İçeriğe geç

S O R U Ş T U R M A

Bölüm 2 · 7 dk okuma

S O R U Ş T U R M A

Bölüm 2

°BÖLÜM 2 (DÖNÜŞÜM)°

Başlıyor...

✴Şarkı : Roar - I can't hadle✴ change

Beni yalnız bırak.

Beni yalnız bırak.

Ne yaparsam yapayım, yine kendimi tekrarlıyorum.

Bunun senin hatan olmadığını biliyorum.

Hâlâ son zamanlarda sebep yere titremeye başladım.

Hiçbir sebep yokken.

Hiçbir sebep yokken.

--------------------------------------------------------

Yatağım da bir cesetten farksız bir şekilde uzanırken yaptığım tek şey saatin "Tik! tak!" Seslerini dinlemekten başka bir şey değildi. Baş ağrımı unutmak ve uykuya dalmak için saydığım bu ses artık sinirimi bozmaya başlamıştı. Kafamı hafifçe kaldırıp saate baktım.

09.59 olan saat hastane randevuma yetişmek için az kalan zamanımı vurguluyordu. Daha fazla doğruldum. Sonunda yataktan kalkacak gücü bulduğumda karşımda olan aynadaki kendimle göz göze geldim. Göz altı morluklarım günlerdir olduğu gibi yerinde duruyordu. Saçlarım ise terden tenime yapışmıştı. Ayrıca yüzüm kızarmış, dudaklarım şişmişti. Dışarıdan yüksek derecede ateşi olan bir hastadan farkım yoktu ama ben tam olarak hasta değildim. En azından fiziksel olarak.

"Ruhen dağılmamak için ilk önce etrafımızı toparlamalıyız. Etrafımızda düzen olmalı. Neden mi? Çünkü büyük çöküntüler ilk önce dağınıklıkla başlar. İlk önce kendimizi ardından etrafı toparlayamamaya başlarız. Yorgunuzdur çünkü. Sonra düşüncelerimiz dağılmaya başlar. Onu da toparlayamayız. Daha da yorgunuzdur çünkü. Raflardan düşen kitaplar gibi karmakarışıktır düşüncelerimiz. Her şey allak bullak olmuştur. Bu karışıklıkta doğru şekilde düşünememeye başlarız. Sonra düşünemediğimiz için sinirleniriz. Bu da daha çok düşünmeyi tetikler. İlk aşama böyledir."

"Bu sadece birinci aşamaydı. Sonraki aşamalar ne? Görmek istemiyorum, görmek istemiyorum. Sonraki aşamayı görmek istemiyorum ben." dedim başımı ellerimin arasına alarak. Nefes alışverişlerim hızlanmaya başladı. Düşüncelerim bulanıklaştı. Ne düşündüğümü anlayacak kadar kendimde değildim. Kalp atışlarımı bütün vücudumda yankılanırken bilincim artık varla yok arasındaydı. Birikmiş stresin etkileri vücudumda durdurulamaz bir etki yaratıyordu.

Sonra birden düşüncelerim durdu.

Yavaşça sakinleştim. Nefes alışverişlerim önce düzeldi sonra bu tempoda devam etti. Aklıma ve bedenime ego nüfuz etmeye başlamıştı. Enerji akışını tüm vücudumda hissediyordum.

Tabii ki de öyle bir şey olmayacaktı. Burada bahsi geçen kişi bendim. Dudaklarım iki yana kıvrılarak beni onayladı. Kendimi sadece birkaç dakika öncesine göre daha zinde hissediyordum.

Karşımdaki aynaya göz kırpıp hemen bu paspal görüntüden kurtulmaya karar verdim.

Islak saçlarım omzuma dökülürken kendime giysi seçmekle meşguldum.

Açık gri, kumaş, geniş paça pantolona ve beyaz gömleğe kaydı gözlerim.

Aynaya bakınca karşımdaki görüntüden memnun kalarak koyu gri trençkotumu giyip evden ayrıldım.

Otoparkta bulunan Audi A6 siyah arabayı görünce durdum. Bebeğime bindikten sonra gözlerimi dikiz aynasına dikerek direksiyonu çevirmeye başladım. Tam gözümü dikiz aynasından ayıracakken siyah bir silüet çarptı gözlerime. "Bu lanet olası da kimdi böyle!?" Kemerimi çözüp arka tarafa doğruldum. Ancak orada kimse yoktu. Şuanlık delirmediğimi farz ettim.

Arabayı çalışır halde bırakıp yavaşça kapıyı açtım. Temkinli ama olabildiğince seri adımlarla arabamın arkasında bulunan kalın kolona doğru yürüdüm. Ellerim belimde hissettiğim soğuk metale kaydı. Bir süre bu şekilde bekledim. Herhangi bir hareketlilik göremeyince ani bir şekilde kolonun ardına baktım. Ancak orada bulunan tek bir şey vardı. O da hiçliğin ta kendisiydi.

Beynim bana oyun oynuyor olmalıydı. Bir insan bu kadar hızlı kaybolamazdı. Günlerdir süregelen uykusuzluk ve migren ataklarım dolayısıyla halüsinasyon görme olasılığım hiç de az sayılmazdı.

Arabama doğru ilerlerken otoparkta yankılanan topuklularımın tok sesi düşüncelerime karışıyordu. Yankılanma oranının yüksek olduğu bu alanda birisi olsaydı sesi mutlaka gelirdi, gelmeliydi. Eğer orada birisi varsa sağlam kafada olmadığım için şükretmeliydi. Elimi neyse dercesine salladım ve İçimdeki şüphe kurtlarını bastırarak arabama bindim.

Kapıyı çift kez tıklattıktan sonra içeriye giriş yaptım.

"Selam, doktor."

"Bakıyorum da sürekli hastam gelmiş."

"Neden bana hasta olmama sevinmişsin gibi geliyor."

"Ahahah! Çünkü hastam sadece beni o zamanlar ziyaret ediyor."

"Hep hasta olduğum için sürekli geliyorum işte. Bu yetmez mi?"

"Peki, peki. Şimdi ana konuya dönelim Eliz. Yüzüne baktığımda yine migren ataklarının başlamış olduğunu görüyorum. Yorgun gözüküyorsun."

"Doğru tahmin doktor. Ben de bu yüzden sana geldim. Ancak yorgun olduğumu sana belli etmeseydim sen bunu anlamazdın doktor."

"Biliyorum Eliz. Her zaman güçlü görünmek senin karakterinde var. Sadece güçlü görünmekle kalmıyorsun zaten güçlüsün de. Ancak unutma ki sen de bir insansın. Yüz ifaden söylediklerimden pek memnun kalmadığını gösteriyor. Bakma öyle... Robot değilsin Eliz. Her neyse, seni daha fazla güçlü yapmak için çalışalım. Yeme düzenin ve uyku düzenin bozuk olursa bunların olması oldukça normal. Ancak bunlara dikkat etmene rağmen bunlar oluyorsa sıkıntı var. Söyle bana iyi bir yiyici olduğunu biliyorum ama şu aralar iştahın nasıl?"

"Normalde gayet düzenli bir şekilde yer ve uyumam gereken saatlerde uyurdum. Ancak sen de biliyorsun ki işler yoğunlaştığında bunları düzgün olarak yerine getiremiyorsun. Kendime işim yüzünden bakmayınca işimi yapamayacak hâle geldim işte. Günlerdir çalışamıyorum ne kadar da ironik haha! Çıldıracağım cidden." dedim ve ekledim "Ancak sadece bu sebeplerden dolayı arttığını düşünmüyorum. Düşüncelerim Mert. Onları durduramıyorum, Şurada." dedim parmağımla başımı işaret ederek. Sabahki düşüncelerimin tekrar aklıma gelmesiyle sertçe yutkundum ama araya fazla zaman sokmadan konuşmaya devam ettim.

"Asıl sorun burası. Burada sürekli bir akış var. Olasılıkları düşünmekten şimdiki zamanda kalamıyorum. Bu da beni yoruyor hâliyle. Kendimi son zamanlarda kontrol edemiyorum. Beni tamir et Mert." dedim git gide tonu düşen sesimle.

"Kontrolcü bir kişliğe sahipsin Eliz. Bir şeyler istemediğin gibi gidince Sinirleniyorsun, stres yapıyorsun. Bunlar elinde olmayan şeyler bile olsa. Bunu bırakmaya çalışmalısın. Bunlar seni yiyip bitiriyor. En sonunda seni hiçbir şey yapamayacak hâle getiriyor. Bu etkenler de migren ataklarını tetikliyor. Ancak unutma ki her şeyin bir çözümü vardır. Bunu hep sen bana derdin Eliz, hatırla. Şimdilik sana b2 vitamini yazacağım. Uzun vadede kullanımda işe yarayacak ve ağrılarını büyük ölçüde azaltacaktır. Diğer etkenlerde zamanla düzelir. Merak etme."

"Az önce bana sövdün sanırım. Neyse, dediklerini yapmaya çalışacağım doktor." dedim gülerek.

"Söylediklerim işe yaramazsa tekrar gelirsin." dedi göz kırparak.

Ardından ekledi "Şaka yapıyorum. İşe yarayacak merak etme." dedi beni rahatlatmaya çalışarak.

"Umarım doktor, umarım. Bir dahaki hasta oluşumda görüşürüz. Dikkat et o zamana kadar kahrımdan ölme." dedim alayla karışık ses tonumla.

Gülümsedi ve ellerini kapıdan çıkan ben için salladı.

Buna karşın ben de gülümsemiştim ama odadan çoktan ayrıldığım için o bunu göremedi.

Aldığım rapor sayesinde bugün işe gitmeme gerek kalmamıştı. Bu yüzden doğrudan eve gitmeyi düşünerek arabama doğru yol aldım.

Arabamın önüne vardığımda duraksadım. O an aklıma bir şey dank etti. Ben otoparktayken ya arabayı çalışır hâlde bıraktığımda başka birisi arabama bir şey yerleştirdiyse. Hâlâ arabamda olduğumu düşünsün diye arabayı kilitlememiştim.

Kendime söverek hiçbir şeyi farketmemiş gibi arabama bindim.

Arabayı otoparka parkettiğimde Saçlarımı hızlıca bağlayıp trençkotumu üzerimden atarcasına çıkardım ve arabayı kontrol etmeye başladım. İlk önce torpidoyu kontrol ettim. Koltukların altını ve üstünü, yeri ardından tavanı, arabanın göğüs kısmını kontrol ettikten sonra ne olur ne olmaz diye arabanın çevresini de kontrol ettim. Son olarak bagaja baktığımda herhangi bir cihaz veya başka hiçbir şey bulamamıştım. Ya benim aşırı derece de güven problemlerim vardı ya da orada gerçekten kimse yoktu.

Dakikalardır arabayı kontrol ettiğim için terlemiş ve yorulmuştum. Bir süre arabama yaslanarak dinlendim. Etrafta kimse yoktu. Gereksiz sessizdi. Gerçi insanların otoparkta parti yapacak hâli yoktu.

Yeteri kadar dinlendiğimde evime çıktım. Kapıyı açtığımda bir süreliğine olan çöküşümün etkileri net bir şekilde görülüyordu. Yere atılmış blazer bir ceket, vestiyerde dağılmış veya bitmiş ilaç paketleri, hazır yiyecek paketleri ve dahası. Şuanlık kendimi iyi hissettiğim için ruhumdan yansıyan dağınıklığı toparlamaya başladım.

Çalışma odama girmemle kapıyı kapatmam bir oldu. Tekrar açtığımda ise toplama işleminden vazgeçtim. Etrafta dağılmış dosyalar, belki aylar öncesinden kalan yapışkanlı kağıtlar ve notlar, birbiri ardına dizilmiş kağıt yığınları... Ayrıca burası hep dağınıktı. Toparlamaya çalışırsam birkaç gün boyunca içinden çıkamayacaktım ki zaten birkaç gün içerisinde tekrar dağılacaktı.

Sıcak bir duş aldıktan sonra yatağa uzanıp birkaç gün ki yorgunluğu örtmek istercesine uyumaya çalıştım. Uzun bir çaba sonrasında uykuya kendimi teslim ettim.

Uçurumdan düşerken arkada telefon zil sesimin melodisi çığlıklarıma karışıyordu ama çığlıklarım çok uzun sürmedi. Çünkü yere çakıldım. Birdenbire yatağımdan nefes nefese doğrulduğumda bunun bir rüya olduğunun farkına varmam çok uzun sürmedi. Saate gözüm kaydığında saatin 05.32 olduğunu gördüm. Kesik kesik olan uykum burada son bulmuştu. Bu saatte uyanmama yardımcı olan telefon zil sesim de bu sırada çalmayı bırakmıştı. Telefonu kimin aradığına bakmak için elime aldığımda beş cevapsız aramayla karşılaşmak sesli bir şekilde iç geçirmeme neden oldu. Normalde bu kadar derin uyumazdım. Küçük bir sesle bile uyananan benim bu sesle uyanmış olmam gerekirdi. Ancak yorgunluk üstün gelmiş olmalıydı. Aramaların işten olduğunu öğrendiğimde ise vakit kaybetmeden geri dönüt yaptım.

"Alo?" dedim sorarcasına.

"Acilen gelmen gerek."

"Önce bu saatte neden aradığını ve neden gelmem gerektiğini öğrenmem gerekmez mi?"

"Acilen incelemen gerekeken cesetler var."

Ceset kelimesindeki -lar -ler çoğulluk eki kullanılması durumun aciliyetini vurguluyordu. Birkaç saatlik uykudan sonra güne cesetlere bakarak başlamak pek iyi bir başlangıç sayılmazdı. Tabii başkaları için.

"Tamam, hemen geliyorum."

Telefonun kapanma sesini duyduktan sonra hızla hazırlanmaya başladım.

---------------------------------------------------------

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.