamam sorun yok bir şekilde buradan çıkacağız." dedim kararlı bir sesle.
"Geri dönüş yolunu bulabiliriz." dedi İpek.
"Nasıl?" dedi Emir. Gerçekten nasıl bulacaktık ki? Gerçi İpek'ten bahsediyoruz kesin bir şey yapmıştır.
"Yolda gelirken geldiğimiz yerlere küçük işaretler bıraktım. Daha doğrusu her dönüşümüzde. Mesela şu yönden gidersek kırmızı bir toz göreceğiz ağacın dibinde. Hangi ağaçtan sonra döndüysek o ağacın dibine birazcık kırmızı tebeşir tozu attım." dedi İpek. Bu kız gerçekten çok zekiydi.
"E ama yok artık. Kırmızı tebeşir tozu ne arıyor yanında? Bir insan kampa gelirken neden yanına kırmızı tebeşir tozu alır ki? Gerçekten bu kızın çantasında her şey var. Bu kadar şeyi nasıl o küçücük çantaya sığdırdın anlamıyorum." dedi Emir.
"Eğer ormana girmek zorunda kalırsak - ki girmek zorunda kaldık - kaybolmayalım diye aldım. Özellikle kırmızı seçtim ki her yerden gözüksün. Ayrıca siz hiç mi görmediniz ağaca dökerken beni?" diye yanıtladı Emir'in sorularını. Gerçekten her ihtimali düşünmüş. Getirdiği her şeyin işe yaraması da ayrı bir konu.
"Hadi dönelim o zaman." dedi İpek. Geri mi dönelim? Bu kadar çabuk mu pes ediyoruz. Daha hava kararmadı ki. Herkes geriye dönmeye başladı.
"Ben dönmeyeceğim." dedim sert ve karalı bir sesle. Hepsi bana döndü. Bana anlamaz gözlerle bakıyorlardı. Bunda anlamayacak ne vardı? Kerem belkide orada işkence çekiyordu veya belkide çoktan ölmüştü. Onu ne kadar çabuk bulursak onun için o kadar iyiydi. Ne kadar çok ararsakda o kadar hızlı bulurduk.
"Ne demek dönmeyeceğim?" dedi Emir.
"Dönmeyeceğim. Kerem şuan kim bilir ne halde. Hava kararana kadar arayacağım." dedim. Sesimi yanlışlıkla birazcık yükseltmiştim. Emir bu sözlerime şaşırmış gibi bakıyordu.
"Kardelen sen iyi misin?" dedi İpek elini omzuma koymasıyla yerimde sıçradım. İpek'in elini ittim. Şuan kimsenin bana dokunmasını istemiyordum. Sanırım şuan kriz geçirmek üzereydim.
"İyi miyim? Tabii ki iyi değilim. Çocukluğumdan beri yanımda olan arkadaşım kayıp. Nerede? Ne yapıyor? Ne halde? Öldü mü? Yaşıyor mu? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Her gün 1.30 saat arayarak Kerem'i bulamayız. Daha fazla aramalıyız. Anlıyor musunuz? Kerem kayıp! KEREM KAYIP! Kusura bakmayın ama Kerem kayıp iken gidip orada yemek yiyemem. Kerem kayıp iken gidip uyuyamam, oturamam veya sohbet edemem." diye içimdeki her şeyi döktüm. Kriz geçirdiğimi anlamış olmalılar ki hiçbiri bana dokunmuyordu. Yanıma gelmiyordu. Nil hariç. Nil, Emir ve İpek'e anlamayan gözlerle bakıyordu. Gözleri arada titreyen ellerime kayıyordu.
"Tamam sakin ol. Kerem'i aramaya devam edeceğiz. Ben eminim ki Kerem şuan iyi. Onu bulacağız söz veriyorum." dedi Emir sakinleştirici bir sesle. Tereddüt ederek kollarını açtı sarılabilmem için. Nefes alışlarım hızlanmıştı. Fakat şuan normale dönüyordu. Kriz yavaş yavaş son buluyordu. Kendimi Emir'in kolları arasına bıraktım. Kendimi daha fazla tutamayıp ağlamaya başladım. Sık sık bu tarz krizler geçiriyordum. Beni sakinlestirebilen 2 kişi vardı. Emir ve Kerem.
"Daha iyi misin?" dedi İpek. Sanırım ben Emir'e sarılırken Nil'e neler olduğunu anlatmıştı. Çünkü Nil artık şaşkın bakmıyordu.
"İyiyim. Kusura bakmayın. Biraz sert çıkıştım. Fakat içim yanıyor. Kerem'in ne halde olduğunu düşünmek canımı yakıyor." diye hislerimi açıkladım.
"Biz buna aşk diyoruz canım." dedi Emir bir anda. Kafamı kaldırıp Emir'e şaşkın bakışları attım. Ne dedigi hakkındaki jeton düşünce kafasına bir tane vurdum.
"Ahh, ne vuruyorsun ya. Gerçekleri söylemekte günah oldu. Ne dedimki ben şimdi? Sizin birbirinize aşık olduğunuz çocukluğunuzdan belliydi." dedi Emir acıyan kafasını tutarken.
"Kesinlikle katılıyorum." dedi İpek diğer yandan.
"Çocukluğunuzdan belliydi derken?" diye sordum. Gerçekten sadece buraya mı takılmıştım?
"Kerem geceleri herkes uyuyana kadar bekler. Herkesin uyuduğundan emin olduğunda senin yanına gelirdi. Bütün gece seni izler sonra yatağına geri dönerdi." dedi Emir.
"Ayrıca sende Kerem'i görücem diye kırk takla atıyordun Kardelen. Yeme bizi şimdi." dedi İpek. Düşününce gercektende Kerem'i görmek için çok uğraşıyordum. Sürekli onunla oynamak istiyordum. Fakat Kerem'in geceleri beni izlediğini bilmiyordum.
"Sen ciddi misin?" dedim Emir'e. "Ciddiyim." diye cevap verdi soruma. O günleri düşününce gercektende Kerem sabahları çok uykulu olurdu. Meğer sebebi beni izleyip gece çok az uyumasıymış.
(4 saat sonra)
Kerem'i yaklaşık 4 saat daha aradık fakat hiçbir şey bulamadık. Hava karardığı için geri dönmek zorunda kaldık. Çadırdan çıkıp İpek'in ne yemek yaptığına bakmaya karar verdim. Fakat İpek her şeyi bitirmişti.
"Bende tam sizi cağıracaktım. Emir! Gel hadi yemek hazır." dedi. Nil zaten buradaydı. Sanırım birlikte yapmışlardı yemeği. Emir de cadirdan çıkıp yanımıza geldi.
"Canım yemek istemiyor. Ben yemeyeceğim." dedim. Canım hiçbir şey istemiyordu.
"Bir şeyler yemelisin. Dünde hiçbir şey yemedin." dedi İpek bir anne edasıyla.
"Yemeyecegim. Size afiyet olsun. Acayip uykum var biraz uyuyacağım." deyip çadıra geri girdim. Kabus görmeden bir gece geçirmeyi dileyerek uykuya daldım.