Kaan o gece uyuyamadı.
Ezel’in söyledikleri zihninde dönüp duruyordu.
“Hâlâ oyunun içindesin.”
Ne oyunu?
Kim oynuyordu?
Ve en önemlisi… neden o?
Telefonunu eline aldı.
Ekran karanlıktı.
Ama birkaç saniye sonra titredi.
Mert:
“Uyumadın, değil mi?”
Kaan istemsizce gülümsedi.
Kaan:
“Belli oluyor mu?”
Cevap gecikmedi.
Mert:
“Bir şekilde… evet.”
Ertesi gün okul çıkışında yine buluştular.
Bu sefer aynı parkta değil.
Daha tenha, denize yakın bir yerde.
Hava serindi. Rüzgâr hafif esiyordu.
Kaan bankın kenarına oturdu. Mert yanına geldiğinde aralarındaki mesafe… dünden daha azdı.
“Dün korktun,” dedi Mert, doğrudan.
Kaan gözlerini kaçırmadı. “Korktum.”
Mert başını salladı. “Ben de.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ama bu sefer o sessizlik… daha yakındı.
“Garip bir şey söyleyeceğim,” dedi Mert.
“Söyle.”
“Seni tanımıyormuşum gibi hissediyorum… ama aynı zamanda sanki hep tanıyormuşum gibi.”
Kaan hafifçe güldü. “Bu bayağı klişe.”
“Evet,” dedi Mert. “Ama doğru.”
Kaan bir an durdu.
Sonra ilk kez, savunmasını biraz indirdi.
“Ben… eskiden iyi biri değildim.”
Mert hemen cevap vermedi.
Sadece baktı.
“İnsanlar değişir,” dedi sonunda.
“Ya değişemiyorsa?”
Mert omuz silkti. “O zaman yeniden başlar.”
Rüzgâr biraz daha sert esti.
Kaan’ın eli bankın üzerinde duruyordu.
Mert’in eli de… çok yakındı.
Aralarında sadece birkaç santim vardı.
Kaan fark etti.
Ama çekmedi.
Mert de çekmedi.
Tam o anda Kaan’ın telefonu titredi.
İkisi de irkildi.
Kaan ekranı açtı.
Bilinmeyen Numara:
“Onu da kaybedeceksin.”
Kaan’ın yüzü sertleşti.
Mert ekrana baktı. “Yine mi?”
Kaan başını salladı.
Bu sefer korkudan çok… öfke vardı içinde.
“Bu kişi kim?” diye sordu Mert.
Kaan cevap vermek üzereydi.
Ama durdu.
Ezel’in yüzü geldi aklına.
Sakin hali.
“Bilmiyorum,” dedi sonunda.
Ama bu bir yalandı.
Aynı anda, biraz ileride birinin telefonu ekran ışığıyla parladı.
Bir fotoğraf çekildi.
Sessizce.
Uzaktan.
Okulda ertesi gün hava daha da gergindi.
Kaan bunu artık inkâr edemiyordu.
Han Bey odasında oturmuştu.
Masanın üzerinde birkaç öğrenci dosyası vardı.
Ama dikkati başka yerdeydi.
Bilgisayar ekranında açık olan şey… bir uygulamaydı.
Siyah ekran.
Küçük bir yıldız simgesi.
“Sabah Yıldızı’nın Çocukları”
Han Bey kaşlarını çattı.
“Bu şey… öğrencilerin telefonuna nasıl giriyor?”
Kendi kendine konuşuyordu.
Ama cevabı bulmaya kararlıydı.
Koridorda Aslı yürüyordu.
Her zamanki gibi neşeli görünüyordu.
Ama adımları daha yavaştı.
Daha kontrollü.
Kaan’ı gördü.
Yanında Mert vardı.
Birlikte gülüyorlardı.
Aslı durdu.
Onları izledi.
Uzun süre.
Yüzündeki ifade yavaşça değişti.
Gülümsemesi… kayboldu.
Telefonunu çıkardı.
Uygulamayı açtı.
Ekranda tek bir seçenek vardı:
“Sonraki aşamaya geçilsin mi?”
Aslı parmağını ekranın üzerinde tuttu.
Bir an düşündü.
Sonra…
“Evet.”
Kaan o anda nedenini bilmediği bir şekilde huzursuz oldu.
İçine kötü bir his çöktü.
Sanki bir şey… başlamıştı.
Ve bu sefer, geri dönüşü yoktu.