İçeriğe geç

S O R U Ş T U R M A

Bölüm 1 · 5 dk okuma

S O R U Ş T U R M A

Bölüm 1

°BÖLÜM 1 (ÇÖKÜŞ)°

DİKKAT! BU ROMAN RAHATSIZ EDEBİLECEK PSİKOLOJİK TAHLİLLER VE RAHATSIZ EDİCİ İÇERİKLER BULUNDURABİLİR. HASSAS OLDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSANIZ OKUMAYIN LÜTFEN!

Medaya karakterimizi oldukça iyi tanımlayan bir şarkı koydum. Eğer karakteri daha iyi tanımak isterseniz videoya biraz göz atmanız yeterli.

🔫 Şarkı : Panic! At The Disco - Let's Kill Tonight

Eğer geri çekilirse

Kelimeler, savaşlar ve senfoniler

Yer açın! Burayı devralıyoruz Ve sen de galentinsin

Soğuk ve yalnız, bu sana iyi uyuyor

Beni bir daha burada tünemiş bulamayacaksın

Ayakların sana iyi hizmet edebilir ve geri kalanı cehennemi boylayacak

Her zaman ait oldukları yere

Soğuk kalpler daha soğuk şarkıları oluşturur

Kader bize oyun oynayacak

Saf bir romantizim şarkısıyla

Öyleyse, ayaklarını yere vur ve ellerini çırp

Hadi bu gece öldürelim!

Bu gece öldürelim!

Onların hepsine sıradan bir tip olmadığını göster

🔫

_______________________________________

• Soğuk kalpler daha soğuk kitapları oluşturur. •

İyi okumalar 💫

Koltuğumda geriye doğru esnedim. Başım ağrıyordu.

Hem de çok.

Başım ağrıyor, başım ağrıyor, başım ağrıyor... Başıma balyozla vuruyorlarmış gibi hissediyorum. Vuruyorlar "Tak!" Zonkluyor. Ardından "Tak!" tekrar vuruyorlar. Başımı bunun etkisiyle çatlayacakmış gibi hissediyorum. Keşke çatlasa diye geçirdim içimden. Keşke çatlayıp ardından parçalara ayrılsa ve ben bu acıdan kurtulsam.

Dakikalardır aklımdan geçen tek cümle başım ağrıyordu. Başımın ağrısı gözlerime atıyor. Bunun etkisiyle gözlerim seğiriyor. Etrafıma doğru düzgün bakamıyorum bile. Kapattığım gözlerimi kısa bir süreliğine açınca göz göze geldiğim ilk şey yığınla dizilmiş dosyalar oluyor. Bakamamıştım. Günlerdir tek bir harf bile okuyamamıştım. Migren ağrım bana adeta işkence çektiriyor, delirtiyordu. Ben ise bu ağrının karşısında hiçbir işe yaramayan ilaçları almak dışında bir şey yapamıyordum.

Kapı iki kez tıklatıldı. Ardından kapı yavaşça açıldı. Giren kişi saygıyla girmesi gerektiğini biliyordu. Bilmeliydi de zaten.

"Savcı Hanım, Baş Savcı sizi odasına çağırıyor." Biraz duraksadı. Yavaş konuşarak bana işkence çektiriyordu sanki. Konuşmaya devam etti." Sizi görmek istiyormuş efendim." Başımla onayladım. Geldiği gibi yavaşça gitti.

Neden çağırdığını salaklar bile anlardı. Kendi kendime histerikçe güldüm. "Ha ha!" " Hahahaha! "

Kafayı yemedim daha ama yemenin eşiğindeydim.

Tabii ki günlerdir hiçbir halt yapmadığım için çağırıyordu. Sağlık durumumun pek iyi olmadığından haberdardı. Yine de bu bana müsamaha göstermesi için bir gerekçe değildi.

Sıcakladığım için çıkardığım ceketi omuzlarımdan geçirdim ve birkaç düğmesini ilikledim. Ardından Baş savcının odasına doğru yürümeye başladım.

Samimiyetten yoksun bir sesle "Buyur, kızım. " dedi. Ardından eliyle deri koltuğa oturmamı işaret etti. Söylediğini yaptıktan hemen sonra konuşmaya başladı. "Birkaç gündür pek iyi hissetmediğini duydum kızım." dedi.

Her kızım dediğinde ağzına çarpma isteğime karşı koymak zorunda kalıyordum. Çünkü bunu tükürürcesine söylüyordu. Kendime engel oldum ve yüzümü elimden geldiğince sabit tutmaya çalışarak

"Evet,efendim. Birkaç gündür işlerimi tam olarak yerine getiremediğim doğrudur. Ancak birkaç gün içinde bu durumun düzeleceğini umuyorum ve bu birkaç günün açığını en kısa sürede kapatacağım." dedim.

Yüzüme memnuniyetsiz olduğunu belirtircesine baktı ama kendini zorlayarak,en azından ben öyle tahmin ediyorum, gülümsedi. "Ummak." dedi bana bakarak. "Herkes bir şeyler yapmayı umar. Ama ne zaman bunları tam olarak yaparız? Bana ummak gibi kelimelerle gelme. Kesin ol ki ben de bu birkaç gün içinde olan tembelliğini yok sayabilirim." dedi.

Tembellik mi? Tembellik ha! Keyfimden yaptığımı düşünüyordu demek. Sinirlenmeye başladım. Avuç içimin terlediğini hissettim. Hem sinirden dolayı hem de gerginlikten. Ama ben rolüme alışmıştım nasıl olsa. Yüzüme hafifçe bir tebessüm kondurdum ve

konuşmamı sakince devam ettirdim.

"Nasıl isterseniz efendim, nasıl isterseniz. Bundan sonra elimden gelenin fazlasını yapacağım. Bundan emin olabilirsiniz." dedim.

"Biliyorum ama bundan emin olmak benim görevim öyle değil mi ? Biliyorsun, işsizliğin oldukça fazla olduğu bu ülkede bir işe sahip olanların işi elinde tutması için görevini layıkıyla yerine getirmelidir. Öyle değil mi? " Sesindeki alaylı tını resmen benimle dalga geçiyordu. Benim yerime geçirecek başka bir torpili olduğunu hiç sezmemiş gibi davranarak "Haklısınız, efendim." dedim. Beni kovmak için bir bahane arıyordu ve bunu bulmuştu. " Senin bu genç yaşına rağmen oldukça iyi işler başardığını biliyorum. Sadece başarıların devamı gelmedikçe bunun anlamı olmaz. Bunu hatırlatmak istedim." dedi. Bunun üzerine migren ağrımın yanına yoğun bir kusma isteği eklendi. Midemin boş olmasına rağmen içimdekilerini dışarı atma hissi beni bırakmıyordu. Bunları belli etmemek için kafamı sallayıp olabildiğince hızlı dışarı çıktım.

Ortak balkona vardığımda derin nefesler alarak bu iğrenç kusma isteğinden kurtulmaya çalıştım. Kusmak istemiyordum. Öğürmekten nefret ediyordum. Kusmamalıydım. Evet, evet kesinlikle kusmamalıydım.

Bir de bütün bunlar yetmiyormuş gibi kovulma tehlikesiyle karşı karşıyaydım. Resmen beni işten atmak için bahane bulma derdindeydiler. Tamam, biraz olsun haklı olabilirler ama tüm bunlar elimde olmayan sebeplerden kaynaklanıyordu.

Aradan bir süre geçtiğinde biraz olsun rahatlamıştım. Elimi iç cebime attım ve sigara paketini ellerimin arasına aldım. Çıkardığım sigarayı parmaklarımın arasında çevirmeye başladım. Seri bir şekilde bunu yapmaya devam ettim. Bu benim için rahatlama seansı gibi bir şeydi. Çünkü çoğu insanın bağımlı olup bırakamadığı ve sürekli beyninin bir tarafından onu içme dürtüsüyle savaştığı şey benim bu kadar yakınımdayken içmemem bana zevk veriyordu. İliklerime kadar tuhaftım. Tuhaf olduğumu başkalarından yüzlerce kez duymuştum. Ama tuhaf olma düşüncesi çoğu insanın aksine benim hoşuma gidiyordu. Farklı olmak... Hoştu.

Ben bu düşüncelere dalmışken Asaf balkona girdi. Selam verdikten sonra elimdeki sigarayı gösterip "Ucunu ateşleyebilirim istersen." dedi. Ben de cevaben "Hayır,sigara içmiyorum." dedim. Hafifçe güldü." Şaka yapıyor olmalısın. Geldiğimden beri elinde sigara tutuyorsun." dedi. "Tutmam içtiğim anlamına gelmiyor." dedim.

Garip bir şekilde yüzüme bakarak konuşmaya başladı.

"Mevzubahis sen olunca daha ne kadar şaşırabilirim bilmiyorum doğrusu." dedi.

Baş ağrımı arka plana atmaya çalışarak gülümsedim.

"Şaşırabileceğin kadar şaşıracaksın."

Hafifçe gülümsedi "Şaşırmayı bekliyorum o zaman." dedi meraklı ses tonuyla.

Ardından beni sigara kokusu yüzünden rahatsız etmemek adına balkonun başka tarafına doğru ilerledi. Bu nazik hareket günlerdir yaşadığım tek iyi şey olabilirdi ama olması gereken zaten buydu. Böyle şeyler beni mutlu etmemeliydi. Zaten mutluluğum beni şaşırtmayarak beş buçuk saniyeden fazla sürmedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.